• Kaynak menüsünden dosya indirebilmek istiyorsanız lütfen forum kullanım bilgisini okuyunuz

İlk Türk Devletleri ve Komşuları Konu Anlatımı

Tarih Öğretmeni

Sultan
Yönetici
Sultan
Katılım
11 Mar 2009
Mesajlar
8,732
Puanları
113
Konum
Yeryüzü
Web sitesi
www.tarihbilinci.com
4.5. İLK TÜRK DEVLETLERİ VE KOMŞULARI


TARTIŞALIM

İlk Türk devletlerinin komşuları ile olan ilişkilerinde ekonomik ve askerî unsurlardan hangisi daha etkili olmuştur? Neden?

Eski Türk topluluklarındaki ekonomik yapı daha çok bozkır kültürü etrafında şekillenmiştir. Orta Asya kültür çevrelerinde yapılan kazılarda ortaya çıkan bulgular da bunu desteklemektedir. Ekonomik yapıyı büyük ölçüde etkileyen bu bozkır kültürünün temelini hayvancılık, tarım, el sanatları ve ticaret oluşturmaktadır.

Hunlar, temel geçim kaynağı olarak hayvancılıkla beraber tarım, avcılık, balıkçılık, madencilik, dericilik ve ticaretle uğraşmışlardır. Savaşçı özellikleri düşünüldüğünde yağma ve ganimet de önemli bir kaynaktır. Madencilik konusunda demiri, altını ve gümüşü çıkarıp işleyebilen Hunlar; başta Çin olmak üzere yerleşik toplumlara kürk, at, et, deri, silah satmışlar, karşılığında ise ipek, çay ve tahıl ürünleri almışlardır. Güçlü oldukları dönemlerde ise İpek Yolu'nun uluslararası ticaretine katılmışlar ya da bu yolu kontrol altına almışlardır.

Madencilik, ekonomik bir faaliyet olmanın yanı sıra dönemin savaş sanayisinde Hunların üstün olmalarını sağlamıştır. Hunlar aynı zamanda her biri sanat eseri değerinde olan kalkan, zırh, kılıç, mızrak, madenî tabak, heykel, kazan, ibrik, eyer ve koşum takımları üretmişlerdir. Orta Asya'daki kurganlarda yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunda ortaya çıkan bu buluntular, aslında Türk bozkır topluluğunda ne kadar kalabalık bir esnaf ve zanaatkâr kitlesinin de bulunduğunu kanıtlamaktadır.

YORUMLAYALIM

Yerleşik Toplumların Konar-Göçerlere Karşı Savunma Duvarları


Yerleşik toplumların konar-göçerlerden korunmak için belli yöntemleri vardır. Bu yöntemler sınırlıdır ve mükemmel sonuç vermez. Bunlardan en etkili olanı konar-göçerlere karşı bazı önleyici saldırılara girmektir. Ama bunlar için de büyük hazırlıklar yapılması gerekir. En akıllıca yöntem hiç bitmeyen kavgalarında araya girip fitne sokmak, en uzak ve en az tehlikeli olanları en yakın, dolayısıyla en tehlikeli olanların üstüne salmaktır. Hem en çok kullanılan hem de en etkisiz olanı konar-göçerleri barışçıl yollarla çekmeyi, sınır bölgelerinde onlara federe bölgeler vermeyi denemektir.

Tüm bu yöntemlere karşın ilk anda akla gelen yöntem yine de uygulanır ama bu önceleri çok ekonomik ve kolay görünen zamanla çok zorlaşan ve içinden çıkılmaz derecede karmaşıklaşan bir yöntemdir. Bu yöntem, stratejik noktalara kaleler dikmek ve hatta olabilirse dalgakıranlar gibi atlıların saldırılarına karşı duracak bir savunma hattı, bir duvar inşa etmektir. Çok önceleri Çinliler Hunlar olarak adlandırdıkları kavme karşı küçük kaleler diker. Daha sonra büyük Çin İmparatoru Çin Şi Huang Ti (Çe Huang Ti) bu tabyaları birleştirerek sürekli onarılan, gözden geçirilen, büyütülen mimari bir şaheser olan Çin Seddi'ni kurar (Görsel 4.29). İranlılar da bozkır sınırlarına kendi barikatlarını dikerler, sonra aynı şekilde önce Büyük İskender kendi barikatlarını diker (Roux, 2006, s.42-43'ten düzenlenmiştir).

Konar-göçerlere karşı korunmak isteyen yerleşik toplumların aldıkları tedbirler neler olabilir?


Hunlar, Kök Türkler ve Uygurlar gibi Orta Asya'da büyük devletler kuran Türk toplulukları; ipek, buğday ve pirinç gibi ekonomilerinin eksiği olan temel ürünleri zaman zaman Çin'den hediye ve vergi olarak temin etmiştir. Buna rağmen onlar, buğday gibi tarım ürünlerinde tamamen Çin ekonomisine bağlı kalmamıştır. Daha doğrusu bu ürünü Türkler de yetiştirmiştir. Çinliler, tarım ekonomisinde ileri bir toplumdur.

Bunun için Türkler, zaman zaman Çinlilerin tarım ürünlerinden ve araçlarından yararlanmıştır. Örneğin Kök Türk hükümdarı Kapgan Kağan, bir defasında Çin'den vergi olarak 1 250 ton tohumluk buğday ile 3 bin adet tarım aleti almıştır. Kök Türkler, Çin'den aldıkları tohumluk buğdayı aynı yıl içinde ekmiş; fakat bu buğdayın hiçbiri çıkmamıştır. Zira Kapgan Kağan'a vergi ödemeyi bir türlü içine sindirememiş olan Çin impara- toriçesi (Görsel 4.30), bu buğdayı Kök Türklere pişirerek vermiştir. Ayrıca hediye olarak verilen altın ve gümüşün değeri de çok düşüktür. Gerçeği anlayan Kapgan Kağan, 698'den sonra Çin üzerine büyük bir akına geçmiştir. 703 yılına kadar Çin'in kuzey eyaletlerine akınlar yapılmıştır. Üç yüz dört yüz bin kişilik Çin orduları kırk elli bin kişilik Türk ordularına mağlup olmuştur.

Kök Türklerin, Çin ile ilişkilerinin yanında batısında bulunan Sasani ve Bizans İmparatorluklarıyla da ilişkileri olmuştur. Özellikle Ak Hunların ortadan kalkmasıyla Kök Türk Devleti batıda Sasani İmparatorluğuyla sınır komşusu olmuştur. Batı Kök Türklerine vergi vermeye başlayan Sasani Hükümdarı Anuşirvan, Maveraünnehir ticaret yolunu tamamen eline geçirmek istemiştir. İstemi Yabgu, kendisine karşı düşmanca tutum takınan Sasani hükümdarına karşı Bizans İmparatorluğu ile temasa geçmiş ve 567 yılında İstanbul'a bir elçi heyeti yollamıştır. Tarihte Orta Asya'dan İstanbul'a gönderilen bu ilk heyete karşılık Bizanslılar da İstemi Yabgu'nun ülkesine elçi göndermiştir. Böylelikle meydana gelen Türk-Bizans ittifakı, Sasani İmparatorluğunu zor durumda bırakmıştır.


TARTIŞALIM


İlk Türk devletlerinin çevresindeki devletlerle siyasi, sosyal ve ekonomik ilişkilerinde cihan hâkimiyeti anlayışı da etkili olmuştur. Bunu İstemi Yabgu'nun 'Atalarımızdan işittik ki Roma İmparatorluğu elçileri geldiği zaman bu bizim için artık yeryüzünü fethedeceğimize delalet eder.' sözünden anlaşılabilir."


Türklerde cihan hâkimiyeti anlayışının ortaya çıkmasında kut inancının etkisi nedir?



İlk Türk Devletlerinin Ticari Politikaları


Eski Türk topluluklarında ve devletlerinde ticaret, büyük ölçüde "değiş tokuş" esasına dayanmaktaydı. Diğer bir ifadeyle alınan mal karşılığında başka bir mal verilmekteydi. Bu da hiç şüphesiz alınacak ve verilecek mal hususunda tarafların karşılıklı anlaşmalarına bağlıydı. Türkler, değiş tokuş için en çok atı kullanmışlardı. Ticarette kullanılan başka bir ödeme aracı da kıymetli madenlerden yapılmış çeşitli kap kacaklardı. Yaptıkları ticarette parayı da kullanan Türkler; özellikle Bizans, Çin ve Sasani gibi komşu ülkelerden vergi, haraç ve savaş tazminatı adı altında temin ettikleri paralarla ihtiyaçları olan malları satın alırlardı. Türkler, satir adını verdikleri ve diske benzeyen bu gümüş parayla ticarette ödeme yapmışlardı.

Milletler arası ticarette Türkler, genellikle Soğdlu tüccarları himayelerine alarak kullanmış iseler de zamanla Hun, Kök Türk, Uygur devletlerinde de tüccar grupları oluşmaya başlamıştır. Soğd ve Araplar gibi yabancı tüccarların Türk ülkesinde temsilcilikleri olduğu gibi Türk tüccarlar da yabancı ülkelerde temsilcilikler açmıştır.

Doğu-batı, kuzey-güney ticaretinde toprakları aracı konumunda olan Türk devletleri gelip geçen kervanlardan "geçiş vergisi" almıştır. Özellikle Çin ipeğinin Batı'ya satışından önemli kârlar elde etmişlerdir. Türkler kervanların ülkelerinden geçiş güvenliğini sağlamışlar, konaklama ihtiyaçları için kervansaraylar denilebilecek yerler inşa etmişlerdir. Kervanlara at, deve gibi gerekli hayvanları temin eden Türkler; kervanda bulunanlara belirli ücret karşılığında yeme içme hizmeti de vermişlerdir.

Özellikle İpek Yolu güzergâhı, çok erken dönemlerden itibaren Türklerin sahip olduğu topraklardan geçmiştir. İpek Yolu'nda ticaretin çok iyi ve bol kazançlı olması, Türklerle komşuları arasında mücadelelere sebep olmuştur. Örneğin Kök Türkler, Sasanilerle iş birliği yaparak İpek Yolu ticaretini elinde bulunduran Ak Hun (Eftalit) Devleti'ne 557 yılında son vermiştir. Ak Hun Devleti'nin topraklarını Ceyhun Nehri sınır olmak üzere aralarında paylaşmıştır. Sonuçta Batı Türkistan'ın önemli şehirleri Kök Türk Devleti'ne bağlanmış ve böylece İpek Yolu, İstemi Yabgu'nun eline geçmiştir. Diğer taraftan bu ticaret yolu, Uzak Doğu'dan Ön Asya ve Akdeniz'e kadar çok geniş bir bölgeyi birbirine bağlayan köprü olma özelliği ile buradaki devletlerin iç piyasalarını da canlandırmıştır.

CEVAPLAYALIM

Eski Türk topluluklarının çevresindeki devletlerle ilişkileri hangi alanlarda olmuştur?

İlk Türk Devletlerinde Serbest Ticaret Pazarı

İlk Türk devletleri, komşu ülkelerle yaptıkları ticaretin güvenlik içinde gerçekleşmesi amacıyla birtakım tedbirler almıştır. Bu tedbirlerin başında komşu devletlerle olan sınırlarda serbest ticaret pazarlarının kurulması gelmektedir. Tarihî kayıtlara göre ilk serbest ticaret pazarı, Asya Hun Devleti ile Çin arasında kurulmuştur. Bu pazarlar için belirlenen yerler ise genellikle Çin'e ait sınır şehirleridir. Avrupa Hun Hükümdarı Attila da serbest ticaret pazarlarına önem vermiştir. Hatta Bizans ile yaptığı ilk antlaşma metnine özellikle "İki ülke arasındaki ticaret önceden belirlenmiş olan sınır kasabalarında yapılacak." şeklinde bir hüküm koydurmuştur. Bu hüküm gereğince iki devlet arasında birçok Bizans şehrinde serbest ticaret pazarları kurulmuştur.

Kök Türk beyleri de daima ellerindeki malları satabilecek ve ihtiyaçları olan malları da alabilecek pazarlar arıyorlardı. Onlar, bu gaye ile 593 yılında Çin imparatoruna bir elçi göndererek kendisinden "Çin ile ticaret yapabilmek için sınır boyunca pazar yerleri tayin edilmesi müsaadesi" talebinde bulundular. İmparator da yayımladığı bir fermanla onların bu isteğini karşıladı.

Tıpkı Attila gibi Bilge Kağan da serbest ticaret pazarlarının önemini çok iyi kavramış bir devlet adamıydı.

Bilge Kağan, savaşlara son verip Çin ile olan ilişkilerini karşılıklı dostluk ve barış temeline oturttuktan sonra tarihin önüne çıkardığı fırsatlardan yararlanarak bu ülkeden bazı ticari imtiyazlar koparmıştır. Bu imtiyazların en önemlisi, bazı Çin şehirlerinde serbest ticaret pazarlarının kurulması idi (Görsel 4.32). Çin imparatoru, Ordos Bölgesi'nin kuzeyinde bulunan bir Çin şehrinde serbestçe alışveriş yapabilmeleri için Kök Türklere müsaade vermiştir. Bu anlaşmadan iki taraf da kârlı çıkmıştır (Koca, 2002c, s.30'dan düzenlenmiştir).

YORUMLAYALIM

İlk Türk devletlerin komşu devletlerle ticaret yapmalarının sebepleri neler olabilir?

Çin'e canlı mal ihracı, kendisinden önceki Türk devletlerinde olduğu gibi Uygur Devleti Dönemi'nde de devam etmiştir. Özellikle Uygur kağanları, Çin'e daha fazla mal satabilmek için siyasi ve askerî güçlerini bir baskı aracı olarak kullanmışlardır. Örneğin onlar, satmak gayesi ile Çin'e gönderdikleri atlarının hepsini almaları için Çinlileri zorlamışlardır. Çinliler de aralarındaki barışı korumak için Uygurların bu zorlamasına ister istemez boyun eğmek durumunda kalmıştır. Uygurların ihracatı sadece canlı at satımından ibaret değildi. Son derece çalışkan insanlar olan Uygur Türkleri, çeşitli türden bol miktarda mal üretiminde bulunurlardı. Üstelik ülkeleri de derisi kıymetli hayvanlar bakımından zengindi. Uygurlarda, derisi için çok miktarda sansar ve samur avlanırdı.

Ayrıca bu derilerden başka beyaz aba, işlemeli ve çiçekli kumaşlardan giysiler üretilirdi. Uygurlar, ihtiyaç fazlası olan bütün bu ürünleri satmak için komşu ülkelere gönderirdi. Öte yandan, Soğd ve Arap tüccarlarının Uygur Devleti'nin merkezinde faaliyet gösteren temsilcileri bulunurdu. Bunlar, kendi ülkelerinden Uygur ülkesine, Uygur ülkesinden de kendi ülkelerine daima mal getirir ve sevk ederlerdi.

Uygurlar, alım satım ve borç alıp vermede belirli bir para ve ölçü sistemine sahip olmuştur. Borç olarak alınan mal ve para faiz karşılığında genellikle ilkbaharda alınmış ve ürünün kaldırıldığı sonbaharda ödenmiştir. Borç karşılığı her ay faiz ödemesi yapılması, Türklerde bankacılığın temelini teşkil etmiştir.

BİLİYOR MUSUNUZ?

VII-X. yüzyıllarda kuvvetli teşkilatı, canlı ticari faaliyeti, dinî anlayışı ve iktisadi refahı ile Kafkaslar ve Karadeniz'in kuzey düzlüklerinde İtil'den (Volga), Özü'ye (Dnyeper), Colman'a(Kama) ve Kiyef'e (Kiev) uzanan sahada siyasi istikrar sağlayan Hazar Hakanlığı, Doğu Avrupa tarihinde büyük rol oynamış en mühim Türk devleti olarak görünmektedir.

Hazar Devleti kuvvetli ordusu ile hâkim olduğu geniş sahada asayiş ve ulaşım güvenliği sağlayarak VII ve IX. yüzyıllar boyunca Doğu Avrupa'da tam manasıyla bir "Hazar Barış Çağı" gerçekleştirmiştir. Bu barış dönemi ile beraber Hazar ülkesi; ulaşımın hızlandığı, mal değişiminin arttığı, Doğulu ve Batılı milletlerden kitleler hâlinde ticaret ve sanatla uğraşan insanların kaynaştığı bir yer hâline gelmiştir. Gök Tengri inancına mensup olan Hazarların milletlerarası bu sıkı ilişkileri sonucunda ülkelerinde İslamiyet, Hıristiyanlık ve Musevilik de yayılmıştır. Hazar barışının sağladığı rahatlık ve huzurla gelişen ticari faaliyet, tarihin önemli olaylarından biridir. Bu süreçte refah içinde yaşayan Hazarlar; bal, mum, un, kadife ve kürk ticareti yapmışlar; arıcılık ve balmumu ticareti ile uğraşmışlar, denizde ve nehirlerde gemiler işletmişlerdir.

 
Üst Alt