• Kaynak menüsünden dosya indirebilmek istiyorsanız lütfen forum kullanım bilgisini okuyunuz

Görev Bilinci

Yorgun

Veziri Azam
Yönetici
Vezir-i Azam
Katılım
13 Mar 2009
Mesajlar
14,239
Puanları
113
Web sitesi
www.tarihsinifi.com
GÖREV BİLİNCİ

Tek gayeleri Allah rızası olan ve bu gayeyle bir araya gelen ferdler İslami yapının temel taşlarını oluştururlar. İslami yapı bu gayeyle yola çıkan tüm ferdleri aynı çatı altında toplar. İslami sorumluluk ların Allah'u Tealanın istediği şekilde yerine getirilmesi için tüm ferdlerin üzerlerine düşen görevleri hakkıyla yerine getirmelidirler.

Yeryüzüne Allah'ın halifesi sıfatıyla gönderilen insan bu görevini layıkıyla yerine getirmek için her türlü donamıma sahiptir. Sırf Allah rızası için bir araya gelen insanlar bu yüce görevi ifa etmek hususunda Allah (cc)'ın yarattığı kâinatı dikkatlice incelediğinde, her varlığın görevini mükemmel bir şekilde yerine getirdiğini görecektir. Varlıklardan sadece birisinin görevini aksatması sonucu kâinattaki düzen bozulacaktır. Hava, su, rüzgâr, güneş… vs. kendi lisanlarıyla Allah'a olan kulluk vazifelerini eksiksiz yapmaktadırlar.

Tek gayeleri Allah rızası olan ve bu gayeyle bir araya gelen ferdler İslami yapının temel taşlarını oluştururlar. İslami yapı bu gayeyle yola çıkan tüm ferdleri aynı çatı altında toplar. İslami sorumlulukların Allah'u Tealanın istediği şekilde yerine getirilmesi için tüm ferdlerin üzerlerine düşen görevleri hakkıyla yerine getirmelidirler. Aynı zamanda ferd de kabiliyetlerini İslami hizmetin yayılmasında seferber etmelidir. Bu şekilde İslami yapının ayakta kalması ve hizmetinde hızlı bir şekilde yayılması sağlanmış olur. Kişi yapabildiği halde yapmadığı işlerden dolayı muhakkak ki hesaba çekilecektir.

İslami hizmet için bir araya gelen ve aynı yapı içerisinde yer alan her ferdin muhakkak istifade edebi-lecek bir kabiliyeti vardır. Yapının ferdlerinin bu yete-neklerini bilmesi gerekir. Şüphesiz ortaya çıkarılma-yan ve kullanılmayan yetenekler zamanla körelir. O-nun için özellikle bu konuda ilgili kişilerin beraber hizmette bulunduğu ferdleri iyi tanıması ve tanıtması gerekir. Yanlış tanıma ve tanıtma birçok zararı bera-berinde getirdiği gibi İslami hizmetin de sekteye uğramasına sebep olur. Bu zararın önüne geçmek için yapılan değerlendirmelerin duygusallıktan, önyargıdan uzak olması gerekir. Bu şekilde olursa herkes üzerine düşen görevi hakkıyla ve verimli bir şekilde yerine getirir. Tabi ki bu hususta fedlerin de yapıyla barışık olması gerekir. Yapıyla uyuşmayan ve kendini müsait etmeyen ferdlerden de istifade etmek zorlaşır.
Andolsun ki sizin için Allah'a ve Ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çokça anan kimseler için Resulullah en güzel örnektir. (Ahzap 21) ayeti celilesinden yola çıkarak siyerdeki bazı olayları irdelersek konu daha da anlaşılacaktır.

Resulullah (sav)'ın gerek Mekke gerekse de Medine dönemine baktığımızda sahabelerinin kendilerine verilen görevleri en iyi şekilde yerine getirdiğini ve bunu basit sebeplerle geri çevirmediğine şahit oluyoruz. Aynı zamanda sahabelerin de tüm yeteneklerini şanlı İslam davası uğruna seferber ettiğini görüyoruz. Birçok hizmeti yanında Hz. Ebubekir, eski tarihi ve kabileleri çok iyi biliyordu. Resulullah (sav) kabilelere İslamı götürürken çoğu zaman Hz. Ebubekir'i yanında görebiliyoruz. Usta bir Kur'an öğreticisi olan Habbab b. Eret de bu husustaki yeteneğini en iyi şekilde istifadeye sunmuştur. Mekke döneminde İslamla yeni tanışan ailelere Kur'an öğretirken O'nu görebiliyoruz. Şüphesiz Mekke dönemi gizlilik merhalesinde Zeyd b. Erkam'ın evinin seçilmesinde de bu sahabenin sır saklayan ve ağzı gevşek olmayan biri olduğunu anlayabiliyoruz. Medine'de İslamın kısa sürede bütün evlerde kabul görmesinde Musab b. Umeyr gibi ikna yeteneği büyük, ilmi donanıma sahip ve bir tebliğcide bulunması gereken bütün özelliklere sahip bu güzide sahabenin rolü çok büyüktür. Medine'nin kısa sürede Müslümanların hicret edebileceği bir yurt haline gelmesiyle Musab b. Umeyr'in kendisine verilen bu görevi en güzel şekilde ifa ettiğini görüyoruz.
Resulullah (sav) Abdullah B. Cahş'ı görevlendirip gönderdiğinde bu sahabe de görevini en iyi şekilde yapmıştır. Resulullah (sav) eline bir mektup verip bunu iki gün sonra açıp ondan sonra görevlerini yapmasını istemiştir. Abdullah b. Cahş basit mazeretlerle bu işten geri kalmadığı gibi işin hikmetlerini de sormamıştır.

Tamamen savaşlarla geçen Medine döneminde ise daha değişik simaların ön plana çıktığını görüyoruz. Hz. Hamza, Zeyd b. Harise, Ebu Seleme, Ebu Düccane… vs. bu sahabelerde kendilerine verilen görevleri en iyi şekilde yerine getirip şehid olmuşlardır. Savaşlarda komutan olmak ağırdır. Bu sahabeler niye bu işler bize veriliyor diye asla düşünmemişlerdir.
Resulullah (sav) Usame b. Zeyd'i büyük sahabelerin bulunduğu bir savaşta komutan tayin etmiştir. Buna itiraz edenlere de “O'nun babası da hayırlıydı kendisi de. Bu işe de ehildir” demiştir. Babası Mute savaşında şehid olmuştur.

Aynı şekilde Medine döneminde İslamın yayılmasının önünde engel oluşturan ve bizatihi Resulullah (sav)'ın izni dâhilinde yapılan bir takım ictaatlerde de daha değişik isimlere rastlıyoruz. Abdullah b. Atik, Muhammed b. Mesleme gibi. Savaşlarda pek rastlamadığımız Hasan b. Sabit gibi sahabelerde müşriklere karşı şiirleri ile mücadele etmişlerdir. O zaman'ın basını sayılan şiirlerle savaş sonuçları ve olup bitenler atlılar aracılığıyla yayılıyordu. Resulullah (sav)'ın kabilelere gönderdiği irşad heyetlerinde, zekât toplama işlerinde ve dış ülkelere gönderilen elçilere de baktığımızda daha değişik sahabeleri görüyoruz. Bir-i Mauna ve Reci olaylarında şehid olan sahabelere baktığımızda bunların ilmi kariyerleri yüksek Suffe ehlinden seçildiğini görebiliyoruz.

Zeyd b. Sabit'in çok zeki bir sahabe olduğu biliniyor. Resulullah (sav) o zaman ortaya çıkan İbranice ve Süryanice dil sorununu bu sahabesi aracılığıyla çözmüştür. Gelen mektupların okunması, mektup gönderilmesi ve gelen heyetlerle diyalog gibi ihtiyaçlardan dolayı bu dilin öğrenilmesi icap etmiştir. Zeyd, bu görevi en güzel şekilde yerine getirip 15 günde İbranice, 17 günde de Süryaniceyi öğrenmiştir.

Bütün bunların rastgele olmadığını, Resulullah (sav)'ın büyük bir teşkilat-i dehaya sahip olduğunu ve sahabelerinin ferdi yeteneklerinden en güzel şekilde istifade ettiğini, sahabeleri de görevlerini en iyi şekilde yerine getirerek müthiş bir İslami sistem kurduğunu ve bu güzide nesil aracılığıyla İslamın tüm dünyaya yayıldığına şahit oluyoruz.

Müslüman, yeteneğini İslami hizmetin istifadesine sunmalıdır. Var olan yetenekler de değişik yöntemlerle ortaya çıkarılmalıdır. Bazı durumlarda ferd bile yeteneğini söyleyebilmelidir. Bunda bir sakınca olmasa gerek. Yaygın görüşe göre görev istenmez. Bu durum sorumluluğun ağırlığındandır. Kişinin niyetiyle alakalıdır. Kişi eğer bu işle başkasına hükmetmek veya ayrıcalıklı bir duruma yükselmek istiyorsa şüphesiz bu yanlıştır. Ama bunu ortaya koymakla ihlâslı ve İslami hizmeti esas alsa bunda beis olmasa gerek. Nitekim Hendek savaşının kazanılmasında büyük emeği geçen Nuayım b. Mesud düşman safları arasına tefrika koymak ve onları birbirine düşürmek hususunda bizatihi Resulullah (sav)'dan izin istemiştir. Resulullah (a.s) da bu hususta O'nu görevlendirmiştir.

Her ferd üzerine düşeni yaparsa şüphesiz ki İslami hizmet daha çok ivme kazanır. Nasıl olsa başkası yapar ya da yapıyor demek büyük bir yanlışlıktır. Yapılacak hiçbir işi küçük görmemek gerekir. Herkes yapabilecekleriyle o konudaki boşlukları doldurmalıdır. Yapılması gereken bir iş ne kadar zor da olsa, nefsimize de ağır gelse yapabilmeliyiz. Bu konuda basit mazeretler ileri sürüp geri planda kalmamalıyız. Şüphesiz başka insanların görevlerini her türlü zorluğa rağmen yerine getirmesi bizim o husustaki mükellefiyetimizi ortadan kaldırmaz. Her ferd görevlerini hakkıyla yerine getirmesinde diğerlerine yardımcı olmalıdır. Bazı şahsiyetler ilahi nimet gereği çok yeteneklidir. Bu hususta daha çok iş yüklenerek diğer zayıf Müslümanların işlerini kolaylaştırmalıdır. Bir hususta eksik olan bir ferd başka konularda yetenekli olanlardan istifade edebilmelidir. Sonuç olarak diyebiliriz ki her ferdin faydalanılabilecek yönleri vardır. Ferdler de bu kabiliyetleri hususunda görevlendirildiklerinde bu vazifeyi severek yapmalıdırlar. Daha çok iş alanı oluşturulup kimse boş bırakılmamalıdır. Bu şekilde yeteneklerin körelmesi de önlenmiş olur.
Ne mutlu o insana ki aklı, zihni, bedeni ve malıyla İslamın hizmetindedir ve ne mutlu o kişiye ki bunun sonucu kurtuluşa erer…


Yeni Müjde Dergisi Yıl 1 sayı 8 ekim 2007
 
Üst Alt