• İletilerinizde "teşekkür" ifadeleri yasaktır. Lütfen teşekkür ederim ... vb ifadeler kullanmayınız.Teşekkür etmek istiyorsanız ilgili iletinin altında yer alan "beğen"ebilirsiniz.

Belgeden Bilgiye Ders notu

Yorgun

Veziri Azam
Yönetici
Vezir-i Azam
#1
1.5. BELGEDEN BİLGİYE


Tarih bilimi, şimdiki zamanda açıklama ya da anlama amacıyla geçmişi yeniden inşa etme sürecidir. Bu süreçte tarihçiler eserlerini, geçmişe ait bilgi ve kaynakları, tarih biliminin kendine ait yöntemlerini kullanarak oluşturur.


Geçmişteki olaylar ancak tarihçi, olayları incelemeye başladığı zaman "tarihî olay" hâline gelir. Her tarihî olay kendi başına anlamlıdır ve özeldir. Tarihte, doğa bilimlerindeki evrensel geçerliliği olan yasalar yoktur.


Akademik tarihçiliğin kurucusu olan Ranke'nin verdiği bir konferans çok beğenilir ve dinleyiciler tarafından uzun süre ayakta alkışlanır. O ise büyük bir tevazu içinde, "Bayanlar, baylar beni alkışlamayın. Çünkü bunları ben söylemiyorum, 'belgeler' söylüyor." der (Acun, 2011, s.67'den düzenlenmiştir).


Tarihî Vesikalar



İnsanlar; geriye varlıklarının izlerini bırakmamış olsalardı, onların tarihlerini yazmaya başlayamazdık. Gerçek tarihin bilgi tarihi olabilmesi için bize insanların geçmişi hakkında şahitlikler gerekmektedir ki bu şahitlikler, genelde yazılı vesikalardır. Yakın geçmişin tarihi söz konusu olduğunda sözlü kaynaklarla yazılan tarih de vardır. "Tarih metinlerle yazılır." hükmü genelin kabul ettiği ve en güvenilir hükümdür. Vesikaların uygulamadaki hükmü o kadar büyüktür ki genellikle araştırmanın çerçevesini ve yönünü de belirler. Burada önemli olan kaynaklık eden metinlerle tarihçilerin bu kaynaklar hakkındaki düşüncelerini bize yansıtan kendi metinlerini birbirinden ayırmaktır. Tarih ancak şahitliklere dayanarak yazıldığı için tarihte doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırmak üç temel işlemde olur. Her şeyden evvel şahitlikleri araştırmak, sonra onları kontrol etmek ve sonunda onları anlamak. Burada tarih tenkiti, önem kazanmaktadır. Tarihin tenkiti doğru, muhtemel, mümkün, inanılmaz, yanlış, yalan, doğrulanması imkânsız olanı ayırt etmekten ibarettir. (Halkin, 1989, s.3-20'den düzenlenmiştir.)



Bir tarihsel araştırmaya kaynakların saptanması, karşılaştırılması ve yorumlanmasıyla başlanır. Birincil kaynağın en önemli niteliği, geçmiş olaylara dair doğrudan bilgi içermesidir. Kaynağın türü, olayın gerçekleştiği döneme ve kültüre göre yazılı, sözlü veya görsel nitelikte olabilir. Kaynaklar, farklı kaynaklarla karşılaştırılarak dikkatle incelenmelidir. Bunu yaparken de kaynakların oluşumu, orijinalliği ve güvenilirliği gibi noktalar öncelikle göz önünde bulundurulmalıdır. Diğer bir ifadeyle tarih araştırmacısı kaynağın içeriğini olduğu gibi almak yerine, onu eleştirel bir gözle incelemelidir. Tarihî kaynakların bu şekilde sorgulanarak değerlendirilmesi konusunda Halil İnalcık; tarihçinin şüpheciliğini koruması, daima elindeki belgeyi sıkı tenkitten geçirdikten sonra değerlendirme yapması gerektiğini söylemiştir.


Bir tarihçi araştırdığı konuya yönelik bilgileri ve bilinen bütün olguları kontrol etmek, karşılaştırmak ve sorgulamak zorundadır. Daha sonra kanıtları yorumlamalı, açıklamalı, nedenleriyle ilişkilendirmeli, eleştirmeli, sonuçları izlemeli ve konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunmalıdır.


Kısa bir süre öncesine kadar kütüphane, müze ve arşivlerle sınırlı olan tarih araştırmaları, bilişim teknolojilerinin yardımıyla artık sanal kütüphane ve arşivler üzerinden de yapılabilir hâle gelmiştir. Ancak bilgiye ulaşılacak kaynaklar çoğaldıkça ulaşılan bilginin güvenilirliği de son derece önemli hâle gelmiştir.


ÖRNEK METİN Ulubatlı Hasan gerçek midir?



GENEL BİLGİ



İstanbul'un surlarına bayrağı ilk dikenin Ulubatlı Hasan olduğu rivayet edilir. Ulubatlı Hasan, 1428 yılında Bursa'nın Ulubat (Lo-padion) köyünde doğmuştur. İstanbul'un fethinde şehre ilk girenlerden olmuş ve Osmanlı sancağını surlara, aldığı ok yaralarına rağmen, dikmeyi başarmıştır. Yeniçeriler arasında iri yarı vücudu ile öne çıkan Ulubatlı, bir elinde palası öteki eli ile kalkanını başının üstünde tutarak surlara tırmanmıştır. Onunla birlikte otuz kadar yeniçeri de surlara tırmanmıştır.



İstanbul'un fethinde kahramanlığı ile öne çıkan Ulubatlı Hasan'ın, gerek Osmanlı kaynaklarında gerekse yabancı kaynaklarda ismi sadece Melissinos'un (Melisinos) ilaveli eserinde bahsedilmiştir. Melissinos'un Ulubatlı Hasan'ı anlatırken hangi kaynaklardan yararlandığı da bilinmemektedir. Fakat bu kaynaktaki bilgiler ile Ulubatlı Hasan İstanbul'un fethinin simgesi hâline gelmiştir. Ayrıca yakın dönemde sinemalarda canlandırılan kahramanlardan olmuştur.



BİLİMSEL BİLGİ



İstanbul'un surlarına bayrağı ilk dikenin Ulubatlı Hasan olduğu bilgisinin kaynağı, İstanbul'un fethi sırasında bizzat orada bulunan Bizanslı tarihçi Francis'tir (Fıransis). Francis'in eserinde bu bilgi şöyle geçmektedir: "... İşte o sıralarda Hasan adlı bir yeniçeri (memleketi Ulubat olup, koca bir vücuda sahipti), sol eli ile başının üstüne kalkanı tutup, sağ eli ile kılıcını çekti ve bizimkilerin şaşkınlık içinde geri çekildikleri o bölgede surun tepesine doğru atıldı. Onunla aynı cesareti göstermek isteyen otuz kadar diğeri de kendisini takip etti. Bizimkilerden hâlâ surlarda kalanlar ise, üzerlerine kayaları yuvarlıyorlardı ve onlardan on sekizini aşağı yuvarladılar. Ne var ki Hasan kendine özgü şiddeti ile surun üstüne çıkmayı başardı... Bu savaş sırasında bir taş Hasan'a isabet etti ve yere yıktı. Kendisini yere yıkılmış görünce, bizimkiler de üstüne her taraftan taş fırlatmaya başladılar. O ise dizleri üstüne kalkmış kendini savunmaya çalışıyordu; ancak almış olduğu pek çok yaradan sağ kolu işlemez oldu ve oklarla kaplandı..." Ancak Francis'in eserinde geçen bu bilgi, daha sonraki tarihlerde Francis'in orijinal eserine geniş ilaveler yapan Melissinos'un yazdığı kitapta yer almaktadır. Melissinos'un bu kitabı sahte Francis olarak da bilinir. Gerçek Francis'in eserinde iki sayfa işlenen İstanbul'un fethi, sahtesinde seksen sayfa olarak anlatılmıştır. Kitabın orijinalinde, yukarıda anlatılanların aksine Ulubatlı Hasan'ın ismi dahi geçmemektedir. Ayrıca gerek Türk kaynaklarında gerekse İstanbul'un fethinde bulunmuş yabancı tarihçilerin eserlerinde Ulubatlı Hasan'dan bahsedilmez (Afyoncu, 2016, s.125-128'den düzenlenmiştir).



TARTIŞALIM

Genel bilgiyle bilimsel bilgi arasında zaman içerisinde böyle bir fark oluşmasının nedenleri neler olabilir? Sınıfta paylaşınız.



İNSANLIĞIN SERÜVENİ KAYIT ALTINDA


"Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır. ”



M. Kemal Atatürk


• Tarih yazmak sözünden ne anlıyorsunuz?

• Tarih yazanın, yapana sadık kalması ne demektir?



Tarih yazıcılığı, tarihin kendisi kadar önemli bir alandır. Çünkü tarih, geçmiş ve geleceği merak eden insanın düşünce faaliyetlerinin önemli bir kısmını oluşturur. Toplumlar, geçmiş araştırılıp aydınlatılmaya çalışılırken tarih bilincine ulaşır. Tarih bilinci dünü, bugünü ve yarını kapsayan bir sürekliliktir. Bu nedenle şimdiki zamanı anlamak ve açıklamak için geçmişe bakmak, tarih yazıcılığının vazgeçilmezidir. Bu düşünceden hareketle tarih yazıcılığını en sade şekilde geçmişin kaydedilmesi olarak ifade edebiliriz.


Tarih, yazının icadı ile başlamışsa da tarih yazıcılığında öncü kabul edilen eser Herodotos'un kitabıdır. Çünkü tarih düşüncesi ve yazımı Herodotos öncesinde mitolojik ve efsanevi bir tarza sahipken onunla birlikte insani gerçekler alanına yönelmiştir.


Hikâyeci tarih yazıcılığını başlatan Herodotos, tarih kelimesini, "İnsan topluluklarının başından geçenleri, kaydetmesi yoluyla ortaya çıkan bir bilgidir." anlamında ilk kez kullanmıştır. Herodotos'un yazmış olduğu kitabın adı, tanık olunan ve haber alınan şeylerin anlatılması anlamına gelen "Istorias Apodesis"tir. Onun kullandığı hikâyeci (rivayetçi) tarih yazıcılığında olaylar aktarılırken yer ve zaman hususları dikkate alınmış ancak tarihî olaylar arasında sebep-sonuç ilişkisi kurulmamıştır. Duyduğu olayları, olduğu gibi aktaran Herodotos, tarihî bilgileri eleştiriye tabi tutmadan ortaya koymuştur. Roma'da, Orta Çağ Avrupası'nda ve İslam dünyasında da vekayinâme türü eserler bu görüşle kaleme alınmıştır. Günümüzde daha çok halk için yazılan tarih çalışmaları arasında bu tür kitaplar bulunmaktadır.


Hikâyeci tarih yazıcılığı, eski dünyada benimsenip varlığını devam ettirmişse de Heredetos'un yaşadığı çağda, Thukydides (Tukidides) ile başka bir tarih yazıcılığı daha ortaya çıkmıştır.


Öğretici (pragmatik) tarih yazıcılığı olarak bilinen bu türde Thukydides tarihî olayları değerlendirme ve yorumlama ile anlatıyı birleştirmiştir. Öğretici tarih yazıcılığında amaç, tarihî olayları öğrenerek faydalı bir sonuç çıkarmaktır. Yani toplumun yararı için geçmişten ders çıkarılması veya bireylerin eğitilmesi amaçlanmıştır. Eski Yunan'a dayanan bu tarih yazıcılığında özellikle bazı şahsiyetlerin yaşamına büyük önem verilmiştir.


Hikâyeci tarih yazıcılığı ile öğretici tarih yazıcılığı arasındaki farklar nelerdir?



Tarih Yazıcılığında Değişim


Rönesans ve Reform hareketleri ile Avrupa'da Hristiyanlığın etkisindeki tarih yazımı terk edilmeye başlandı. Ardından, Aydınlanma Çağı ile birlikte tarih düşüncesinden dinî unsurlar kaldırılarak XIX ve XX. yüzyıllarda tarih düşüncesi ve yazımında önemli değişimler yaşandı. XIX. yüzyılda Sanayi Devrimi'nin de etkisiyle bilimsel bilgi ve yöntemler büyük saygınlık kazandı. Tarihçiler de tarih yazıcılığım bilimsel ilke, kural ve yöntemlere oturtarak bilimsel nesnelliğe sahip bir tarihsel bilgi üretimi arayışına girdiler. Bu arayışa yönelen tarihçiler; tarih bilimini, doğa bilimlerinden farklı, kendine özgü, belirli kural ve yöntemlere dayanan bir araştırma alanı olarak algıladılar.


Bu yaklaşımı savunanların ve tarih yazımını yönlendirenlerin başında Alman tarihçi Leopold von Ranke gelmiştir. Ranke'ye göre tarihçi, tarihî olayları incelerken tarafsız bir biçimde sadece tarihin gerçekliğini ortaya koymalıdır. Tarihin amacı, olguları "nasıl oldu ise öylece" anlatmaktır. Ona göre tarihin her dönemi, kendine özgüdür ve kendi şartları içinde anlaşılmalıdır. Tarihçi, tarihî olguları o dönemin koşulları ve ölçütleriyle değerlendirmeli, kendi döneminin değerlerini ve yargılarını tarih yazımına yansıtmamalıdır. Ranke, tarih yazımının birinci el belgelerle yapılmasını ve bu belgelerin katı kurallara bağlanmış eleştirel incelemeye tabi tutulması gerektiğini savunmuştur.


Araştırıcı tarih yazıcılığı, XIX. yüzyılda tarih yazıcılığında ciddi bir değişim yaşanması sonucu ortaya çıkmıştır. Artık tarihçiler, tarihî olayları incelerken daima "neden ve nasıl oldu?" sorularıyla araştırıcı tarihçilik anlayışını geliştirdi. Bu tarih yazıcılığı kullanılarak kaleme alınan eserler, özellikle olayların sebeplerini araştırarak olayları açıklamaya çalışmıştır. Araştırıcı tarih yazıcılığının en önemli yöntemi, tarihe ait malzemeyi eleştiriye tabi tutmasıdır. Aynı yüzyılda yaşanan bilimsel gelişmeler sonucunda, tarihî kanunların olduğunu düşünen ve bu kanunları ortaya çıkarmayı amaçlayan başka bir tarih yazıcılığı daha gelişti.


Sosyal tarih yazıcılığında ise tarihe ait olayların tek bir neden ve olgu üzerinden değil; sosyal, siyasi, ekonomik, kültürel ve fikrî birçok etken dikkate alınarak bilinebileceği kabul edilmiştir. Bu tarz yazıcılık, tarihî olaylardan genel sosyal kanunlara ulaşmaya çalışır. Günümüzde, araştırıcı ve sosyal tarih yazıcılığı tarihçiler tarafından diğerlerine göre daha yaygın olarak tercih edilmektedir.


XIX. yüzyılın sonlarına doğru geçmişin tarihçi tarafından "tarihin olduğu gibi yeniden inşa edilmesi" düşüncesine yönelik eleştiriler ortaya çıkmıştır. Bu eleştiriler sonucunda tarih yazımını en çok etkileyen oluşum, 1920'lerde Fransa'da ortaya çıkan Annalles Okulu'dur. Annallesçiler, devlet ve siyaset merkezli tarih yazımını eleştirmiştir. Onlar tarih bilimine; toplumsal, ekonomik ve kültürel yönden bir bütünlük kazandırmayı amaçlamıştır. Bu ekolün ülkemizdeki önemli temsilcileri olarak Ömer Lütfi Barkan ve Halil İnalcık gösterilebilir.


İslam dünyasında tarih yazıcılığı vakanüvislik olarak gelişmiştir. Vakanüvislikte, olayların ortaya çıkış nedenleri üzerinde durulmaz ve olaylar olduğu gibi nakledilir. Osmanlı Devleti'nde de bu anlayış devam etmiş ve resmî tarihçilik, vakanüvislik adı altında XVIII. yüzyıl başında kurumlaşmıştır. Bu kuruma atanan vakanüvisler devirlerinin olaylarını birbirinin devamı olarak kaleme almışlardır. Osmanlı Devleti'nde bu tarz tarih yazıcılığı yapanlara vakanüvis, Batı dünyasında ise analist denmiştir. Böylece kesintisiz bir tarih kaynağı sunulmuştur. Kronikler ve yıllıklar (annal) tarihî olayları yıllara göre kronolojik olarak sıralayan yazılı belgelerdir.


Tarih yazımında yaşanan değişimler, Osmanlı tarihçiliğine XX. yüzyılın başlarında yani İkinci Meşrutiyet döneminde yansımaya başlamıştır. Aslında Tanzimat Dönemi'nde Ahmet Cevdet Paşa gibi tarihçiler klasik vakanüvislik anlayışından çıkarak eserlerinde birinci el belgeleri eleştirel bir incelemeden geçirerek kullanılmışlardır. Aynı zamanda Osmanlı Devleti'nin önemli vakanüvislerinden biri olan Ahmet Cevdet Paşa, kendisinden önceki vakanüvisler gibi olayları sadece kronolojik olarak kaydetmemiş, tarihî belgeleri yorumlaması ve değerlendirmesi bakımından modern tarihçiliğin önderliğini de yapmıştır. Cevdet Paşa, eserlerinde olayları ele alış biçimi, arşiv kaynakları ile birlikte Batı kaynaklarını kullanması ve daha bilimsel bir yöntemle eserlerini yazmış olması bakımından benzerlerinden ayrılır.


İkinci Meşrutiyet, Türk tarihçiliğinde Batı'daki yöntem ve yaklaşımların yaygınlaşmaya başladığı bir dönemdir. Türk tarihçiliğindeki bu değişim, Atatürk'ün etkisiyle Cumhuriyet Dönemi'nde de hızlanarak devam etmiştir. Atatürk, Batı'da Türklere karşı iftiralara, kimi zaman hakaret seviyesine varan suçlamalara karşı koymak amacıyla Türk Milleti'nin kimliğini tanıtmak, Türk tarih ve medeniyetini bilimsel yöntemlerle araştırmak için 1931'de "Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti"ni kurdurmuş ve bu kurum 1935'te "Türk Tarih Kurumu" adını almıştır.