1. İletilerinizde "teşekkür" ifadeleri yasaktır. Lütfen teşekkür ederim ... vb ifadeler kullanmayınız.Teşekkür etmek istiyorsanız ilgili iletinin altında yer alan "beğen"ebilirsiniz.
    Duyuruyu Kapat

Bu Sayfayı Paylaş

  1. A.UGUR Yeniçeri Ağası Yeniçeri Ağası

    Katılım:
    13 Mart 2009
    Konular:
    24
    Mesaj:
    104
    Alınan Beğeniler:
    4
    Ödül Puanları:
    18
    ATATÜRK’ÜN HAYATI VE KİŞİLİĞİ
    Değerli Öğretmen Arkadaşlarım,
    Sevgili Öğrenciler;
    Bugün yurdumuzun kurtarıcısı, devletimizin kurucusu, Ulu Önder Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 71. yıldönümüdür.
    Mustafa Kemal, 1881 yılında Selanik’te doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanımdır.
    Öğrenim hayatına Mahalle Mektebinde başlayan Mustafa Kemal, daha sonra buradan alınarak Şemsi Efendi Okuluna gönderilmiştir. Mustafa Kemal, babasının ölümünden sonra Mülkiye Rüştiyesine girdiyse de asker olmak istediği için buradan ayrılarak Selanik Askeri Rüştiyesine girdi. Askeri Rüştiyeden sonra Manastır Askeri İdadisine devam eden Mustafa Kemal, burayı da başarıyla bitirdi. Harp Okulu ve Harp Akademisini bitirerek Kurmay Yüzbaşı olarak ordu saflarına katıldı.
    1911 yılında, İtalyanların Trablusgarp’a saldırıları üzerine bölgedeki halkı teşkilatlandırmak üzere bu bölgeye gitti. Mustafa Kemal, Derne Cephesinde elindeki bir avuç gönüllü ile büyük bir direniş örneği göstererek düşmanı geri püskürtmüştür.
    1911’de binbaşılığa, 1914’te de Yarbaylığa yükselen Mustafa Kemal, I.Dünya Savaşının çıkmasıyla Çanakkale Boğazını savunmakla görevlendirildi. Arıburnu’nda, Anafartalar’da, Conkbayırı’nda yaptığı savaşlarla askeri yeteneğini kanıtlamıştır.
    Mustafa Kemal, Mondros Ateşkes Antlaşmasının imzalanmasından sonra ülkenin içinde bulunduğu durumdan ancak millet egemenliğine dayanan, kayıtsız şartsız yeni bir Türk Devleti kurmakla kurtulabileceğini görmüştü. 19 Mayıs 1919’da Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz bu kararını uygulamaya koydu.
    Kurtuluş Savaşı sırasında yaptığı görevler ve elde ettiği başarılar Onun askerlik dehasını gösteren en güzel örneklerdir.
    23 Nisan 1920’de T.B.M.M.’ni açan Mustafa Kemal, 13 Eylül 1921’de Sakarya Meydan Muharebesini kazanarak 19 Eylül’de Mareşallik rütbesi ile Gazi unvanını aldı.
    30 Ağustos 1922’de Başkumandanlık Meydan Muharebesini kazanarak Türk’ün gücünü bütün dünyaya ilan etti.
    29 Ekim 1923’te Gazi Mustafa Kemal, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı oldu.
    1937 yılı sonlarında rahatsızlanan Mustafa Kemal, 10 Kasım 1938’de yani bundan tam 71 yıl önce saat 9’u 5 geçe hayata gözlerini kapadı.
    Sevgili gençler, buraya kadar bahsettiklerimi eğitim – öğretime başladığınız ilk günden itibaren sürekli dinlediniz. Evet, Ulu Önderimizin hayatını bilmek her Türk gencinin görevidir. Ancak Atatürk’ü tanımak demek, bilmek demek sadece O’nun ne zaman doğduğunu, ne zaman öldüğünü, annesinin, babasının kim olduğunu, hangi okullarda eğitim görüp, hangi savaşlarda mücadele ettiğini bilmek demek değildir. Sizlere hanginiz Atatürkçüsünüz diye bir soru sorsam eminim ki hepiniz ellerinizi kaldırarak Atatürkçü olduğunuzu ifade etmek isteyeceksiniz. Peki, nedir bu Atatürkçülük? Atatürkçülük sadece Atatürk’ün adını bayramlarda, törenlerde, nutuklarda anmak demek değildir. Ben Atatürkçüyüm diyerek Atatürkçü olunamaz. Atatürkçü olabilmek için Atatürk gibi düşünmek, onun belirlediği hedefe ulaşmak için çalışmak gerekir. Atatürk’ün belirlediği hedef ise Türk Milletini çağdaş medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmaktır. Atatürk’ün hayatına baktığımız zaman sadece ve sadece Türk Milletinin kalkınması için mücadele ettiğini görüyoruz.
    Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, hayatının hiçbir döneminde yenilgiyi kabullenmemiş, en zor ve güç şartlarda dahi ümidini kaybetmemiştir. Milletinin esaret altında yaşaması onun için kabul edilmesi mümkün olmayan bir durumdu. Vatanına ve milletine duyduğu sevgi, gerek savaş alanlarında gerekse savaş sonrasında, canını hiçe saymasına yetecek seviyede idi.
    Sakarya Meydan Muharebesi öncesinde, cephede ürken bir at Mustafa Kemal’in kaburgalarını kırmıştı. Nefes almakta bile güçlük çekmekteydi. Normal şartlarda bir insanın dayanması mümkün olmayan ağrılarına rağmen O, cepheyi ve savaşı düşünüyordu. Doktoru kendisine kesin istirahat etmesi gerektiğini söylüyordu. Ancak Ulu Önderimize sözünü geçiremiyordu. Ve Mustafa Kemal bu şartlarda Sakarya Meydan Muharebesini idare ediyor, Türk Milletini başarıdan başarıya koşturuyordu.
    1937 yılının sonlarına gelindiğinde Atatürk kendisini ölüme götürecek olan hastalığa yakalanmıştı. 1938 yılının Mart ayında ağrıları dayanılmayacak hale gelince Fransa’dan doktor getirilmiş ve yapılan muayene sonucunda günün 23 saatini yatarak geçirmesi kararlaştırılmıştı. O dönemde ise Hatay Sorunu gündemdeydi. Fransa’nın himayesindeki Hatay’ın Türkiye’ye katılması için Fransa ile yoğun müzakereler yaşanmaktaydı. Atatürk’ün hastalandığı haberi Avrupa’da duyulunca Fransızlar Hatay’ı bize bırakmama yönünde cesaretlenmişlerdi. Atatürk ise 1937 yılının 29 Ekiminde Fransız Elçisine “ Milletime söz verdim; Hatay’ı alacağım. Namusum üzerine söylüyorum ki, o Türk toprağını Fransızlara bırakmayacağım. Sözümü yerine getirmezsem milletimin huzuruna çıkamam, yerimde kalamam. Ben şimdiye kadar yenilmedim, yenilmem; yenilirsem bir dakika yaşayamam.” demişti. Ve yenilmediğini, sağlığının yerinde olduğunu ispatlamak için Mersin’e gitmeye karar verdi. Günün 23 saatini yatarak geçirmesi gereken Mustafa Kemal 19 Mayıs 1938 günü trenle Mersin’e hareket etti. Mersinde trenden iner inmez 40 dakika süren geçit törenini yaptırdı. Özel fotoğrafçıları, geçit töreni boyunca çektikleri fotoğrafları, “Atatürk’ün sapasağlam ayakta, ordusunun başında” olduğunun kanıtları olarak dört bir yana gönderirlerken O, odasında bitkin bir vaziyette yatıyordu.
    Bu gezinin ardından Avrupa basınındaki hastalık haberleri kesildi. Kısa bir süre sonra da Fransızlar Hatay konusunda tüm koşulları kabul ettiklerini bildirdiler. Nihayetinde Hatay, 1939 yılında Türkiye’ye katıldı.
    Sevgili Gençler, peki Ulu Önderimiz niçin canını hiçe sayarak Sakarya’da kırılan kaburga kemiklerine aldırmadan savaş alanından ayrılmadı? Niçin kendisini ölüme götüren hastalığına rağmen Mersin’e gitti? Bu örnekleri daha da arttırabiliriz Trablusgarp Savaşında yaşadıklarını, Çanakkale Savaşında yaşadıklarını ve daha nicelerini, ancak burada zamanımız yeterli değil. Niçin Atatürk canını hiçe sayarak mücadele etti? Cevabı çok basit. Türk Milleti için. Bizler için, yani sizler için.
    Kurtuluş savaşının kazanılmasından sonra kendisini hükümdar olarak ilan edebilirdi. Ama yapmadı. Cumhuriyeti ilan etti. Cumhurbaşkanlığı esnasında çevresindekiler kendisine hayatının sonuna kadar Cumhurbaşkanlığını teklif ettiler ancak O “Milletimin sevgisine sahip olduğum sürece tekrar cumhurbaşkanı seçilirim” diyerek kabul etmedi. Bütün hayatı boyunca milleti için mücadele etti. Ve kazandığı başarıları da hep milletine mâl etti. Hiçbir sözünde “Ben yaptım, ben başardım” dediğini göremezsiniz. Hep “Türk Milleti yaptı, Türk Milleti başardı” diyerek milletine olan sevgisini ve bağlılığını göstermiştir.
    Sevgili Gençler, sizler de Atatürk’e ve bu toprakları bizlere kazandıran Sultan Alp Arslanlara, Osman Gazilere, Fatih Sultan Mehmetlere, Kazım Karabekirlere ve daha nicelerine layık olduğunuzu ispatlamak zorundasınız. Bunu nasıl yapabiliriz diye soranlarınıza cevabım çok basit. Kendi görevlerinizi layığı ile yerine getirerek. Ne iş yaparsanız yapın milletimizin menfaatlerini düşünerek. Doğruluktan ve dürüstlükten ayrılmayarak. Sizlerden beklenen sadece Atatürk’ün ilke ve inkılapları ışığında çalışmanızdır. Ancak bu şekilde görevlerinizi yerine getirebilirsiniz.
    Sözlerimi bitirirken Ulu Önderimizi huzurunuzda bir kez daha saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.
    ADİL UĞUR
    Tarih Öğretmeni
     
    En son bir moderatör tarafından düzenlenmiş: 9 Kasım 2009
  2. DTCF_97 Acemi Üye

    Katılım:
    30 Eylül 2009
    Konular:
    5
    Mesaj:
    28
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    10 Kasım konuşma metni
    Sayın Müdürüm,değerli Öğretmen Arkadaşlarım,Sevgili Öğrenciler
    Yine bir sonbahar günü; yine bir 10 kasım daha geldi ve bizler onu aramızdan ayrılışının 71.yılında anmak için toplanmış bulunuyoruz.Öğrencilik hayatım boyunca 10 Kasımlarda yaşadığım duyguları şu anda da aynen yaşadığımı hissediyorum, çünkü onu bir defacık görebilmiş olmayı hep istemiştim.Bana göre o eşsiz insan Türk Milletine gönderilmiş bir mucize ve bu mucize benim içimde yaşamaya devam edecek.
    Atatürk, Millî Mücadele'de millî birliği temin eden eşsiz bir lider, muharebe meydanlarında efsanevî bir kumandan, devlet kuran büyük siyaset adamı, milletin çehresini değiştiren kudretli bir inkılâpçıdır. Bu vasıflarıyla, insanlık tarihinin tanıdığı en büyük adamlardan biri olduğuna şüphe yoktur. Kahramanlık ve yüksek insanlık meziyetlerini en yüksek seviyede taşıdığında dünya tarihçileri ve fikir adamları tereddütsüz birleşmektedir.
    Bütün bu değerli özelliklerini bir kenara bırakıp,bugünün dünyasında insani özelliklerimizi yitirdiğimiz bir sırada belki kaybettiğimiz bu değerleri hatırlarız düşüncesiyle;onun insanlık değerlerine içten bağlılığı ve büyük saygısından bahsetmek istiyorum.
    O, bütün insanlığın asırlar boyu övdüğü ile övündüğü meziyetleri üstün kişiliğinde toplamıştı. Hayatı boyunca gösterdiği davranışlar, bu meziyetleri sergiliyordu. Şöyle ki:
    -Muzaffer Başkomutan olarak İzmir'e girdiği gün, önüne serilen düşman bayrağını, "Bayrak bir milletin bağımsızlık alâmetidir; düşmanın da olsa saygı göstermek gerekir!" diyerek, onu yerden kaldırtan,
    -Bir milleti hürriyet ve bağımsızlığa kavuşturan büyük eserinin haşmeti karşısında, memleketin büyük sanatkârları, şairleri, tiyatro sanatçıları elini öpmek istedikleri zaman "Sanatkâr el öpmez; sanatkârın eli öpülür!" cevabını veren ,
    Çanakkale'de kendisine karşı savaşırken bir kolunu kaybeden ünlü Fransız Generali Gouraud'ya, yıllar sonra Ankara'da karşılaştıkları zaman -Generalin boş kolunu. işaret ederek- : "Türk topraklarında yatan şerefli kolunuz, memleketlerimiz arasında son derece kıymetli bir bağdır!"diyen ,
    - Çanakkale şehitleri törenine konuşma yapmak üzere giden bir Bakanına, harpte ölen diğer millet askerleri için de: "Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur içinde uyuyunuz!" diye not yazdıran,
    - Mısır elçisine, bir sabah, Çankaya sırtlarından doğmakta olan güneşi göstererek: "Doğudan şimdi doğacak olan güneşe bakınız! Şu anda günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün doğu milletlerinin de uyanışını öyle görüyorum. Bağımsızlık ve hürriyetine kavuşacak daha çok kardeş millet vardır. Bu milletler, bütün güçlüklere, bütün engellere rağmen mânileri yenecekler ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklardır.
    Diyen Büyük Atatürk, gerçekten insan sevgisinin ve insanlık idealinin kolay erişilemeyecek bir örneği idi. Bu davranışlar, belki de insanlık tarihinde eşi olmayan şeylerdi ve O'nun büyüklüğünü, O'nun genişliğini, O'nun engin hoşgörüsünü simgeliyordu.
    Son söz olarak diyebiliriz ki, Atatürk'ün hayatı, şahsiyeti ve eseri incelendiği zaman, insanoğlu, hayranlığını gizleyememekte; bu millî kahramanı kutlamakta, bu kutsal mücadelenin önünde saygı ile eğilmektedir.
    Bu kadar güçlü bir devlet adamının kurduğu köklü ve Türk’e özgü devlet, her gün daha uygar daha mutlu olarak yaşayacaktır.
    Dünyanın az yetiştirdiği devlet adamı ve kahramanlardan biri olan Mustafa Kemal ATATÜRK "insanlık ülküsünün açık ve seçkin önderi ve Türk ulusunun uygarlık güneşi" olarak yaşadı ve yaşayacaktır.....
    Bütün ömrünü hizmetine verdiğin Türk Milleti ile beraber, senin huzurunda tazim ile eğiliyoruz.
    "Vatan Sana Minnettardır......”
    -





     
  3. efem Acemi Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Konular:
    9
    Mesaj:
    38
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    UMUT, İNANÇ VE GÜVEN 08/11/2009

    Ölümünün 71. yılında saygıyla anıyoruz.

    13 kasımda Haydarpaşa’ya giren tren namlularını saraya çevirmiş dünyada kendisine yan bakmaya cesaret edemeyen bir zırhlı donanmaya, İstanbul Sokakların da kendi evindeymiş gibi cirit atan İngiliz, Fransız askerlerine homurdanarak durdu.
    İçinden iki kişi indi ve bu iki kişiden biri boğaza bakıp içindeki karamsarlığı dışa vurdu
    ‘600 yıllık koca bir devletin yok olduğunun resmidir paşam siz ne düşünüyorsunuz?’
    O içinden hiçbir zaman yitirmediği büyük bir umutla ve kendisine çok yakışan Rumeli aksanıyla kısaca özetledi ‘Geldikleri gibi gidecekler çocuk’ Evet bu kısacık cümle de kimsede olmayan büyük bir inanç, bitmek tükenmek bilmeyen bir güven duygusu vardı.
    Ne inancı vardı? Tarihe inanıyordu biliyordu ki bu milletin 3000 yıllık tarihinde hiçbir zaman boyun eğmek, eyvallah demek yoktu. Ya bağımsız yaşamışlar ya da o diyardan başka yere göç etmişler ama artık göçebe de değillerdi o nedenle tek bir sonuç olabilirdi o da bağımsızlık.
    Güven vardı daha bu tarihten çok kısa bir süre önce Çanakkale’de yedi düvele karşı durmadı mı bu millet gereken dersi vermedi mi bu kendini bilmezlere.
    Hiçbir zaman umutsuzluğa düşmedi herkesin artık tamam bitti dediği Sakarya Savaşı öncesi bile o tek başına bütün sorumluluğu ele alıp geçti ordusunun başına ve askerlik tarihinde görülmemiş bir strateji ve taktik ile satıh savunmasıyla yeni bir ümit oldu bütün karamsarlara.
    10 Eylülde İzmir’e vardığında Yunan kralı Konstantin’in Türk Bayrağına yaptığı edepsizliğe rağmen ayağının altına serilen Yunan Bayrağı’na gerekli hassasiyeti göstererek "Yunan Kralı hata etmiş. Çünkü bayrak bir milletin onurudur. Ben bu hatayı tekrarlamam" diyerek zafer sarhoşluğuna düşmediğini göstermiş ve derhal kaldırılmasını istemiştir. Dahası artık dinlenmesini tavsiye eden yakınındakilere "Siyasî ve askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar, ekonomik başarılarla taçlandırılamazlarsa elde edilen zaferler kalıcı olamaz ve az zamanda söner.’ diyerek yüzyıllardır üzerine ölü toprağı serpilmiş koca bir milleti ayağa kaldırmış ve ulaşımdan sağlığa, eğitimden sanayiye, hukuktan sanata, tarımdan hayvancılığa kadar her alanda bir çok işin altına imza atmıştır.
    İşte bütün bu yapılanlar devletin temelleridir öyle sağlam temel atmıştır ki Atatürk, aynı dönemde kurulan hiçbir devlet 21. yüzyıla intikal edememişken Türkiye Cumhuriyeti ayakta kalmıştır.
    Büyük kurucu, büyük önder Mustafa Kemal, rahat uyu. Çünkü bizler her ne olursa olsun senin bizlere aşıladığın umut, inanç ve güven duygusuyla hareket edeceğiz ve bizlere emanet bıraktığın Türkiye Cumhuriyeti’ni ilelebet yaşatacağız.
    Ruhun şad olsun.
     
  4. nihan Acemi Üye

    Katılım:
    15 Haziran 2009
    Konular:
    0
    Mesaj:
    6
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    10 KASIM ATATÜRK HAFTASI
    Atatürk’ü ölümünün 71. Yılında anıyoruz. Oysa onu anmak değil , anlamak önemli.

    Onun yalnız bir çıkış değil, varış değil, tükenmez bir koşu olduğunu kavramak önemli. Atatürk’ü kavramak onun devrimlerini anlamak ve sahip çıkmakla mümkündür.

    Atatürk istilalar önledi.Saldırganlıklar yendi.Saltanatları dört bir yana savurdu. Yurdunun ordusu mağlup düşmüştü,galip etti.Devleti yıkılmıştı,devlet kurdu...İdaresi bozulmuştu;düzgün etti...Kurduğu devlette hakimiyet milletin oldu.Milletin adı devletin adı oldu...

    Yurdunda eğitim çapraşıktı;öğretim şaşırtıcı!..Tek ölçüye getirdi...Ruhlar medreselerde küfleniyordu,kapılarını örttü.

    Yurdunun erkekleri fes giyiyordu;üzerine kimi beyaz,kimi yeşil sarık doluyordu... Milliyetlerini alacalı bezlerde sanır olmuşlardı!Beğenmedi şapka giydirdi...Anlattı ki baş kılığı dünya işidir,ahiret işi değil...Medeniyette dünya işi başka iştir,iç inancı başka...Politika ile biri ötekine işleyemez.

    Yazı sağdan sola yazılırdı;öğrenimi güçtü...Soldan sağa yazdı ve yazdırdı,her ileri millet gibi...

    Anaların,kız kardeşlerin yüzleri siyah peçeliydi,bahtları karaydı...Çileleri çoktu,hakları az...Beğenmedi.Ak yüzlerini açık etti. Hakta onlara erkeklerle eşitlik sağladı, bahtlarını ak etti...

    Milletinin dili üçüzlü gibi olmuştu,Arapça,Farsça ve az Türkçe...Halk yönetenini, yöneten halkını anlamaz idi.Beğenmedi.Arındırdı,bir etti.

    Tarlaları kara saban sürüyordu;toprak gereğince işlenmiyordu...Eziyeti çoktu;vergisi çok,verimi az! Beğenmedi . Sürümü tekerlekli pulluğa,işler makineye,bol verime yöneltti...

    Yollar uzundu,yapımları kötü,kağnılar yavaş...Beğenmedi.Yolları demir etti,gidişleri hızlı...

    El tezgahı dokumaya,yel değirmeni öğütmeye yetmiyordu...Beğenmedi.Fabrikalar kurdu.

    Ayrılıklar istemedi,birlikler kurdu.Eskilikler,gerilikler istemedi;yenilikler,ilerilikler kurdu...

    Dövüş istemedi;barış kurdu.Düşmanlık istemedi;dostluk kurdu:Kuzey’le,Güney’le,Doğu ile,Batı ile...

    Düşüklüğü sevmezdi;güçlü oldu.Haksızlığı sevmezdi;hak gözetti.Hiçbir devlete haksızlık etmedi.Kendi devletini en büyük denilen devletten asla aşağı görmedi.Kendi milletini hiçbir an dünyanın en onurlu denilen milletinden asla geri,asla güçsüz görmedi,göstermedi.

    Ruhlar uyardı,gözler açtı...Bahtsız milletlere baht yolu açtı.Dünyaya örnek gösterdi.İnsanlığa ders verdi.

    Öldü ama her kurtulan ulusla yeniden dirildi.Her yeni doğan Türk çocuğu ile aramıza girdi. 71 yıl önce bedeni toprak oldu ama ruhu hava gibi, su gibi içimize işledi.

    Bütün bunları öğrendikten sonra diyoruz ki: Rahat uyu Atam,izindeyiz!

     

Bu Sayfayı Paylaş