• İletilerinizde "teşekkür" ifadeleri yasaktır. Lütfen teşekkür ederim ... vb ifadeler kullanmayınız.Teşekkür etmek istiyorsanız ilgili iletinin altında yer alan "beğen"ebilirsiniz.

İlk Türk Devletlerinde Hükümdarın Özellikleri ve Görevleri

Yorgun

Veziri Azam
Yönetici
Vezir-i Azam
Katılım
13 Mar 2009
Mesajlar
13,883
Beğeniler
11,872
Puanları
113
Web sitesi
www.tarihsinifi.com
#1
İLK TÜRK DEVLETLERİNDE HÜKÜMDARIN ÖZELLİKLERİ VE GÖREVLERİ


Hükümdar, Türk devletlerinde egemenliğin ve siyasi iktidarın en başta gelen unsuruydu.

Türk hükümdarları hakan, kağan, han, yabgu, şan-yu, ilteber, idi-kut, tanhu ve erkin gibi ünvanları kullanırlardı.

Daha öncede belirtildiği gibi hükümdar olmanın kaynağı ilahi idi. Türk hükümdarlarına devleti yönetme hakkının Gök Tanrı tarafından verildiğine inanılırdı. Bu yetkiye Kut denirdi. Ancak kutlu hanedan soyundan olanlar hükümdar olabiliyordu. Kamuoyunda, varlığını sürdüren hanedanın dışından bir hükümdarın seçilmesi imkansızdı.

Tarih boyu hanedana mensup Türk hükümdarının tahta çıkışı başlıca dört şekilde gerçekleşiyordu:
1.
Hanedan üyeleri arasındaki siyasi ve askeri mücadeleyi kazanan, hükümdar olarak tahta çıkıyordu. Türk tarihinde tahta çıkmada en çok rastlanan usul buydu. Mücadele kardeşle kardeş, amca ile yeğen, baba ile oğul arasında olabiliyordu. Türk kültüründe anne ve babaya itaat esastı. Fakat hükümdar bunun haricinde tutulmuştu. Babasını devirip tahta çıkan hiçbir Türk hükümdarını kamuoyu suçlamamıştır. Buna Mete Han ve Yavuz Sultan Selim açık örneklerdir.
2. Hükümdarın rakipsiz aday olması, kolayca tahta çıkmasını sağlıyordu. Bunun yanında hükümdar adayının yetenek, bilgi ve güç bakımından çok kuvvetli olması da onu tahta çıkışta rakipsiz bırakıyor böylece başa geçmesi kolaylaşıyordu.
3. Hükümdarın tahta çıkmasındaki diğer şekil ise seçim usulü idi. Hükümdar ölünce yüksek dereceli meclis (kengeş, toy, kurultay veya meşveret meclisi) toplanır, hanedan üyelerinden birini hükümdar seçerdi. Genellikle meclis desteğini alan hanedan üyesi hükümdar olurdu.
4. Hükümdarın tahta çıkışında uygulanan bir diğer sistem de (Ekber ve Erşed) sistemi idi. Bu sistem uzun süre tartışılmış, ancak XVII. yüzyıl başında Osmanlı Devleti’nde kabul görmüştür. Alınan bir kararla ailedeki ekber (en büyük ) ve erşed (en akıllı) olan kişi hükümdar yapılmıştır. Bu usul, Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar uygulanmıştır.

Belirtiğimiz tahta çıkış şekillerinin hepsi de Türk töresi çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. “Türk örf hukuku” da denilen Türk töresi, Türk devlet ve sosyal hayatını düzenleyen hukuki kuralların bütünüdür. Bu kurallar yazılı olmamasına rağmen yüzyıllar boyu Türk topluluklarında canlılığını sürdürmüş vazgeçilmez esaslardı. Türk töresinin vazgeçilmez prensipleri; adalet, iyilik, eşitlik, güzel ahlak, haksızlığa karşı durmak, tüm insanlara karşı merhamet ve tölerans idi.

Görünüşte, Türk hükümdarı, yaptıklarından ancak Tanrı’ya karşı sorumluydu. Fakat Türk töresi, hükümdarı da kuşatmaktaydı. Hükümdarın töreye aykırı hareket etmesi çok zordu. Töreye aykırı hareket eden hükümdar, Türk toplumunca Tanrı’nın kutu ondan geri aldığı inancıyla, tahttan indirilirdi. Bu durumda hanedan üyelerinden birisi, hükümdar alternatifi olarak kullanılırdı. Görüldüğü gibi Türk töresi, Türk varlığını kuşatmaktaydı. Dolayısıyla eski inanışta “İl gider, töre kalır.” denilerek, törenin devletten bile önde geldiği vurgulanmıştı.
Türk devletinin en yetkili kişisi olan hükümdarda çeşitli özellikler aranırdı. Bu özellikler; bilgelik (akıllılık), alplik (cesaret ve kahramanlık), erdemlilik ve adaletli olmaktı. Bu değerlere sahip olan hükümdar, tebaasının (halkının) hak ve hukukunu gözeterek huzur ve sükunu sağlardı.

Göktürk Kitabeleri’nde belirtildiğine göre hükümdarın görevleri şunlardı:

  • Tebaa (halk) aç ise doyurmak,
  • Çıplak ise giydirmek,
  • Halkın huzur ve refahını sağlamak,
  • Adaletli olmak,
  • Ülkenin güvenliğini sağlamak,
  • Fetihlerde bulunmak.



Buna karşılık halk da hükümdara itaat edecek, törelere kesin surette uyacaktır.
Hükümdarın yanında, resmiyette olmasa bile, gerçekte en başta gelen yardımcılardan biri hükümdar hatunlarıydı. Çeşitli devlet işlerinde ve törenlerde hükümdarın daima yanı başında bulunan hükümdar eşlerine “hatun” (katun) denmekteydi. Hatunlar kurultaya katılırlar, hükümdar adına çeşitli ziyaretlerde bulunurlar, elçileri kabul ederlerdi. Hatta bazı hükümdar fermanlarına imza atarlardı. Türk hükümdarları Çinli prenseslerle siyasi evlilikler yapmışlardır. Ancak oğulları hükümdar olan ilk eşler genellikle Türklerden seçilmiştir.

Orta Asya Türk hükümdarları kendilerini sadece Türklerin değil, bütün insanlığın hükümdarı kabul ediyorlardı. Büyük Hun hükümdarlarının aldığı, tanhu ve şan-yu ünvanları “sonsuz genişlik ve yücelik” anlamına geliyordu. Bu ünvandan, hükümdarın yerdeki ve gökteki tüm canlılara hükmetmesi kastediliyordu. Orhun Kitabeleri’nde de Türk hükümdarı, dünya hükümdarı olarak kabul ediliyordu.

Dünyanın tek bir elden yönetilebileceği ve bunun Türk idaresi altında olacağı fikri başlangıçtan beri vardı. Buna bazı tarih araştırmacıları “Türk cihan hakimiyeti mefkuresi (düşüncesi)” demişlerdir. Bu düşünce Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de vardı. Ancak bu düşünce sadece Türklere mahsus değildir. Tarihten günümüze kadar kurulan ve çok güçlenen bütün devletlerde, dünyayı tek elden yönetme fikri vardı. (Roma İmparatorluğu, Büyük İskender İmparatorluğu, İngiltere, Fransa, Almanya, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ve ABD gibi).
 
Üst Alt