• Kaynak menüsünden dosya indirebilmek istiyorsanız lütfen forum kullanım bilgisini okuyunuz

Çanakkale'de 120 çocuğun dramı

ayyıldız

Veziri Azam
Yönetici
Vezir-i Azam
Katılım
11 Mar 2009
Mesajlar
3,467
Puanları
83
Çanakkale'de 120 çocuğun dramı... Bunlarda Çanakkale’nin 120’ si...

Dünyanın son destan savaşı Çanakkale’de de tıpkı Van’daki 120 çocuğun dramı gibi bir dram ortaya çıktı!

Mart 1915’de Çanakkale’de yaşanan, tarihin o en çetin ve kanlı çarpışmasında, tahsil ve hatta oyun çağındaki gençlerimiz, Anadolu’nun dört bir köşesinden okullarını ve ideallerini erteleyerek vatan müdafaasına koşmuşlar ve o kınalı başlarını bu mübarek topraklara siper etmişlerdir.

Birinci Dünya Savaşı ve Çanakkale’de yitirilen gençlerin sayısı ve hangi mektep ya da cemiyetten geldikleri, askerlik kayıtları Harbiye Nezareti’ne düzenli bir biçimde ulaşmadığı için bugün hâlâ tam olarak bilinmemektedir. Savaşa gidenlerin ve şehitlerin kayıtları incelendiğinde, okullarda, lise birinci sınıf haricindeki öğrencilerin pek çoğunun savaşa katıldıkları, bunların ekseriyetinin cepheden dönmeyi başaramadığı ve liselerin çoğunun iki yıl süre (1915-1916) ile öğrenci mezun edemediği anlaşılmaktadır. Sadece Çanakkale Cephesinde şehit olanların 10 binden fazlasının yüksek tahsilli, 70 bin kadarının da rüştiye mezunu olduğu dikkate alındığında sergilenen fedakârlık ve kahramanlığın gerçek boyutları tüm ürperticiliğiyle ortaya çıkmaktadır.


Daha önce Nesil Yayınlarından ( Nesilyayinlari.com ) çıkan ve Kurtuluş Savaşı’na katılan ‘Eğitim Ordusu’ neferlerinin kahramanlıklarını anlatan “Kuvayı İlmiye” kitabından sonra, şimdi de Çanakkale Savaşı’na iştirak eden ‘İrfan Ordusu’nun destansı kahramanlıklarını konu alan “Okul’dan Çanakkale’ye” kitabıyla tekrar okuyucunun karşısına çıkan Tarihçi İsmail Çolak, yukarıda sözünü ettiğimiz mektepli Mehmetçiklerin “Çanakkale Destanı” hakkında çok orijinal bir çalışmaya imza atmış.

Kitap, “bir hilâl uğruna” kendini feda eden nice civanmert genç mekteplinin; liseli, üniversiteli, medreseli, tekke dervişi ve gençlik cemiyetlerine mensup çocukların gönüllü olarak Çanakkale cephesine katılmasını ve burada sergiledikleri ölümsüz kahramanlık hikâyelerini ele alıyor.

“Okuldan Çanakkale’ye” kitabının, sayfa 52-57 ve 115-118‘deki bölümlerinde “120” Balıkesirli gencin, dillere destan yiğitlikleriyle ilgili şu çarpıcı bilgiler geçmekte:

Çanakkale Harbi esnasında cüsselerini fersahlarca aşan devasa hizmetlere kanlarıyla ve canlarıyla imza atan meçhul kahraman mekteplilerden biri de Balıkesir Sultanisi (Lisesi) öğrencileridir. O yıllarda Balıkesir’de yayınlanan “Karasi” gazetesinden öğrendiğimize göre, babaları Balkan Savaşı’nda şehit düşen ve Edirne İdadisi’nden Balıkesir Sultanisi’ne “leyli” (yatılı) olarak nakledilen 25 izci öğrencinin tamamı gönüllü olarak Çanakkale’ye gitmiş ve geri dönemeden şahadete erişmişlerdi.

Balıkesir Lisesi’nden Çanakkale’ye gönüllü olarak gidenler sadece bu 25 izciden ibaret değildi elbette ki. Gerek Karasi gazetesi gerekse Balıkesir Lisesi kayıtlarından anlaşıldığı üzere, 1914-1916 öğretim döneminde, 8-12. sınıflara kayıtlı bulunanlar ile mezun (100 civarındaki) talebelerin hemen hemen tamamı gönüllü şekilde cepheye intikal etmişti. Bunların çok azı harpten gazi olarak dönmüş ve okul savaş yıllarından 1917-1918 öğretim dönemine kadar sınırlı sayıda mezun verebilmişti.

Balıkesir’den Çanakkale’ye sevk olunan öğrenciler sadece Balıkesir Lisesi öğrencileri ile sınırlı kalmamış; Balıkesir Erkek Muallim Mektebinden (şimdiki Necdet Bey Öğretmen Okulu) de büyük miktarda öğrenci harbe dâhil olmuştu. Bu okul, tarihi kayıtların zikrettiğine göre 1914-1918 yılları arasında yalnızca 2 mezun verebilmişti.

***

İngilizler, mayıs ayının ilk haftasına girildiğinde, cepheye yetişen Türk birliklerinin sert direnişiyle karşılaşmışlardı. Bugünlerden birinde, 48. alaya Balıkesir taraflarından 120 gönüllü genç gelmişti. Hepsinin de sevinç ve neşesi yüzlerinden okunuyordu. Birisinin elinde, gençleri temsil eden, sopanın ucuna bağlanmış bir bayrak vardı. Üzerinde “Karesi Gönüllüleri” yazıyordu.



Komutan Yüzbaşı Hattatoğlu, onlarla beraber oturup bir müddet sohbet etti. İçlerinden birisi komutanın çok dikkatini çekmişti. Diğerlerinden farklı olarak göğsünde, boynu ile koltuk altına bağlanmış ve kının içine gizlenmiş bir saldırma asmıştı. Komutan, ona sordu:

– Ali, bu boynunda asılı duran saldırmaya benziyor. Elinde mavzerin var, buna niçin gerek duydun?

Ali verdiği şu cevapla taşı gediğine koydu ve orada bulunanların imanlarının yücelmesine vesile oldu:

– Gâvuru bu elimdeki ile öldüremezsek, bununla öldürürüz komutanım!

Ali’nin, tam bir Anadolu gencinin özelliklerini taşıması, mert ve sade görüntüsü, komutanının ve bütün askerlerin sevgisini üzerine toplamıştı. Çevresine güven veriyor, bütün bir birlik onun kahramanca sözleriyle adeta coşuyordu. Birkaç zaman talimle meşgul olan Ali, bir gün komutanına,

– Komutanım, canımız sıkıldı, gâvuru öldürmeye ne zaman gideceğiz, diye sordu.

Komutanı ise Ali’ye,

– Acele etme Ali, taarruz için emir almamız gerekiyor, henüz emir gelmedi, diye cevap verdi.

Nihayet aradan birkaç gün geçtikten sonra Komutan Mustafa Bey’den taarruz emri geldi. Askerler heyecanlandılar ve sağa sola, çalılıkların içine dağılıverdiler. Bu arada abdestler alınmış, iç çamaşırlar değiştirilmiş ve gaza namazları kılınmıştı. Tek sıra halinde ölümün üzerine gitmeye hazırlanıyorlar, hiçbirinden çıt çıkmıyordu. Fakat Ali, başına, büyük ihtimal nişanlısının cepheye gelirken verdiği yemeniyi bağlamış, saldırmanın ve mavzerinin üstünü de kır çiçekleriyle süslemişti. Bu hali komutanının dikkatini çekmişti, sordu:

– Ali, bu ne hal? Düğüne gider gibi bir halin var!

Bunun üzerine Ali,

– Komutanım, iki gün sonra bayram, Allah’ın huzuruna süslenmeden gidilir mi, diyerek bütün bir birliğin ortalığı “Allah! Allah!” nidalarıyla inletmesine vesile olmuştu.

Başka söze gerek yoktu. Şimdi her yan tekbir sesleriyle inliyordu. Komutan, alay sancağını Ali’ye verdi.

– Ali, bu sancak birliğimizin ve bütün bir milletin namusudur. Sakın bunu düşmana verme, diye tembihte bulundu. Ali de aynı şekilde şu müthiş cevabı verdi:

– Sen merak etme komutanım, ben onu ölürüm de düşmana vermem!

Bu kahramanlık hikâyesinin devamını ve daha nicesini okuyup öğrenmek ve arkadaşlarınıza, çocuklarınıza ve gençlere anlatmak istiyorsanız, İsmail Çolak’ın “Okuldan Çanakkale’ye” kitabını mutlaka temin etmelisiniz. Tabii özellikle de gençlere, öğrenci ve öğretmenlere tavsiye etmeyi de unutmamanız dileğiyle…
 
Üst Alt