• Kaynak menüsünden dosya indirebilmek istiyorsanız lütfen forum kullanım bilgisini okuyunuz

Büyük Selçuklu Devleti Kültür ve Medeniyeti

Yorgun

Veziri Azam
Yönetici
Vezir-i Azam
Katılım
13 Mar 2009
Mesajlar
14,340
Puanları
113
Web sitesi
www.tarihsinifi.com
BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETİ KÜLTÜR VE MEDENİYETİ

Devlet Teşkilatı

Türk devlet geleneğinin esasını oluşturan Selçuklu devlet teşkilatı; Karahanlı, Samanlı, Gazneli ve Abbasi devletlerinin teşkilatından geniş ölçüde faydalanmış ve bunları kendi bünyesinde mükemmel bir surette uygulamıştır.

Hükümdar: Töre ve müesseselerin tanıdığı haklarla devletin tek hâkimidir. Sultan unvanlı hükümdarlara genellikle sultanülazam denilirdi. Türklerdeki hakan veya kağan, batıdaki imparator kelimesinin karşılığıdır. Sultan, Türkçe adının yanında İslami ad da taşırdı. Halife tarafından künye ve lakap da verilirdi. Sultan merkezde oturur, ülke toprakları hanedan mensuplarınca idare edilirdi. Merkeze bağlı beylik ve atabeylikler vardı.
Atabey, sultan çocuklarının eğitimi ile ilgilenen görevlilere verilen unvandı. Daha sonra bu kişilerin kendilerine ait devlet oluşumu içerisine girmeleriyle siyasi bir kimlik kazanmışlardı.
Türk devletlerinde hutbe okutmak, para bastırmak çetr denilen hükümdar şemsiyesi, tuğ, sancak, otağ denilen hükümdar çadırı ve nevbet ve mühür bağımsızlık sembolü olarak kullanılmıştır.

Atabeylik: Selçuklularla birlikte İslam dünyasına giren ve kendilerinden sonraki devletleri etkileyen kurumlardan biri de “atabeyliktir.” Devlet hanedan üyelerinin ortak malı olduğundan şehzadeler daha küçük yaşlarda eyaletlere melik olarak gönderiliyor; kendilerini iyi bir devlet adamı ve asker olarak yetiştirmek üzere onlara birer atabey tayin ediliyordu. Şehzadeler büyüdükten sonra da onların veziri, komutanı veya danışmanı atabey olarak görevinde kalırdı. Atabeyler şehzadelerin devlet adamı olarak yetişmelerinde ne kadar faydalı olmuşlarsa da, onları sultanlığa veya hâkimiyetlerini genişletmeye kışkırtarak o derece de zararlı olmuşlardır. Atabeylerin hanedanın zayıfladığı dönemlerden itibaren Selçuklu ailesi üzerinde etkili olmaya başlamaları ve daha sonra kendi aile hâkimiyetleri altında, bölgesel hükümetler kurmaları devletin parçalanmasında ve çöküşünde etkili oldu.
Uygulayalım
Büyük Selçuklularda görülen atabeylik kurumunun Osmanlı Devleti'ndeki uygulaması nasıl olmuştur? Araştırarak rapor hâlinde yazınız.
Yorumlayalım
ATABEY ŞEMSETTİN İLDENİZ
Irak Selçuklu Devleti'nde taht mücadelesini kazanan Gıyasettin Muhammed, Harzemşahlar ve Abbasilerle mücadeleye girişti. Bağdat'ı kuşatan ve başarılı olamayan Muhammed'e karşı Sultan Tuğrul'un dul eşi ile evli Azerbaycan atabeyi Şemsettin İldeniz, Tuğrul'un oğlu Aslan Şah'ı Büyük Selçuklu yönetimine getirdi. Gıyasettin Muhammed'in öldürülmesi üzerine Atabey Şemsettin İldeniz Irak Selçuklu Devleti'ni fiilen yönetimi altına aldı. Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-Islam Medeniyeti, s. 221’den özetlenmiştir.

Cevaplayalım
Atabey Şemsettin İldeniz'in yaptıklarını dikkate alarak atabeyliğin fayda ve zararları hakkında neler söylenebilir?

Hükûmet: Büyük divan denilen “divan-ı saltanat”ta, devletin genel işleri görüşülüp yürütülürdü. Selçuklularda büyük divandan başka, devletin mali, askerî, adli ve diğer işlerine bakan divanlar da vardı.

BÜYÜK SELÇUKLULARDA DİVANLAR VE GÖREVLERİ

DİVANIN ADI
GÖREVİ
Divan-ı İstifa
Devletin mali işleriyle ilgilenirdi. Başkanına müstevfi adı verilirdi.
Divan-ı Arz
Ordunun her türlü ihtiyaçlarını karşılar, hassa askerlerinin maaşlarını verirdi. Başkanına emir-i arz denirdi.
Divan-ı İşraf
Devletin mali ve idari işlerini denetlerdi. Başkanına müşrif denirdi.
Divan-ı İnşa
Devletin iç ve dış yazışmalarını yürüten divandı. Başkanına tuğraî denirdi. Hükümdara ait yazılara hükümdarın tuğrasını çekerdi.
Niyabet-i Saltanat
Hükümdar başkentte olmadığı zamanlarda devlet işleri ile ilgilenen divandı. Bu makamda bulunan ve sultana vekalet eden kimseye naib adı verilirdi.
Divan-ı Mezalim
Ağır siyasi suçlar görüşülüp karara bağlanırdı.


Büyük Selçuklu Devleti'nde yönetim sistemi ve divan teşkilatı hakkında hangi çıkarımlarda bulunulabilir?

Ordu

Selçuklu ordusu dönemin en büyük askerî kuvvetlerinden biri idi. Selçukluların ordu teşkilatı daha sonra kurulan Türk devletlerinde bazı değişikliklerle uygulanmıştır. Selçuklu ordusunun gezici hastaneleri ve hamamları vardı. Orduda hafif silah olarak ok, yay, kılıç, kalkan, mızrak, sökü, bozdoğan da denilen topuz, gürz, balta, nacak, pala, zırh kullanılırdı. Ordunun silahları ülke içinden, en iyi malzeme kullanılarak, sanatında uzmanlaşmış ustalar tarafından imal edilirdi.


ORDU TEŞKİLATI
HASSA ASKERLERİ
GULAMAN-I SARAY
EYALET ASKERLERİ
TURKMENLER
SİPAHİLER
YARDIMCI KUVVETLER
Sultana bağlı özel birliklerdir. Hizmetlerinin karşılığında kendilerine ikta denilen belirli bir arazi tahsis edilirdi.
Doğrudan sultana bağlı muhafız birlikleridir. Farklı milletlerden seçilip özel olarak yetiştirilen ücretli askerlerdir.


Melik ve eyalet valilerine bağlı birliklerdir.

Sultanın daveti sonucu Türkmenlerden savaş zamanında orduya katılan askerlerdir.

İkta sahibi olanların ikta gelirleri karşılığı beslemek zorunda oldukları atlı askerlerdir.

Selçuklulara bağlı devlet ve beyliklerin savaş zamanında gönderdikleri ücretli askerlerdir.




Saray Teşkilatı

Sarayda sultanın ailesi ve maiyeti otururdu. Saray teşkilatı ve teşrifatçılık, önceleri Oğuz töresine göre yapılırken, sonraları İslami hüviyet kazandı. Saray görevlilerinden bazıları şunlardır:
Uygulayalım
Aşağıdaki örnekler doğrultusunda saray görevlilerinin görevlerini araştırarak yazınız.
SARAY TEŞKİLATI
Emir-i Alem

Emir-i Candar

Hacibü’l-Hüccab

Emir-i Çeşnigir

Serabdar-i Has

Serhenk
Törenlerde ve sultanın seyahatlerinde yol düzenini sağlardı.
Emir-i Áhur
Sultanın atlarının ve saraydaki diğer atların bakımını yaptırırdı.
Emir-i Silahdar
Merasimlerde sultanın silahlarını taşırdı ve silah-hanedeki muhafızların amiriydi
Emir-i Meclis
Sultanın ziyafetlerini hazırlatıp teşrifatçılık yapardı.

Hukuk Sistemi

Büyük Selçuklularda hukuk şer'i ve örfi olmak üzere ikiye ayrılırdı. Şer'i hukuk temelini İslam hukukundan alırdı. Örfi hukuk ise devlet kurumlarının çalışmasını düzenleyen ve temelini eski Türk geleneğinden alan hukuk kurallarıydı.

Şer'i davalara kadıların başkanlık ettiği mahkemelerde bakılırdı. Baş kadıya kadiü'l kudat denilirdi. Baş kadı diğer kadıları da kontrol ederdi. Örfi hukuk konuları ile ilgili davalara bakan mahkemelerin başı ise emir-i dad idi. Bir tür yüksek mahkeme demek olan Dîvan-ı Mezalim'e sultan başkanlık ederdi. Kazaskerler, ordu mensuplarının davalarına bakardı.
Uygulayalım
Yukarıdaki bilgilere göre aşağıdaki şemayı tamamlayınız.
ADLİ TEŞKİLAT

ÖRFI HUKUK

Devlet kurumlarının işleyişi ile ilgili siyasi davalar çözüme kavuşturulurdu.



Yorumlayalım
ADALET
Ağır işiten hükümdarlardan birisi şikâyet için huzuruna gelen insanların engelleneceği ve adaletin gerçekleşemeyeceği düşüncesi ile şöyle bir uygulama başlattı ve bu konuyla ilgili bir ferman yayınladı: “Zulme uğrayanların kırmızı elbise giymeleri gerekir; başka hiç kimse kırmızı elbise giymesin; öyle ki onları tanıyayım”.

Bu hükümdar bir file binerdi ve ovada dururdu. Kırmızı elbiseli herkesin toplanmasını emrederdi; sonra kimsenin bulunmadığı bir yerde otururdu; onları huzuruna getirirdi; onlar durumlarını yüksek sesle söylerlerdi. O da onlara hakkını verirdi; bütün bu tedbirler öteki dünyaya cevap için yapılırdı; öyle ki, ahirette hiçbir şey gizli kalmaz.

Mehmet Altay Köymen, Nizamülmülk - Siyasetname, s. 10’dan özetlenmiştir.
Cevaplayalım
Hükümdarın, adaleti sağlamak için hassas davranmasının sebepleri neler olabilir?

Sosyal Hayat

Selçuklularda sosyal yapı, Orta Çağ Avrupa'sından tamamen farklıdır. Toplum; Selçuklu hanedanı ve mensupları başta olmak üzere askerî ve mülki rical ile devlet teşkilatı dışında kalan ahaliden meydana geliyorsa da Avrupa'daki gibi sınıf, Hindistan'daki gibi kast sistemi mevcut değildi. Hanedan ve devlet ileri gelenlerinin önemli yetkileri olmasına rağmen, şehirde ve köyde yaşayan halkın, kanun karşısında hak ve vazifeleri vardı. Köylü hür olup toprağın has ve ikta oluşuna göre hükümetin himayesi altında çalışırdı. Vergisini verirdi. Mülk topraklar, veraset yoluyla çocuklara geçerdi.

Selçuklularda mülkiyeti devlete ait olan miri topraklar dört bölümde değerlendirilir:
Toprak Çeşitleri
a. Has arazi:
b. İkta arazi:
c. Mülk (hususi) arazi:
d. Vakıf arazi:
Geliri hükümdara ait olan arazidir.

Büyük Selçuklu Devleti sahip olduğu toprakların bir bölümünü emirlere, valilere, komutanlara ikta olarak vermiştir. Bu ikta sahipleri kendilerine ayrılan araziden elde ettikleri gelirlerle geçinirlerdi.
Şahıslara ait arazilerdir. Arazi sahibi isterse araziyi çocuklarına miras bırakabilir satabilir veya vakfedebilirdi.

Gelirleri ilmî veya sosyal kurumların kurulması ve masraflarının karşılanması için ayrılan topraklardır.

Selçuklularda toprak yönetimi ve sonuçları hakkında neler söylenebilir?

İktisadi ve Ticari Hayat

Selçukluların hâkim olduğu Horasan, İran, Irak, Anadolu ve Suriye bu devirde, ekonomik bakımdan en üst seviyeye çıkarak, milletler ve kıtalar arası ticarette köprü görevi görüyordu. Selçuklu ülkesinde her türlü tarım ürünlerini yetiştirmeye uygun iklim, coğrafi ve doğal zenginlikler bulunuyordu. Tahıl sıkıntısı çekilmeyip, o günkü şartlarda fiyatı da ucuzdu. Ticareti geliştirmek için yollar ve kervansaraylar yapılmıştı.

Yorumlayalım
SELÇUKLULAR’DA EKONOMİ
Büyük Selçuklu Devleti Döneminde askerî ve siyasi başarıların yanında ekonomik ve kültürel alanda da önemli gelişmeler olmuştur. Selçuklular Döneminde istikrarla birlikte ticaret gelişmiş, şehirlerin nüfusları artmıştı. Şehirlerde büyük bir sermayedar sınıf meydana gelmişti. Ticaret ve ekonomi alanında geliştirilen yeni modellerle birlikte şehir ve bölgeler arasında sermaye aktarımı kolaylaştırıldı. Bu dönemde kullanılan çek yöntemi para ekonomisinde uygulanan ileri düzeydeki anlayışı ifade ediyordu. Daha sonra bu yöntem çek kelimesiyle birlikte Avrupa'ya aktarılmış ve modern bankacılığın bir yöntemi olarak bu güne kadar gelmiştir. Bu dönemde Türk ve İslam dünyasıyla Avrupa arasındaki ekonomik durumu karşılaştıracak olursak XIV. yüzyıl başında Fransa ve İngiltere krallıklarından her birinin bütçeleri ancak 3,5 - 4 milyon altın civarındaydı. Aynı dönemde Tebriz şehrinin bütçesi ise bu krallıklardan biri seviyesinde bulunuyordu.

Erdoğan Merçil, Müslüman Türk Devletleri Tarihi, s. 241’den yararlanılmıştır.

Cevaplayalım

1. Selçukluların dünya ekonomi anlayışına kazandırmış olduğu kavramlar nelerdir?

2. Ekonominin güçlü devlet olmadaki yeri ne olabilir?

Fütüvvet, esnafın kendi aralarında birleşerek kurdukları dinî-iktisadi bir teşkilatlanmadır. Her zanaat kolu, bir lonca teşkilatına bağlıydı. Loncalar, meslek ve erbabını kontrol altında tutardı. Bu teşkilat daha sonra Osmanlılara geçti. Esnaf ve tüccar mallarının alınıp satıldığı, tanıtıldığı pazarlar kurulurdu. Selçuklular, şeker ve eşya alıp; at, halı, ipek ve maden satarlardı. Devletin gelir kaynakları, arazi vergisi olan haraç, ziraat vergisi olan öşür, iltizam, ganimet, bağlı ve komşu devletlerin hediye ve yıllıkları idi. Hayat pahalılığı, yok denecek kadar azdı.

İlim

Devlet, ilim ve âlimlerin yanında olup gelişmesi için bütün imkânlarını seferber etmişti. Dinî eğitim ve öğretimin yapıldığı medrese, tekke ve zaviyeler ülkenin her tarafında yaygındı.

Selçuklular Döneminde, rasathaneler kurularak gök cisimlerinin hareketleri izlendi ve Celali Takvimi hazırlandı. Matematik ve astronomi alanlarında Ömer Hayyam, Muhammed Beyhakî, Ebü'l-

Muzaffer İsferâyinî, Vâsıtî, Ahmed Tûsî ve daha pek çok âlim yetişip değerli eserler verdiyse de XIII. yüzyılda İslam ülkelerindeki Moğol tahribatı sebebiyle bunlardan faydalanma imkânı büyük ölçüde kaybolmuştur.

Selçuklu sultan ve devlet adamlarının desteğiyle önemli edebiyatçı ve şairler yetişmiştir. Selçuklu sarayında, devlet kurumlarında ve edebî eserlerde genellikle Farsça, medrese çevrelerinde Arapça, Selçuklu hanedanı ile Türkmenler arasında ve orduda da Türkçe konuşulup yazılırdı.

Selçukluların bilim ve bilim insanlarına yaklaşımları hakkında neler söylenebilir?

Sadi-i Şirazî, Ömer Hayyam, Enverî, Lami-i Cürcânî, Ebyurdî, Ezrâkî gibi edip ve şairler, nesir ve nazım eserler verdiler. Gaza ve fetih ruhunu canlı tutan destani eserler yazdılar.

Uygulayalım
SELÇUKLU MEDRESELERİ
İslam dünyasında Hz. Peygamberin uygulamaları ile başlayan bilim alanındaki kurumsallaşma, Selçuklular Döneminde yeni bir boyut kazanmıştır. Selçuklular, İslami ilimlerin eğitim ve öğretiminin yapıldığı, zamanın fen bilimlerinin öğretildiği çeşitli fakültelere sahip, üniversite mahiyetinde büyük medreseler yaptırdılar. İlk medrese Tuğrul Bey tarafından Nişabur’da açıldı. Medreselerin en büyüğü, Alp Arslan Döneminde Nizamülmülk tarafından açılan Bağdat’taki Nizamiye Medresesi olup İsfahan, Nişabur, Belh, Herat, Basra’da benzerleri vardı. Medreselerde, uzmanlarca okutulan matematik, astronomi, geometri, cebir, fizik, kimya sahalarında derin bilginler yetişti. En tanınmış bilgin ve düşünce adamları müderris denilen eğitimciler olarak göreve alınmış, sadece müderrisler değil öğrenciler de maaşa bağlanmıştı.

Döneminin en ileri düzeyde eğitim programlarıyla zengin kütüphane ve eğitim araçlarıyla donatılan medreseler sadece ilim adamı yetiştirmekle kalmadı. Bu eğitim kurumları dönemin kültür ve sanat anlayışını etkilediği gibi toplumsal yapısına da yön verdi. Medreseler uygulamış olduğu eğitim öğretim programıyla bir taraftan bilim ve sanat adamları yetiştirirken diğer taraftan da Batıni hareketine karşı toplumu bilinçlendiriyordu.

Selçuklu medreseleri mimari tarzıyla yeni Türk yapı sanatının ilk örnekleri olarak Türk ve İslam dünyasında egemen olmuştur.

İbrahim Kafesoğlu, Selçuklu Tarihi, s. 115-120’den özetlenmiştir.

Cevaplayalım
1. Selçuklular eğitim kurumlarına hangi görevleri yüklemekteydiler?
2. Selçuklu medreseleri bilim ve sanat alanındaki gelişmeleri nasıl etkilemiştir?
Uygulayalım
“Nizamiye Medreseleri” ile ilgili araştırma yaparak araştırma sonuçlarını rapor hâlinde yazınız.

Mimarlık ve Sanat

Selçuklu mimari ve sanat eserlerinin çoğu birer şaheserdir. Batınilerin ve Moğolların tahribatına rağmen kalabilenleri, uzmanlarınca hâlâ hayranlıkla incelenmektedir. Selçuklu sarayı, medrese, cami, mescit, türbe, kümbet, kervansaray, ribat, han, çarşı, hastane, kaplıca, hamam, çeşme, ev, yol, kale, sur, kule, tersaneler ve diğer sosyal, sivil ve askerî eserler belli başlı Selçuklu mimari eserlerini oluşturur.

Selçuklular önemli ticaret yolları üzerinde kervanların güvenliğini sağlamak için büyük bir özen göstermişler, zengin ticaret kervanlarına muhafızlar tayin etmişlerdi. Konaklama yerlerinde kervansaraylar inşa edilmiş, burada konaklayan herkese, ister Müslüman ister Hristiyan olsun aynı yemek verilmiş ve eşit davranılmıştır.

Kitabe, hat, tezhip, minyatür, çini, halı, kilim ve seccadeler ise Selçuklu eserlerine ayrı bir zenginlik kazandırır. Çadır şeklinde yapılan kubbeler de Selçuklu mimari eserlerinin bir özelliğidir. Çadır şeklinde kubbe, türbelerde çok kullanılmıştır. Sultan, evliya, âlim, devlet adamları ve hürmete layık kişiler adına yapılan muhteşem türbeler, ülkenin her tarafında mevcuttu.

İlk Büyük Selçuklu Hükümdarı Tuğrul Bey'in defnedildiği, Rey'deki Kümbet-i Tuğrul ile İsfahan, Hemedan ve Merv'de diğer sultanlara ait muhteşem türbeler Selçuklu mimarisinin önemli eserlerindendir. Bağdat'ta İmam-ı Azam Ebu Hanife'ye ve Necef'te Hazret-i Ali'ye ait türbe ve külliyelerin Sultan Melikşah tarafından yapılması, Selçukluların Sahabe-i Kiram, Ehl-i Beyt ve âlimlere saygılarının bir göstergesidir. Selçuklular, Merv, Rey, İsfahan, Hemedan, Bağdat ve Nişabur'da muhteşem saraylar ve camiler de inşa ettiler.
Selçuklu sanat ve mimarisinin genel özellikleri nelerdir?
 
Üst Alt