• Kaynak menüsünden dosya indirebilmek istiyorsanız lütfen forum kullanım bilgisini okuyunuz

Fil Suresi

Yorgun

Veziri Azam
Yönetici
Vezir-i Azam
Katılım
13 Mar 2009
Mesajlar
13,959
Beğeniler
15,491
Puanları
113
Web sitesi
www.tarihsinifi.com
#1
FİL SURESİ

Rahmanve Rahim Allah'ın adıyla.
1) Rabbin’in fil ashabı’na neyaptığını görmedin mi?
2) Onların kurnazca planlarınıtamamen boşa çıkarmadı mı?
3) Üzerlerine sürülerle kuşlargönderip
4) Ateşten çıkmış taşlarla azapdarbeleri indir(me)di (mi?)
5) Nihayet onları, yenilmiş ekinyaprağına çevir(me)d i(mi?)

Fil Olayı
1’inciAyette, Kâbe’yi yıkmak için saldırıya geçmiş olan “Fîl ordusu”nu, Allah’ınnasıl perişan ettiğine dikkat çekilerek, İslâm’a engel olmak isteyenlerinhilelerinin, tamamen boşa çıkarılacağı ve kendi başlarına geçirileceği mesajıverilir.Mekkelimüşriklerin, uzlaşma adı altında plânladıkları hile, Kâfirûn suresiyle bertarafedildikten sonra, Müminler ve müşrikler için yeni bir dönem başlar. Mekkelimüşrikler, bu aşamadan sonra İslâm’ın yayılmasını önlemek için fiili tedbirleralmaya ve şiddet kullanmaya yönelirler. Onlar artık toplantılarında uzlaşmayıdeğil, müminleri tamamen nasıl yok edeceklerini konuşurlar; inananlara işkenceetmeyi ve Peygamber(as)’i öldürmeyi plânlarlar. İşte bu yüzden daha surenin ilkayetinde, müşriklere, yakın geçmişte şahit oldukları “Fîl ordusu”nun feciakıbeti hatırlatılmış; böyle bir yok ediş saldırısına geçmeleri halinde onlarınakıbetlerinin de çok kötü olacağı mesajı verilmiştir.Ayetinkısaca işaret ettiği bu olay, İslâm’dan önceki Arap tarihinde “Fîl vak’ası”olarak bilinirdi. Fîl vak’ası, Kâbe’yi yıkmak amacıyla Mekke üzerine yürüyenHabeş ordusunun, Allah tarafından gönderilen kuşlar (uçan varlıklar)vasıtasıyla imha edilmesi olayıdır. Olay şöyle özetlenebilir.
OlayınSebebi: Himyer Kıralı Zûnüvas, hahamların etkisiyle Yahudi dinine girer veYemen’deki Hıristiyanlara baskı yapmaya başlar. Hıristiyan Habeşliler, YemenHıristiyanlarını bu baskıdan kurtarmak için Yemen’e saldırırlar. Himyerordusunu bozguna uğratıp 537 yılında iradeyi ele geçirirler. Bu kez de onlar,Yahudilere baskı yapmaya başlarlar. Yemen’deki kiliseler, Arapları daHıristiyan olmaya çağırır. Fakat Araplar bu çağrıya uymayıp geleneklerine veKâbe’yi haccetme ibadetlerine bağlı kalırlar. HabeşKırallığı tarafından Yemen’e vali olarak atanan ve mutaassıp bir Hıristiyanolan Ebrehe el-Eşrem, Hıristiyanlığı yaymak için bölgede yoğun çalışmalarabaşlar. Arapların Kâbe’yi ziyaret için Mekke’ye gittiklerini görünce, San’a’daİslâm kaynaklarında “Kulleys-kalis” şeklinde geçen ve Türkçe’de “Kilise” denenbüyük bir katedral yaptırır. İnşaatın tamamlanmasından sonra Ebrehe, çeşitlibölgelere propagandacılar göndererek mabedi ziyaret etmeleri için halkıSan’a’ya çağırır. Fakat bu kilisenin, kutsal saydıkları Kâbe’nin yerinegeçirilmek istenmesini hazmedemeyen Kinâne kabilesine mensup bir Arap, San’a’yagiderek kiliseyi kirletir. Bu saygısızlığa öfkelenen Ebrehe, bütünKinânelilerin gelip kiliseyi tavaf etmelerini ister. Ancak onlar, Ebrehe’ninistediğini reddedip gönderdiği elçiyi öldürürler. Bunun üzerine Ebrehe,Kâbe’nin Hıristiyanlığın yayılmasına engel olduğu sonucuna vararak onu yıkmayakarar verir. İçinde Mahmut adlı filin de bulunduğu 60 bin kişilik büyük birordu ile Mekke üzerine yürür. Ebrehe’nin asıl hedefi, Mekke’yi zaptederekAraplar’ın gittikçe genişleyen ticâri faaliyetlerine son vermek; San’a’yıArabistan’ın dini, ticâri ve siyasi merkezi haline getirmekti. Böylece,kuzey-güney bağlantısını kesen Mekke saf dışı bırakılarak Suriye’ye kadar ulaşılacak,Sâsâniler’le savaşan Bizans’a da yardım etme imkânı doğacaktı.Yemeneşrafından Zûnefer, Ebrehe’nin Kâbe’yi yıkma kararına karşı çıkar ve onunlasavaşır; fakat yenilerek esir düşer. Yoluna devam eden Ebrehe, Has’amkabilesini de yenerek reisleri Nüfeyl b. Habib’i esir alır. Ebreh’e, Tâif’egeldiğinde onunla şehir halkı adına Mesûd b. Muatteb konuşur. Lât mâbedinedokunulmamasına karşılık kendisine itaat edeceklerini ve hedefi olan Kâbe’yigösterecek bir kılavuz verebileceklerini söyler. Ebrehe’de bu teklifi kabuleder.Ancak,Ebû Rigâl adlı bu kılavuz, Mekke yakınındaki Mugammes denilen yerde ölür.(Araplar’ın, onun mezarını taşlamayı âdet edindikleri söylenir.)Ebrehe,Esved b. Maksûd’u, bir müfreze ile Mekke çevresine gönderip orada otlayandeveleri ordugâha getirmesini ister. O da kendisine verilen emri yerinegetirir. Ordugâha getirilen develer arasında, Hz. Muhammed’in devesiAbdulmuttalib’in zoo deveside vardır. Abdulmuttalib, Kureyş’in reisidir.Ebrehe, Hutâna el-Himyerî’yi, Abdulmuttalibe göndererek onlarla savaşmayagelmediğini, yalnızca Kâbe’yi yıkmak istediğini, eğer engel olmayakalkışmazlarsa kendilerine dokunulmayacağını bildirir. Abdulmuttalib ordugâhagelip sadece develerini ister. Onun, Kâbe’nin yıkılmaması için ricada bulunmakyerine yalnız develerini istemesi, Ebrehe’ye garip gelir. Abdulmuttalib, budurumu garipseyen Ebrehe’ye, “Kendisinin develerin sahibi olduğunu ve Kâbe’yimerak etmediğini; çünkü onu kendi sahibinin (Allah’ın) koruyacağını” söylemekleyetinir. Develerini alıp Mekke’ye dönen Abdulmuttalib, Kâbe’ye gider, beytinikoruması için Allah’a dua ettikten sonra, halka şehrin dışına çıkmalarını,dağlara ve vadilere çekilmelerini söyler.Ertesigün, Ebrehe ordusuna hücum emri verir. Fakat askerin önünde bulunan fil,Mekke’ye doğru hareket ettirilmek istendiğinde yerinden kımıldatılamaz,askerler de üzerlerine taşlaşmış çamur yağdıran ebâbil kuşları tarafından kurtyemiş yaprağa çevrilirler. Ordusu perişan olan ve plânları boşa çıkan Ebrehekurtulan askerleriyle birlikte Yemen’e dönmek zorunda kalır. Kısa bir süresonra o da ölür.
Olayınsonucu: Kureyş kabilesi, Mekke ve Kâbe için büyük önem taşıyan Fîlvak’ası’nı tarih başlangıcı (milât) kabul etmiş ve meydana geldiği yıl, “âmü’lfîl-Fîl yılı” adıyla meşhur olmuştur. Ayrıca, diğer Arap kabileleri de bu olaysebebiyle Kureyş’e saygı duymuşlar ve bu saygıyı onlara “ehlullah-Allah’ınhalkı” diyerek belli etmişlerdir. Ancak bu durum uzun sürmemiştir. Çünkü Kuran,“ashabu’l-fîl” diye adlandırdığı saldırganları, kısa bir süre sonra, “Fîl”adındaki bir sûre ile onlara hatırlatmıştır. Bunun nedeni, surenin nüzuldöneminde Mekkeli müşriklerin İslâm’ın yayılışını önlemek için, şiddetkullanmaya yönelmiş olmalarıdır. İşte sure, Mekke Müşriklerinin yakın geçmişteşahit oldukları, fîl olayını kendilerine hatırlatarak onların İslâm’ı yıkmayayönelik bu eğilimlerini, daha baştan mahkum etmek istemiştir.

2’nciayette,
Allah’ın, Fîl ordusunun kurnazca plânlarını tamamen boşa çıkardığıdile getirilerek onların nasıl perişan edildikleri açıklanır.Buayetteki “keyd” kelimesi sözlükte, “Suikast, plân, düzen, oyun ve tuzak” gibianlamlar taşır. “Keydehum fi tadlîl” İbaresi de, “onların tuzaklarını, kurnazcaplânlarını tamamen boşa çıkardı” manasına gelir.Onlarıntuzakları ise, Kâbe’yi yıkmak, San’a’da yaptırmış oldukları kiliseyi onunyerine koyup halkı ona çevirmek; Arapların gittikçe genişleyen ticârifaaliyetlerine son verip San’a’yı Arabistan’ın dinî, siyasî ve ticâri merkezihaline getirmekti. Onlar bu gayeye ermek için gizli açık bir takım teşebbüslerdebulundular, Mekke’nin çok yakınındaki Mugammes’e kadar geldiler. Ama onlarbütün uğraşlarına rağmen Kâbe’yi yıkmaya muvaffak olamadılar. Tam aksinekendileri helâk, kiliseleri de harap olup gitti. İşte ayette bu gerçeğe işaretedilmiştir.

3’üncüayette,
Allah’ın, Fîl ordusunun üzerine sürülerle kuşlar (uçan varlıklar)gönderdiği belirtilir. Bu ayette yer alan ve “tâir” kelimesinin çoğul şekliolan “tayr” sözcüğü, “uçan kuş veya uçan varlıklar” anlamına gelir. Bukelimenin ayette belirsiz (nekra) olarak kullanılması, bunların tanınmadıkgarip bir takım kuşlar olabileceğini hatıra getirir. Nitekim kırlangıcabenzetilen bu acayip kuşların, sürüler halinde deniz tarafından geliptoplandıkları ve yalnız Fîl vak’asında görüldükleri rivayet edilir.“Ebâbil”kelimesi de, çoğunluğun kanısına göre tekili olmayan bir çoğul (çokluk)ismidir. Bu sözcük, “kümeler halinde farklı yönlerden gelip toplanan kuşlar”anlamına gelir. “Tayranebâbîl” terkibi ise, “kümeler halinde birbiri ardınca gelen kuş sürüleri”demektir.Buterkiple, Allah’ın Fîl ordusunun üzerine sürülerle kuşlar saldığı; bu uçanvarlıklarla onlara belâ üzerine belâ yağdırdığı vurgulanmak istenmiştir.

4’üncüayette de,
uçan varlıkların Fîl ordusuna siccil taşları ile sert azapdarbeleri indirdikleri bildirilir. Bu ayetteki “siccil” kelimesinin, Farsça“senk’u kîl- taşlaşmış çamur” sözcüğünün Arapça’ya intikâl etmiş şekli olduğusöylenir. Fakat bazı müfessirlere göre “siccîl” Arapça kökenli bir kelime oluplafzen “Yazı”, mecâzen de “Allah tarafından yazılıp takdir edilen şey” anlamınagelen “sicill” sözcüğünün anlamdaşıdır. Bu yaklaşıma göre, “bi hicaretin minsiccîl” ibaresi, “Allah’ın takdiri ile önceden tespit edilmiş taş gibi sertazap darbeleri”ni ifade eden bir mecaz olmaktadır.

5’inciayette ise,
Saldırganların, uçan varlıkların yağdırdığı sert cisimlerintesiriyle helâk edildikleri haber verilir; onların bu perişan hâli, yenilmişekin yaprağına benzetilir.Buayetteki “asf” kelimesi “taze(gök) ekin yaprağı veya saman ufağı”; “keasfinme’kûl” terkibi de, “yenilmiş ekin yaprağı veya yalnız sap dipleri kalmış yenikekin tarlası gibi” anlamına gelir.Bubenzetme ile, Fîl ordusunun maksadına eremeden bedenlerinin delik deşikedilerek hezimete uğratıldıklarına dikkat çekilir. Demek ki Yüce Allah, Fîl ordusunuböyle akıllara gelmez, şaşırtıcı ve çok çabuk bir şekilde yenilmiş ekin gibiyapıvermiş; istilacı bir orduyu semâvi bir âfetle ansızın yere serip perişanetmiştir.Görüldüğügibi bu surede Fîl ordusunun, Ebâbi’l kuşlarının yağdırdığı sert cisimlerintesiriyle helâk edildikleri belirtilmiş, fakat bu taşların ve onları atankuşların özellikleri hakkında herhangi bir bilgi verilmemiştir. Ancaktefsirlerde bu konuda hayli ayrıntılı yorumlar yapılmış; olayın bir mucizeolarak anlatıldığı rivayetlerde de Arap topraklarında çiçek ve kızamuk gibihastalıkların ilk kez o yıl görüldüğünden söz edilmiştir. Fîl vakasınınkaynaklarda ayrıntılı olarak yer alması, Kuran’ın indiği sırada bu olayınmuhataplar tarafından çok iyi bilindiğini gösterir.Buayrıntılı bilgilere ve rivayetlere dayanan Muhammed Abduh, fîl ordusuna taşatan kuşların, mikrop taşıyan sirek veya sivri sinek türünden uçan varlıklarolduğunu belirterek olayı, “bir bulaşıcı hastalık salgını” şeklindeyorumlamıştır. Ancak, müfessirlerin çoğu bu yoruma katılmamış, tam aksineanılan yoruma karşı ciddi tenkitlerde bulunmuşlardır.Abduh’unyorumuna şiddetle karşı çıkanlardan biri de M.Hamdi Yazır’dır. O genel olarak,Abduh’un derin ilmine rağmen rivayetleri saptırdığını, ayetleri anlamlarıdışına çektiğini, bu büyük olayı yaptığı yorumlarla âdeta küçülttüğünü, modernilmin ağır baskısı altında kalıp yorumda ısrar ettiğini ve Allah’ın beyanıylayetinmediğini söyler. Sonunda, “o zaman Peygamber(as)’e her taraftan öfkepüsküren düşmanları bile inkara ve tevile (yoruma) sapmamışken bugünkü dostlarıiçinde ona inanmayıp tevile kalkışanlara: “Düşman kadar olsun siper et süret-ihakkı, Ey Dost Hüseyn olmaz isen bari Yezid ol” denmez mi?” diyerekeleştirisini tamamlar.Rivayetlerdeanlatılanlar abartılı, bu konuda yapılan yorumlar da isabetsiz olabilir. Gerçekolan, olayın özüdür. O da, Yemen’de egemen olan Hıristiyanların, Arapların dinimerkezi olan Kâbe’yi yıkmak ve böylece onları geleneksel dinlerinden koparıpYemen’de egemen olan Hıristiyanlığa çevirmek için Mekke önlerine geldikleri,fakat Allah’ın gönderdiği kuş sürülerinin attıkları taşlarla veya bu taşlarınbulaştırdığı mikroplarla askerlerin kırılıp Kâbe’nin Hıristiyan saldırısındankorunmuş olduğudur. Saldırganları mahveden belânın mahiyeti ne olursa olsun buolay, kelimenin gerçek anlamıyla tam bir mucize idi. Çünkü Fîl ordusununbozguna uğratılması, baskı altındaki Mekke halkına hiç beklenmedik bir kurtuluşimkanı sunmuştu.İştebu yüzden Kuran, Arapların çok iyi bildikleri ve destan gibi anlattıkları Fîl vakasını,Kâbe’nin Allah katındaki değerini gösteren bir mucize olarak onların anlatımınauygun biçimde dile getirmiştir. Burada asıl amaç, Kuran’ın ilk muhataplarıncaçok iyi bilinen bir olayı hatırlatıp Allah’ın dinine karşı çıkanları uyarmak veonların gerçeği görmelerini sağlamaktır. Bunun için, ayetleri asıl bağlamındankoparıp olayla ilgisiz kılacak veya onu çarpıtacak biçimde yorumlamak doğrudeğildir.Surededile getirilen Fîl vakasının en ibret alınacak yanı, Kuvvetlerine güvenerekKâbe’ye hücum eden ve önüne geleni çiğneyen saldırgan bit ordunun, tamMekke’nin yanına gelip hedefe ulaşmak üzere olduğu bir sırada, hatır ve hayalegelmez bir şekilde bozguna uğratılıp helâk edilmesidir. Demek ki Allah, Kâbe’yisaldırılardan koruduğu gibi, İslâm’ı da koruyacak, dinine aktif biçimdedüşmanlık edenleri, vakti geldiğinde Ebrehe ve ordusu gibi bozgunauğratacaktır.

SONUÇ
1- Fîl suresinin indiği dönemde, Mekkemüşrikleri İslâm’ı önlemek için fiili tedbirler almaya ve Müslümanlara karşışiddet kullanmaya yönelmişlerdi. Onlar artık yaptıkları toplantılarda uzlaşmayıdeğil, Müslümanları toptan nasıl imha edeceklerini plânlıyorlardı. İşte YüceAllah, müşriklerin çok iyi bildikleri Fîl vakasını hatırlatan bu sureyiindirerek onların saldırgan eğilimlerini daha baştan mahkum etmek istemiştir.Yani onlara, Müslümanları yok ediş saldırısına geçtikleri takdirde, kendiakıbetlerinin çok feci olacağı uyarısında bulunmuştur.

2-
Önemli olan, Kâbe’nin bir biçimdeinsan müdahalesi olmaksızın Allah tarafından korunması ve düşmanlarıncezalandırılmasıdır.

3-
İnişinden bu güne asırlar geçmişolmasına rağmen, surenin günümüz insanına yönelik mesajları da vardır.Bunlardan en önemlisi, inkarcıların, her asırda İslâmı ve Müslümanları yok etmegayreti içinde olabilecekleri gerçeğidir. Ama Allah, dinini ve dinininşi’arı(sembolü) sayılan değerleri, kendi koruması altına alır; onları savunacakbir tek insan bulunmasa bile o, kendi koruması altına aldığı varlıkları vedeğerleri korur. Onlara zarar vermek isteyen zalimlere de zamanı geldiğinde hakettikleri cezayı verir.

4-
Kâbe, yapılalıdan bu yana tevhidin biricik sembolü olarak yeryüzünde varlığınıkorumakta, müminlerin kalbinde tevhidin ilk ve tek mabedi olarak yer tutmaktave bütün Müslümanlar, onu ziyaret edebilmenin hasreti içinde yaşamaktadırlar.Allah’ın, Fîl ordusunu sırf Kâbe’yi yıkmak istemesinden dolayı helâk ettiğinibilerek onu ziyaret eden mümin, onda bizzat Allah’ın gücünü ve tevhidi görecek,O’nun koruduğu ve kutsadığı bir mabedi ziyaret etmenin onurunu ve sevincini yaşayacaktır.
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Üst Alt