• Kaynak menüsünden dosya indirebilmek istiyorsanız lütfen forum kullanım bilgisini okuyunuz

Emeviler Devleti | Ders Notu

Yorgun

Veziri Azam
Yönetici
Vezir-i Azam
Katılım
13 Mar 2009
Mesajlar
13,959
Beğeniler
16,075
Puanları
113
Web sitesi
www.tarihsinifi.com
#1
Emeviler Devleti (661 - 750)



Hz. Ali şehit edildikten sonra Kûfeliler, Hz. Ali’nin oğlu Hz. Hasan’ı halife seçtiler. Muaviye de Şam’da halifeliğini ilan etti. Müslümanlar arasında kan dökülmesini istemeyen Hz. Hasan, Muaviye ile anlaşarak halifelikten çekildi. Yapılan anlaşmaya göre Muaviye yerine herhangi birini halife tayin etmeyecekti. Bu anlaşmadan sonra Medine’ye giden Hz. Hasan bir müddet sonra vefat etti.

Emevi soyundan gelen Muaviye’nin halife olmasıyla İslam tarihinde Emeviler Dönemi başladı. Muaviye halife olunca ilk iş olarak Şam’ı İslam Devleti’nin merkezi yaptı ve bütün Müslümanların kendisine biat etmesini sağladı.

Muaviye, Müslümanlar arasındaki karışıklıkları önleyerek ülkede huzuru sağlamaya çalıştı. Muaviye iç huzuru sağladıktan sonra kara ve denizden Doğu Roma üzerine, Kuzey Afrika sahillerine, doğuda Maveraünnehir’e, kuzeyde Kafkasya ve Anadolu içlerine ordular sevk ederek fetih hareketlerine başladı.

Emeviler Dönemindeki siyasi gelişmeler şunlardır:


İstanbul kuşatması: Muaviye, İstanbul üzerine bir ordu gönderdi. Bu ordu İstanbul’u kuşattı (668) fakat kuşatmadan sonuç alınamadı. Kuşatma sırasında daha önce Hz. Muhammed’in sancaktarlığını yapan Eyüp El Ensari şehit oldu. Bugün İstanbul’daki Eyüp Sultan Türbesi, Eyüp El Ensari’ ye aittir.

Birinci kuşatma başarısız olunca, 674 yılında İstanbul ikinci kez kuşatıldı. Denizden yapılan bu kuşatma aralıklarla yedi yıl sürdü. Bu kuşatmadan, iklim farklılığına askerlerin uyum sağlayamaması, İstanbul’un merkeze uzak olması, İstanbul’un etrafının surlarla çevrili olması ve Bizans’ın grejuva denilen “denizde de yanabilen Rum ateşi” ile savunma yapması yüzünden sonuç alınamadı.

Muaviye ve oğlu Yezid döneminde doğuda Türklerin hâkimiyetinde olan Maveraünnehir, Harzem, Türkistan ve Buhara ele geçirilerek Hindistan’a kadar olan yerler fethedildi. Müslümanlar, Tunus’taki Kartaca’ya kadar olan bölgeleri de fethedince Kuzey Afrika’daki Bizans egemenliği sona erdi.

Muaviye ölmeden önce oğlu Yezid’i halife tayin ederek halifeliği saltanat hâline getirdi. Böylece Dört Halife Döneminde devam eden seçimle yönetime gelme anlayışı son bulmuş oldu.

Kerbela Olayı (680): Muaviye ölünce oğlu Yezid halifeliğini ilan etti. Yezid’in halifeliğini kabul etmeyen Kûfeliler, Hz. Ali’nin küçük oğlu Hz. Hüseyin’i halifeliğe getirmek için Kûfe’ye çağırdılar. Bunu haber alan Yezid, Hz. Hüseyin’in Kûfe’ye gitmesini engellemek için üzerine kuvvet gönderdi. Hz. Hüseyin’in yolu Kerbela denilen yerde kesildi. Hz. Hüseyin ve beraberindekileri günlerce kuşatma altında tutarak teslim olmalarını istediler. Bu istekleri kabul edilmeyince Hz. Hüseyin ve yanındakileri şehit ettiler. Bu olay Kerbela Olayı olarak tarihe geçti.

Hz. Hüseyin’in şehit edilmesinden sonra İslam dünyasında daha önce baş gösteren ayrılıklar Hz. Ali taraftarları ve Muaviye taraftarları şeklinde kesin ayrılıklara dönüştü.

Kuzey Afrika ve İspanya’nın Fethi: Emevilerin en parlak dönemi halife Abdülmelik ve Velid devirleridir. Velid zamanında Kuzey Afrika valiliğine getirilen Musa bin Nusayr, Atlas Okyanusu’na kadar bütün Kuzey Afrika’yı fethetti. Kuzey Afrika’da yaşayan Berberiler, İslamiyeti kabul ederek Arap kültürünün etkisi altına girdiler. Vizigot kralının İspanya halkına baskı ve zulüm yapması üzerine İspanya’nın yerel yöneticileri, Müslümanlardan yardım istediler. Tarık bin Ziyad komutasındaki İslam ordusu bölgeye gönderildi.

İspanya’ya geçen İslam ordusu Müslüman Arapların “Endülüs” dedikleri bu ülkeyi Kadiks Zaferi (711) sonucunda fethetmişti.

Avrupa’daki ilerleyiş Fransa’da Franklarla yapılan Puvatya Savaşı’na kadar sürdü (732). Bu savaştan sonra Müslümanlar Avrupa’da toprak kaybetmeye başladı.

TARIK BİN ZİYAD VE İSPANYA’NIN FETHİ

İspanya’yı fethetmek için fırsat arayan Musa bin Nusayr İspanya’da iç karışıklık olduğu haberini alınca Tarık bin Ziyad adlı komutanını, Vandalisia adından dolayı Müslüman Arapların “Endülüs” dedikleri İspanya’yı fethetmek için görevlendirdi.

Değerli bir komutan olan Tarık bin Ziyad Septe Boğazı’nı aşarak İspanya’ya girdi. Artık İspanya’nın fethi başlamıştı. Tarık bin Ziyad daha sonra kendi adıyla anılacak olan Cebel-i Tarık Dağı’nı ele geçirdi. Üzerine Vizigot kuvvetlerinin geldiğini öğrenince gemileri yaktırdı. Yüksekçe bir yere çıkan komutan Tarık, askerlerine: “Sabır ve sebat ederseniz zafere ulaşırsınız, Endülüs’ü fethederiz. Aksi hâlde, düşman hepimizi denize döker!” diye hitap etti.
Yılmaz Boyunağa, Tebliğinden Günümüze İslam Tarihi, s. 312’den özetlenmiştir.

Türk-Arap İlişkileri: Hz. Osman Döneminde Türklerin doğudaki en son sınırı olan Ceyhun Irmağı’na kadarki bölgeler fethedildi. Arap orduları, Muaviye’nin halife olmasından sonra Türklerle mücadele etti ve bu mücadelelerde Horasan bir üs olarak kullanıldı. Bölgede Türkler, kalabalık olmalarına rağmen siyasi birlik oluşturamadılar. Bu durum Arapların bölgeyi fethini kolaylaştırdı. Horasan valiliğine getirilen Kuteybe, Ceyhun Irmağı’nı geçerek Taşkent, Buhara, Semerkant şehirlerini ele geçirdi. Türgeş Kağanı Sulu Han, Emevi valisini yendiyse de daha sonra geri çekilmek zorunda kaldı (720).

Emevi Devleti’nin Yıkılması (750): Dünya tarihinin büyük imparatorluklarından biri kabul edilen Emevi Devleti, varlığını uzun süre devam ettiremedi.

Bu devletin yıkılmasında;

  • İmparatorluğun çok geniş sınırlara ulaşması sonucu merkezî otoritenin zayıflaması,
  • Emevi ailesinin Arap milliyetçiliği politikası izlemesi sonucu, Emevi egemenliğindeki mevâli diye tabir edilen Arap olmayan Müslümanların yönetime karşı tavır almaları,
  • Devlet makamlarına genellikle Emevi ailesi dışında yöneticilerin getirilmemesi,
  • Şiilerin halifeliği ele geçirme mücadelelerini sürdürmeleri,
  • Hz. Muhammed’in soyundan gelenlerin Emevi yönetimine karşı mücadeleleri etkili olmuştur.

Emevi yönetimine karşı ilk başkaldırı, Horasan’da başladı. Horasan’da Türk asıllı Ebu Müslim adlı bir komutanın başlattığı bu ayaklanma, Irak ve İran’a yayıldı. Emevilere karşı oluşturulan muhalefetin öncülüğünü Hz. Muhammed’in amcası Abbas’ın soyundan gelenler yapmaktaydı. Bu ayaklanmalar, Ebu’l Abbas Abdullah’ın Kûfe’de Ebu Müslim tarafından halife ilan edilmesiyle son buldu. Mısır’a kaçan son Emevi halifesi II. Mervan öldürüldü. Böylece Emevi Devleti sona erdi (750).

Emeviler Döneminde yöneticilerin uyguladığı Arap milliyetçiliği politikası yüzünden halk dört sınıfa ayrıldı:

Müslüman Araplar: Bunlar kendilerini Arap olmayan diğer Müslümanlardan üstün tutmuştur.

Mevâlî: Müslümanlığı kabul etmiş Arap olmayan Müslümanlara azatlı köle manasındaki bu isim verildi. Bunlar Müslüman Arapların üstün tutulmasından rahatsızlık duyuyorlardı.

Zımmî: İslam Devleti içinde yaşayan Müslüman olmayan halktır. İslam Devleti’nin kendilerine sağladığı koruma karşılığında devlete vergi ödüyorlardı.

Köleler:
İslamiyet’in doğuşundan çok daha önceki dönemlere giden kölecilik anlayışını İslamiyet ıslah etme yoluna gitmiştir. Kölelerin hürriyetlerine kavuşturulmasını teşvik etmiştir.

Emeviler Döneminde halifeler gösterişli bir hayat sürmeye başladı. Bu dönemde halifeler ordu komutanlığını bırakarak, sadece devlet başkanlığı görevini yürüttüler. Ancak Emevi hanedanından Ömer bin Abdulaziz gerçekleştirdiği faaliyetlerle diğer Emevi halifelerinden ayrılır.

EMEVİLERE FARKLI BİR BAKIŞ: ÖMER BİN ABDÜLAZİZ

Anne tarafından soyu halife Hz. Ömer'e dayanan Emevi halifesi Ömer bin Abdülaziz, mevcut İslam ülkelerinin genişliğinin yeterli olduğuna inandığından yeni fetihler yerine var olan sınırlar içerisinde adaletli bir yönetim oluşturmaya çalışmıştır. Emevi Devleti'nin kuruluşundan beri oluşturulmuş olan bütün ihtişam ve lüks yaşantı tarzını ortadan kaldırarak İslam'ın ilk halifeleri gibi sade bir hayat sürmeye ve devletten aldığı belirli bir gündelikle geçinmeye başlamıştır.

Ömer bin Abdulaziz halka zulmeden valileri değiştirip yöneticilerinden halka hoşgörü ile davranmalarını istemiştir. Bu yolla kendinden önceki Emevi halifelerinin baskı yoluyla sağlayamadıkları sosyal ve ekonomik düzeni sevgi ve hoşgörü ile kısa zamanda gerçekleştirmiştir. Onun döneminde ülkede öyle bir zenginlik, öyle bir huzur belirmişti ki Türkistan'dan İspanya'ya, Anadolu'nun doğusundan Arabistan'ın en güney ucuna kadar geniş olan İslam ülkesinde zekât verecek fakir bulunamamış, zenginler zekâtlarını verecek yer aramaya başlamışlardı.

Yılmaz Boyunağa, Tebliğinden Günümüze İslam Tarihi, s. 341-344’ten özetlenmiştir.
Cevaplayalım
Ömer bin Abdülaziz'in diğer Emevi halifelerinden farklı bir yönetim uygulamasının sonuçları neler olabilir?

[TABLE]
[TR]
[TD]DÖRT HALİFE DÖNEMİ[/TD]
[TD]EMEVİLER DÖNEMİ[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Halifeler bir çeşit seçim yoluyla belirlendi.[/TD]
[TD]Babadan oğula geçen saltanat modeli uygulandı.[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Devlete ait merkez binası yoktu.[/TD]
[TD]Devlete ait merkez binaları inşa edildi.[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Bütün Müslümanlar eşit kabul edilmişti.[/TD]
[TD]Arap milliyetçiliği politikası izlendi.[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Devlete ait resmî dil ve resmî para yoktu[/TD]
[TD]Arapça resmî dil hâline getirildi, ilk İslam parası bastırıldı.[/TD]
[/TR]
[/TABLE]

Cevaplayalım
Dört Halife ve Emeviler Dönemini devlet teşkilatlanması açısından karşılaştırınız?

İslam dinini yaymak için yapılan fetihler aynı zamanda İslam sanatının gelişmesini de sağladı. Çünkü fethedilen ülkelerdeki sanat anlayışı İslam sanatını da etkiliyordu. Bunun sonucunda farklı sanat anlayışlarından oluşan yeni ve daha gelişmiş bir İslam sanatı ortaya çıktı. İslam sanatında en büyük gelişme mimari alanda olmuştur. İslam Devleti'nin her yerine camiler, medreseler, köprüler, hanlar, kervansaraylar yapıldı. Mimari eserlerde kubbe ve kemer kavramları Türklerden Araplara geçti. Camilerde mihrap, minare ve şadırvan gibi yapılar ilk olarak Emeviler zamanında kullanılmaya başlandı. Emevi sanatında genel yapı malzemesi olarak taş kullanıldı. Süslemelerde insan ve hayvan figürlerine yer verildi ve estetik değer ön plana çıkarıldı. Kubbe ile at nalı ve yuvarlak dilimli kemerler başarılı şekilde eserlerde uygulandı. Kare minareler de Emevi mimarisini yansıtan örneklerdendir.

İslamiyetin ilk yıllarında Arap Yarımadası'nda Arap alfabesi, Mısır ve Suriye'de Eski Yunan alfabesi kullanılmaktaydı. Emevi Halifesi Abdülmelik, İlk İslam parasını bastırdı, resmî yazışmalarda Arap alfabesinin kullanılmasını zorunlu hâle getirdi. Böylece Arap alfabesi Arabistan dışında da yaygınlaştı.

Kur'an-ı Kerim'in dili Arapça olduğu için İslamiyetin yayıldığı bölgelerde Arapça, konuşma dili olmaya başladı. İslamiyeti kabul eden diğer milletler, İslamiyeti öğrenirken Arapçayı da öğrendiler. Böylece Arapça, İslamiyetle beraber bütün dünyaya yayıldı. Türkçe, Farsça ve daha birçok dile Arapça kelimeler girdi.

Saray hayatının başladığı Emeviler Döneminde şiir yeniden önem kazandı. İslami dönemde gelişen diğer bir edebiyat türü de toplumun bilgi, görgü ve ahlakını yükseltmek gayesiyle yazılmış nesir türündeki eserlerdir. Edeb adı verilen bu tarzın en önemli ismi, “Hilafet Ordusu'nun Menkıbeleri ve Türklerin Faziletleri” adlı bir kitap yazmış olan Cahiz'di.

İslam dünyasında sanayi, fetihler sonucunda ortaya çıktı. Sanayi, tarım ürünlerine dayalı olarak el sanatları üretimiyle başladı. Daha sonra gelişerek imalathanelere dönüştü. Dokuma sanayinde yün, pamuk ve ketenden çeşitli kumaşlar üretildi. Bu kumaşlar, Avrupa'da büyük ilgi görmüştür.

EMEVİLERDE SAĞLIK

Emevi halifesi Velid'in hastanesini oluşturması ve hastaneye doktorlar görevlendirmesinden sekiz yüz yıl sonra, batıda ilk defa 1500 yılında Strazburger Hastanesi bir doktora sahip olur; bunu 1517'de Leipzig Hastanesi, 1536'da Paris'te Hotel-Dieu takip eder.

Sigrid Hunke, Avrupa Üzerine Doğan İslam Güneşi, s. 220.
 
Üst Alt