• Kaynak menüsünden dosya indirebilmek istiyorsanız lütfen forum kullanım bilgisini okuyunuz

Habil ve Kabil

Aslı

Usta Üye
Katılım
11 Mar 2009
Mesajlar
10,582
Best answers
0
Puanları
83
#1
HÂBİL VE KABİL


Hz. Âdem ile Hz. Havva'nın ilk iki oğlu.


İslâmî kaynaklarda Hâbil olarak zikre*dilen kelimenin aslı İbrânîce Hebel'dir (Hevel) ve etimolojisi tartışmalıdır. Kelime*nin "soluk, nefes, buhar" anlamına geldiği, ebeveyninin kısa ömürlü olacağını ön*ceden sezdiği İçin ona bu ismi verdiği ile*ri sürülmüş, ayrıca asıl adının başka ol*duğu, hayatı bir nefes ve bir buhar gibi çabuk bittiği için daha sonra kendisine bu adın verildiği rivayet edilmiş, fakat bu rivayetler kabul görmemiştir. Kelimenin Akkadca'da "oğul" anlamına gelen ablu/ aplu veya hablu/habaldan gelme ihti*mali daha kuvvetlidir[487]. İslâmî kaynaklarda Kabil olarak ge*çen kelimenin aslı ise, Tevrat'ın Türkçe tercümesinde Kain şeklinde belirtilmek*le birlikte İbrânîce'de Kâyin'dir. Tevrat'ta Kâin adı ile "dünyaya getirmek, kazan*mak" anlamındaki kâna kelimesinin tü*revi olan kanıt i yanyana kullanılmıştır. Eğer Kâin'in kökü kâna ise o takdirde Kâin "dünyaya getirilmiş, döl, çocuk" an*lamına gelir. Kelimenin kökünün kyn olması halinde "maden işinde çalışan, de*mirci" anlamını ifade eder ve Ârâmîce'-deki kainâyâ ile Arapça'daki kayn kök*leriyle birleşir. Bazı İslâmî kaynaklarda Kabil adı Kayn veya Kâyin olarak geçmek*tedir.[488]

Tevrat'a göre[489] Kâbi! Hz. Âdem ile Havva'nın ilk. Hâbil ise ikinci oğludur. Hâbil koyun çobanı, Kabil ise çiftçi olmuş, bir müddet sonra Kabil top*rağın mahsulünden, Hâbil de sürünün ilk doğanlarından ve yağlarından rabbe tak*dime sunmuş, fakat rab Hâbil'in takdi-mesini kabul etmiş, Kâbil'inkine bakma*mıştır. Buna çok öfkelenen Kabil, rabbin ikazına rağmen kardeşi Hâbil'i öldür*müştür. Bunun üzerine rab Kabil'in top*rak tarafından lanetlendiğini, yeryüzün*de kaçak ve serseri olarak yaşayacağını bildirmiş, ancak bu suç sebebiyle öldü*rülme ihtimaline karşılık kendisine gü*vence vermiştir. Bundan sonra Kabil Aden'in doğusundaki Nod diyarında yaşamıştır.[490] Yahudi litera*türünde Kabil'in Hâbil'i öldürmesine top*rak kavgasının sebep olduğu da ileri sürülmüştür (Eld., V, 23).

Hâbil-Kâbil hadisesi Kur'ân-ı Kerîm'de isim verilmeden şu şekilde nakledilir: "Onlara Âdem'in iki oğlu hakkındaki ha*beri gerçek olarak oku. Hani her biri bi*rer kurban sunmuşlardı da birinden ka*bul edilmiş, ötekinden kabul edilmemiş*ti. Kurbanı kabul edilmeyen-, 'Seni öl*düreceğim' demişti. O da, 'Allah sadece muttaki olanlardan kabul eder. Andol-sun sen beni öldürmek için bana elini uzatsan da ben seni öldürmek için elimi uzatmam. Ben âlemlerin rabbinden kor*karım. Ben dilerim ki sen benim güna*hımı da kendi günahını da yüklenesin ve cehennem halkından olasın. Zalimlerin cezası budur' dedi. Nefsi kendisini kar*deşini öldürmeye yöneltti ve nihayet onu öldürdü; böylece ziyana uğrayanlardan oldu. 0 anda Allah bir karga gönderdi. Karga ona, kardeşinin cesedini nasıl gö*meceğini göstermek için yeri eşeliyordu. 'Yazık bana, şu karga kadar bile olmak*tan, kardeşimin cesedini gömmekten âciz miyim!' dedi; sonunda da pişmanlık duyanlardan oldu"[491]. Hadislerde de, "Haksız yere öldürülen hiçbir kimse yoktur ki onun kanından Âdem'in birinci oğluna bir pay ayrılma*sın. Zira cinayeti âdet edenlerin ilki odur" denilerek bu olaya atıfta bulunulmuştur.[492]

Tevrat'ta Kabil'in takdimesinin rab ta*rafından niçin kabul edilmediği belirtil*memekte, fakat Pavlus, Hâbil'in ihlâs ve inancıyla Kabil'den daha iyi kurban tak*dim ettiği için onun takdimesinin kabul edildiğini ifade etmektedir.[493] Kilise babalarının çoğun*luğu, Kabil'in Hâbil'e olan düşmanlığının Çok daha önceden mevcut olduğuna, bun*dan dolayı takdimesinin kabul edilme*diğine inanır. Ayrıca Tann'ya pek değerli olmayan şeyler takdim ettiği için bunla*rın kabul edilmediği de söylenmiştir. Tan-n'nın, Hâbil'in kurbanını kabul ettiğini nasıl bildirdiği meselesine gelince, Theo-dotion versiyonuna göre bu, Hâbil'in tak-dimelerinin semadan gelen bir ateşle kuşatılması suretiyle gösterilmiştir. Kili*se babalarının çoğu da bu görüşe katıl*maktadır. Bazıları ise takdimenin kabul edilmesinin alâmeti olmak üzere Hâbil'in mal ve mülkünün arttığını söylemişler*dir.[494]

Hâbil'in ne kadar yaşadığı, evlenip ev*lenmediği, çocuklarının olup olmadığı gi*bi hususlarla ilgili Kitâb-ı Mukaddes'te bilgi yoktur.

Ahd-i Atîk'te yukarıda söylenenlerin dışında başka bilgi bulunmamasına kar*şılık Ahd-i Cedîd Hâbil'e oldukça geniş yer vermiştir. Kilise babalan Hâbil'i îsâ Mesîh'in âdeta bir benzeri olarak gör*müşler; masumiyeti, çobanlık yapması, kıskanılması, Tann tarafından takdime*sinin kabul edilmesi. ıstıraplı ölümü gibi hususlarda Tsâ'ya benzerliğini vurgula*mışlardır. Bu meziyetleri sebebiyle îsâ onu peygamberler arasında saymıştır[495]. Pavlus da Hâbil'in öfke sonucunda dökülen kanı ile îsâ'nın rabbin İzzeti için dökülen kanını karşılaştırır.[496]

Kabil Ahd-i Cedîd'de işleri kötü, şerir*lerden olan[497], kötü insanların yolunda yürüdükleri kişi (Yahuda'nın Mektubu, M), salih ol*mayan, samimiyetsiz bir insan[498] olarak gösterilmek*tedir. Kilise babaları Kabil'i iyi insanla*ra zulmeden. Tanrı ülkesiyle mücadele eden ve kötülük sembolü olan Bâbil'in kurucusu sayarlar.[499]

Hâbil ve Kabil kıssası Kur'ân-ı Kerîm'-de özlü bir şekilde nakledilirken gerek tarih ve tefsir kitaplarında, gerekse kı-sas-ı enbiyâ türünden eserlerde ayrıntılı olarak anlatılmaktadır. Bu bilgilere göre Hz. Havva biri kız, biri erkek olmak üzere her batında iki ve toplam yirmi batında kırk çocuk dünyaya getirmiş, sadece Hz. Şît tek doğmuştur. İlk batında doğan ço*cuklar Kabil ve Aklîmâ. ikinci batında doğanlar Hâbil ve Lebûda'dır. Hz. Adem ile Havva'nın ilk çocukları bir rivayete göre cennetten yeryüzüne indikten 100 yıl sonra, başka bir rivayete göre Kabil ve ikizi cennette, Hâbil ve ikizi ise yeryüzü*ne indikten sonra doğmuştur.

Âdem ile Havva'nın çocukları birbirle*riyle evlenmiştir. Ancak ikizlerin evliliği yasak olduğundan her batnın erkeği bir diğer batnın kızıyla evlenebiliyordu. Ev*lilik çağına geldiklerinde Hz. Âdem Hâ-bil'in ikizi Lebûda'yı Kabil'le, Kabil'in ikizi Aklîmâ'yı da Hâbil'le evlendirme husu*sunda Allahtan emir aldı. Aklîmâ çok güzeldi. Evlilik söz konusu olunca Kabil buna itiraz etti; kendi ikizinin diğerinden daha güzel olduğunu, öte yandan kendi*lerinin cennette doğduklarını söyleyerek Hâbil'in kız kardeşiyle evlenmesine karşı çıktı. Bunun üzerine Hz. Âdem Hâbil ve Kabil'den Tann'ya birer kurban takdim etmelerini, hangisinin kurbanı kabul edi*lirse onun haklı olacağını söyledi. O dönemlerde kurbanın kabul edildiğinin alâmeti semadan inen bir ateşin takdi-meyi yok etmesiydi; kabul edilmeyen takdimeyi ise yırtıcı hayvanlar yiyordu. Kabil, ziraat ürünlerinin en kötüsünden az bir miktar takdim etti. Aynca takdime-nin kabul edilip edilmemesinin önemli olmadığını ve kız kardeşinin asla başka*sıyla evlenemeyeceğini düşünüyordu. Hâbil İse sürüsünün en iyilerinden besili bir koç ile süt ve yağ takdim etti; içinden de Allah'ın emrine boyun eğmeyi ve rı*zâsını kazanmayı arzu ediyordu. Her iki kardeş takdimelerini bir dağın tepesine koydular. Semadan bir ateş inerek Hâbil'in takdimelerini yedi; fakat Kabil'in takdimelerine dokunmadı. Bunun üzeri*ne Kabil öfkelendi ve kardeşine kin duy*maya başladı. Diğer taraftan Hz. Âdem Kabe'yi ziyaret için Mekke'ye gitmeyi düşünüyordu. Yola çıkmadan önce oğlu Hâbil'i (veya çocuklarını) semanın, yerin ve dağların himayesine bırakmak istedi; fakat onlar kabul etmediler. Bunun üze*rine Hâbil'in korunmasını Kabil'den iste*yince o bunu kabul etti. Bu rivayeti nak*ledenler, "Biz emaneti göklere, yere ve dağlara arzettik; onu yüklenmekten ka*çındılar, sorumluluğundan korktular; fa*kat onu insan yüklendi; çünkü o çok za*lim, çok cahildir"[500] mealin*deki âyetten maksadın bu hadise, ema*neti yüklenen insanın ise Kabil olduğunu söylerler.

Hz. Âdem gidince Kabil Hâbil'e, "Seni öldüreceğim, çünkü Allah senin kurba*nını kabul etti, benimkini kabul etmedi; üstelik sen benim güzel ikizimle de ev*leneceksin" dedi. Hâbil ise bunda ken*disinin bir suçu olmadığını, Allah'ın an*cak müttakilerin takdimesini kabul etti*ğini, yine de öldürmeye kararlı ise ken*disine karşılık vermeyeceğini söyledi ve kardeşinin yanından kaçtı. Kabil onu aramaya koyuldu. Nihayet bir gün Hâbil uyurken Kabil onu buldu ve bir taşla başına vurarak yirmi yaşındaki kardeşini öldürdü. Bir rivayete göre Kabil karde*şini nasıl öldüreceğini bilemediğinden İblîs bir kuşun başını taşla ezmek sure*tiyle ona yol gösterir. Ayrıca Kabil, kardeşi ilk öldürülen insan olduğu için ce*sedi ne yapacağını bilemez; onu yırtıcı hayvanlardan korumak için bir torba içi*ne koyarak bir yıl boyunca taşır. Sonun*da Allah iki karga gönderir. Birbirine hücum eden iki kargadan biri diğerini öldürür ve toprağa gömer. Bunu gören Kabil, "Yazık bana, şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini bile gömeme*dim!" der. Kabil Hâbil'i öldürünce yeryü*zü yedi gün boyunca sallanır ve daha sonra toprak Hâbil'in kanını emer. Allah Kabil'e, "Kardeşin Hâbil nerede?" diye so*rar; Kabil, "Bilmiyorum, ben onun bek*çisi değilim" der. Bunun üzerine Allah, "Kardeşinin kanı topraktan bana sesle*niyor; kardeşini niçin öldürdün?" der; Ka*bil de. "Eğer onu öldürdüysem kanı ne*rede?" diye karşılık verir. Bundan sonra Allah yeryüzüne kan emmeyi yasaklar.

Bazı İslâmî kaynaklardaki rivayetlere göre Hâbil'in öldürülmesinden beş yıl sonra Şît dünyaya gelmiştir. Kabil ise cinayetin ardından kız kardeşi Aklîmâ'yı da alarak Aden'e gitmiş, burada İblîs karşısına çıkarak, "Ateş kardeşinin kur*banını yedi, çünkü o ateşe tapıyor ve ona hizmet ediyordu; sen de bir âteşkede yap" demiş, Kabil de İblîs'in dediğini yap*mıştır. Kabil sonunda âmâ olan oğlu ta*rafından Öldürülmüştür. Çocukları oyun aletleri yapmışlar, cenk ve boru çalmış*lar, içki içmiş, zina etmiş, ateşe ve putla*ra tapmışlar, nihayet tufanda boğulmuşlardır.[501]

Tarih ve tefsir kitaplarında yer alan bu tür rivayetler genellikle yahudi ve hıris-tiyan menşelidir. Kabil ile ikizinin cen*nette, Hâbil ile ikizinin yeryüzünde doğ*dukları, iki kızdan daha güzel olanı kimin alacağını tesbit için kurban takdim et*tikleri, Hâbil'in öldürülmesiyle ilgili ola*rak Kabil'in İblîs'i örnek aldığı şeklindeki rivayetler Tevrat tefsirlerinde de yer al*maktadır. Apokrif kabul edilen, hem Sür-yânîce hem de Arapça nüshaları bulunan "Hazineler Mağarası" (La caverne des tre-sors) adlı kitapta da aynı bilgiler bulun*maktadır (DBS, I, 112-113).

Hâbil-Kâbil kıssasına dair Tevrat'ta yer alan ayrıntılı bilgiler arasında tutarsızlık*lar olduğu görülür. Meselâ Tevrat'a gö*re, Kabil Hâbil'i öldürdükten sonra in*sanların kendisinden öç almasından kork*muş ve "Kim beni bulursa öldürecek" demiştir.[502] Halbuki Tevrat'ın aynı bölümünde, o sırada yeryüzünde yalnızca Âdem ve Havva ile oğulları Hâbil ve Kabil'in mevcut olduğu kaydedilmek*tedir. Öte yandan yine Tevratta Kabil'in Nod diyarına gidip orada bir şehir kur*duğu, torunlarından Tubal-Kâin'in tunç ve demircilikle uğraştığı, Kabil'in yeryü*zünde medeniyeti ilk başlatan soyun atası olduğu belirtilmektedir.[503] Bu bilgiler de insanların yerleşik hayata geçip şehirler kurmalarının ve madenciliğin çok daha sonraki dönem*lerde ortaya çıktığı gerçeğiyle çelişmek*tedir.

Tevrat'la ilgili tenkidî inceleme faali*yeti ve ilmî araştırmalar, Hâbil-Kâbil kıs*sasının birbirinden tamamıyla farklı iki ayrı kaynak ve rivayetin bir araya getiril*mesiyle oluştuğunu ortaya koymuştur. Buna göre kıssanın ikinci bölümü.[504] Kenî klanının erken tari*hiyle ilgili geleneğin bir parçasıdır. Bu bölüm, kıssada mevcut gelişmiş bir ce*miyet, teşkilâtlı bir ibadet hayatı, Kâin'i öldürebilecek diğer insanlar ve onu ko*ruyacak bir klan gibi unsurlar sebebiyle Âdem'in çocuklarından ziyade Kenîler'in atasını ifade eder görünmektedir[505]. Ancak burada da gerçek dışı bilgiler mevcuttur. Kentler göçe*be ya da yarı göçebe çadır halkı oldukları halde kıssanın bu bölümünde Kenî klanı, coğrafî konumu tesbit edilemeyen bir bölgenin (Tevrat'taki Nod diyarı) yerleşik halkı, bu klanın atası da bir kent kuru*cusu olarak gösterilmektedir.

Yukarıdaki tenkitler ışığında Tevrat'ta yer alan Hâbil-Kâbil kıssasının yorumu şu şekilde yapılmaktadır: Kıssada ziraat*la meşgul olan Kabil'in hayvancılık yapan Hâbil'le çatışması söz konusudur. Bu ise toprağı işleyen çiftçi ile göçebe çoban arasındaki mücadeleyi göstermektedir. Nitekim Sümer mitolojisinde aynı tema*ya rastlanır ve Hâbil-Kâbil kıssası, çoban tanrı Dumuzi ile çiftçi tanrı Enkimdu'-nun tanrıça İştar'ın sevgisini kazanabil*mek için yarışa girdiklerini, armağanlar sunduklarını anlatan "Dumuzi ile Enkim-du" efsanesine benzemektedir[506]. Kabil'in Hâbil'i öldürmesi ise dinî bir merasimin uygulanmasıdır. Şöyle ki: Kabil ve Hâbil, kendi kurban törenlerini yerine getiren iki topluluk türünü ifade etmektedir. Çiftçinin adağı kabul edil*memiştir. Bu da ürünün iyi olmadığı bir yılı göstermektedir ve kefaret niteliğin*de bir töreni gerektirmekte, toprağın kurban kanıyla sulanarak verimli kılın*ması amaçlanmaktadır. Kâin'in Tevrat'ta yer alan. "Tarlaya gidelim" ifadesi, Sümer mitosunda çiftçinin çobanı tarlaya ça*ğırmasıyla aynıdır. Kabil Hâbil'i öldürmek suretiyle toprağın verimli kılınmasını amaçlayan kurban merasimini yerine ge*tirmiş, ancak bunu yapmakla kendini de murdar etmiş ve murdarlığından arınmcaya kadar topluluktan uzaklaştırılmış*tır. Onun suçu ferdî değil kolektiftir. Ka*bil, topluluk yararına bir eylemi yerine getiren din adamı veya kutsal kişidir; bu sebeple de dokunulmazlığı vardır. Tev*rat'taki kıssada Tanrı'nın bir taraftan Kâ-in'i lanetlemesi, diğer taraftan öldürül-memesi İçin koruyucu bir işaret koyarak kendi himayesi altına alması bu şekilde yorumlanmaktadır. Olayı böyle açıkla*yanlara göre Tevrat'taki Hâbil-Kâbil kıs*sası, dinî amaçlı öldürme ve bunun so*nucunda katilin sürgün edilmesini, gö*çebe topluluklarda kan gütme davala*rının menşeini, son olarak da medeni*yetin kaynağı hakkında en eski Sâmî ka*vimler arasında mevcut birçok gelenek*ten sadece birine ait olan soy ağacı liste*sini ihtiva eden bir rivayetler karışımıdır.[507]

Kitâb-ı Mukaddes'te ve Kur'ân-ı Ke-rim'de yer alan bu kıssaya benzer bazı unsurların eski medeniyetlerin mitoloji*lerinde de bulunması, bu kıssada anlatı*lanların efsanevî olaylar ve kişiler oldu*ğunu göstermez. Aynı hadisenin uzun tarihî seyir içerisinde çeşitli çevre ve kül*türlerde farklılık kazanması tabiidir ve bu değişik varyantların temelde mevcut bir tarihî hadiseye bağlı olduğunu göste*rir ki ilâhî dinlere göre insanlığın başlan*gıcı, söz konusu kıssa kahramanlarının da atası olan Âdem ile Havva'dır. Kıssanın Tevrat'taki şekli Kur'an'a göre çok ayrın*tılıdır ve muhtemelen kutsal metin yaza*rı ulaşıp derleyebildiği çeşitli rivayetleri ve farklı unsurları hikâyeye katmıştır.



Bibliyografya:


Müsned, I, 383, 430, 433; Buhârî. "Cenâ-Jiz", 33, "Enbiyâ3", 1, "Diyar, 2, "frisam", 15; Müslim. "Kasâme", 27; İbn Mâce, "Diyar, 1; Tirmizî, "'İlim", 14; Nesâî, "T&hrîm", 1; Ta-berî. Câmi'u'l-beyân (Bulak), VI, 119-129; a.mlf., Târîh (Ebül-Fazl), I, 137-145; Sa'lebî, 'Arâ'isü'l-mecâtis, s. 33-36; Elmalılı. Hak Dini, ili, 1652-1656; E. Palis. "Abel", DB, 1/1, s. 28-30; a.mlf.. "Cain\ a.e., M/1, s. 37-40; L Hicks, "Abel", IDB, 1, 4; a.mlf.. "Cain". a.e., [, 482; J. Horovitz. Koranische ürttersuchungen, Leip-zig 1926, s. 131; H. Speyer. Die Biblischen Er-zaehlungen im Qoran, Darmstadt 1961, s. 84-88; La sainte bible, Paris 1961, s. 12; Abdullah Aydemir. Tefsirde isrâitiyyât, Ankara 1979, s. 272-278; M. Eliade, Hİstotre des croyances et des idees religieuses. Paris 1984, I, 180; J. B. Frey, "Adam (Livres apocryphes sous son nomf, DBS, I, 112-113; S. H. Hooke. Ortadoğu Mito*lojisi (trc. Alâeddın Şenel], Ankara 1691, s. 143-152; J. Grattepanche. "Cain et Abet dans les iegendes islamiques", Orienta.Ua Loveni-ensia Periodica, XXIV, Leuven 1993, s. 133-142; ECL "Abel", EJd., II. 58-59; N. M. Sarna v.dğr.. "Cain", a.e.. V, 20-25; M. Fishbane. "Cain and Abel". ER, 111, 2-3.

 
Üst Alt