• Kaynak menüsünden dosya indirebilmek istiyorsanız lütfen forum kullanım bilgisini okuyunuz

Eğitimde kızıl elma ülküsü

Yorgun

Veziri Azam
Yönetici
Vezir-i Azam
Katılım
13 Mar 2009
Mesajlar
13,959
Beğeniler
16,075
Puanları
113
Web sitesi
www.tarihsinifi.com
#1
Milli eğitim sisteminin yapboz tahtasına dönmesi ve milli ve yerli modeller hayata geçirilememesi karşısında müfredat ve eğitim politikalarını kimlerin yönlendirdiği son günlerde çok konuşulur hale geldi. Dostlar bana da soruyorlar: Birçok alanda ülkemiz hamle üstüne hamle yaparken, topyekûn eğitimde bu gerileyişin sebebi ne olabilir?

Zeytin Dalı Harekâtı’na katılan bir askere “istikamet neresi” diye muhabir soruyor. 'Kızılelma' cevabını veriyor kahraman Mehmetçik. Bu cevap o günlerde gündem olmuştu. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan da Kızılelma ile ilgili dikkat çeken bir açıklama yapmıştı.

Kızılelma ruhu vermeyen hiçbir eğitim modeli bizden değildir. Bir asırdır yabancı model ve uygulamalarla Milli Eğitim yapboz tahtasına döndü.

Eğitimde sömürü düzenine tabi olduğumuzun göstergesi nedir diye soruyor dostlarımız. “Ağacı gösteren meyveleridir. Eğitim ağacının meyvelerine bakarak milli ve yerli bir eğitim sistemine tabi olup olmadığımızı anlayabiliriz” diyorum.
You do not have permission to view link Giriş yap veya üye ol.
dediniz. Şimdi Finlandiya, Singapur modelleri diyorsunuz. Eğitim sisteminiz yerli ve milli değilse başkalarının Kızıl Elmasına hizmet eden insan yetiştirirsiniz. Bize değil. Dâhilerimizi bu ülkede değil Amerika gibi yabancı ülkelerde bulunuyorsa sebebi budur: Sömürü eğitim düzeni.. Başkasının kızıl elmasına sahip eğitimle bu ülkede mektepli çocuklarımızdan dört başı mamur bir sanatçı, müzisyen ya da sporcu, bilim adamı yetiştiremezsiniz.


Fiîlî işgalde tehlikenin boyutları ve çapını görebiliyoruz. Püskürtebiliyorsunuz. Kurt gövdenin içine girince zihnî (kültürel / medyatik) işgal dolaylı olduğu için, zihnî işgalin boyutlarını ve tehlikelerini tespit edemiyoruz.

Dikkat edelim ki günümüzde işgaller yalnızca fiilen gerçekleşmiyor. Aynı zamanda ve daha çok da zihnen gerçekleşiyor. Bu ülke yabancı hâkimiyetinde olsaydı eğitim sistemi, kültür dünyası, medya rejimi, düşünce ve sanat hayatını bundan daha kötü olabilir miydi?

İnsanın bakış açısı ve inancı aldığı eğitimin bir sonucu olarak teşekkül eder. Gençlik arasında deizm, ateizm ve nihilizm dalgası çığ gibi yayılıyorsa sebebi kültür ve medeniyetimize, inanç ve değerlerimize taban tabana zıt olan mevcut müfredat yapılanmasıdır. Bilimin hala ateizme ve materyalizme alet edilmesidir. Mataryalist felsefeye dayalı ders kitaplarıdır.

Kendi ders kitaplarımız ve milli müfredat yazılmış olsaydı; Algoritma’nın El Harezmi, Avicenna’nın İbn-i Sina, Averroes’un İbn-i Rüşd, Cebir ilminin kurucusunun İbn-i Cabir olduğunu, sıfır, cifir ve şifre mefhumlarının bu matematik üstadından ilhamla geliştirildiğini, trigonometrinin üçgen bilimi olduğunu yazacaktı. Dahası Dünyanın döndüğünü keşfedenin Biruni, İlk optik temelleri koyanın Heysem Sesin fiziki açıklamasını ilk yapanın Farabi, Sibernetiği ilk kullananın Cezeri, Yerçekimini ilk keşfedenin Razi, Mikrobu ilk tanımlayanın Akşemsettin olduğunu da yazacaktı.

Büyük bir çaba ile bu zenginlikleri ortaya çıkaran günümüzün en büyük bilim tarihcisi Fuat Sezgin’e sahip çıkamadık. Onun bilim tarihi külliyatını Almancadan Türkçeye tercüme edemedik.

Hala üstü örtülü işgalin sürdüğü belli ki gençlerimiz Osmanlıcayı yazıp okuyamıyor. İş yerlerinin ve firmaların isimlerine bakın. Sanki yabancı bir ülkede yaşıyoruz. Son yıllara kadar Kutul Amare zaferinden bile haberimiz yoktu. Tarih müfredatının bile bağımsız olmadığının bundan daha açık bir göstergesi olabilir mi?

Yazımızı bir asra yakındır uygulanan üstü örtülü planı özetleyerek bitirelim.

İşte bir asırdır uygulanan üstü örtülü gizli planın özeti!
  1. Öğrenciler okul süresince yabancı dil öğrenmeyecekler. Kızılelma veya i’lai kelimetullah sevdası olmayacak. Başka ülkeleri mümkün olduğunca bilmeyecekler (Belirli okullardaki belirli kesim hariç)
  2. Eğitim çağındaki çocukların en zekilerin en az % 10 nu ortaokulların sonunda tespit edilerek Fen lisesi veya diğer seçkin okullarda yükseköğretime hazırlanacak. Bunlardan yükseköğrenime geçenlerin % 5 ile 10 kadarı Avrupa ve özellikle ABD ye taşınacak.
  1. Okullardaki müfredatlar teferruatla doldurulacaktır (İngilizlerin Hint çocuklarına logaritma ezberletmesini hatırlayalım).
***
Uygulanan harf ınkılabından tutun da medrese ve tekyelerin kapatılmasına kadar yapılan inkılaplar bu planların uygulandığının açık göstergesi değil mi?

Son zamanlarda basında ve özellikle sosyal medyada yaygın bir şekilde tartışılan bir konu ise Fullbright anlaşması. Fulbright anlaşması Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasında 1949 yılında imzalanan ikili anlaşmanın adıydı. TBMM’den 13 Mart 1950 tarih ve 5596 sayılı kanun ile geçerek yürürlüğe girmiş. Bu anlaşma ile eğitimin direksiyonuna ABD’li danışmanlara verilmiş.

“Hâlâ bu anlaşma geçerli mi” sorusuna muhatap oluyorum. “Bu sorunun muhatabı ben değilim elbette” diyorum. “Niçin yetkililere sormuyorsunuz” diye ekliyorum.

Yabancı dil eğitimine en fazla zaman ayıran ülke olduğumuz halde neticeleri malum. Müfredata bakın. İçi ne düşünülmüşse teferruatla doldurulmuş ve şişirilmiş, Gerçek hayatla ilgisi olmayan bilimsel değeri bulunmayan malumat kabili şeyler...

Özellikle teste dayalı eğitim, logaritma cetveli ezberletmenin günümüzdeki versiyonu olmaktadır.

Beyin göçünün sonucunda mucitlerimizin çoğu yurtdışında yaşayanlar olduğundan Dünya çapını bırakın ulusal ölçekte fikir, edebiyat, düşünce, sanat ve siyaset adamı yetişmesi hayal olmaktadır.

İlkokullarda merkezi sınav ve son zamanlardaki TEOG’un kaldırılması ile ilkokullar gibi liselerde de çocuklarımız mahallelerinde okuma yolu açıldı. Bu planın akamete uğraması yolunda önemli bir adım oldu. Arkası gelmeli. Üniversite giriş sınavları ve diğer merkezi sınavlar da kaldırılmalı.

Özellikle deha sahibi çocukların çok iyi takip edilmesi ve milli kimlikle yetiştirilmesi problemlerimizin çözülmesi ve geleceğimizin kurtarılması adına kritik önem arzediyor.

Son günlerde medyada el değiştirmelere bakarsak kaleler bir bir düşecek görünüyor. Mevlana hazretlerinin dediği gibi “Bak güzel günler yola düşmüş geliyorlar”

Yeter ki kendi değerlerine, anlam haritalarına, medeniyet birikimine yabancılaşmaktan kurtulalım.

Amerikan eğitim sistemini kuran John Dewey, Amerika’daki üç büyük filozoftan biri kabul edilir. Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllarda John Dewey ülkemize çağrılır. Modern bir eğitim sistemi için kendisinden yardım istenir. John Dewey, inceleme yaptıktan sonra bir rapor yayınlar. Raporda diyor ki: “Siz yeni bir eğitim sistemi istemekle hata ediyorsunuz. Asıl eğitim sistemi sizdedir, sizin yapacağınız şey medrese sistemini güncellemek ve geliştirmektir.”

Nizamü’l-Mülk, bizim iyi- güzel-doğru tasavvurlarımıza göre bir eğitim sistemi geliştirmişti. Bu sistem, hem Selçuklu’yu hem de Osmanlı’yı kuran muazzam ve köklü bir eğitim sistemiydi.

Neden benzerini kendi eğitim sistemimiz için düşünmüyoruz? Bediüzzaman, fen bilimleri ile dini bilimleri birleştiren yerli bir eğitim modeli geliştirdi. Bu eğitim modelinin hayata geçirilmesi Onun bir kızıl elma ülküsü idi. Her vesile ile teşebbüste bulundu. Vefat ederken de vasiyet bırakmıştı geride kalanlara: Medresetüzzehra projesi unutulmasın diyordu.

Bugün Batıdaki elit üniversitelerin çoğu örneğin Amerika’daki Chicago Üniversitesi medrese sistemiyle işler. Özellikle de Amerika’daki doktora programları, medrese sisteminden alınmış ve adapte edilmiştir.

Batı’daki elit üniversiteler felsefeci, düşünür ve büyük sanatçılar yetiştiriyor.
Biz ne yapıyoruz, peki? Bizim üniversitelerimiz bunların taşımacılığını, gönüllü acentalığını yapmaktan ne zaman kurtulacak?

MEB ve YÖK yetkilileri yerli ve milli eğitim ve üniversite modeli için ne zaman harekete geçecek diye hepimiz meraklı bir bekleyiş içindeyiz. Unutmayalımki öncelikli meselemiz Nurettin Topçu’nun deyimi ile “Maarrif Davamızdır”.

Prof. Dr. Osman Çakmak /Diriliş Postası
 
Üst Alt