• İletilerinizde "teşekkür" ifadeleri yasaktır. Lütfen teşekkür ederim ... vb ifadeler kullanmayınız.Teşekkür etmek istiyorsanız ilgili iletinin altında yer alan "beğen"ebilirsiniz.

Mâûn Suresi

Yorgun

Veziri Azam
Yönetici
Vezir-i Azam
Katılım
13 Mar 2009
Mesajlar
13,936
Beğeniler
11,919
Puanları
113
Web sitesi
www.tarihsinifi.com
#1
MÂÛN SURESİ


Rahman ve Rahim Allah’ın Adıyla
1 Dini (inanç ve ameline göre hesaba çekileceği günü) yalanlayanı gördün mü?
2-3 İşte, yetimi azarlayıp iteleyen, yoksulu doyurma gayreti göstermeyen kimse odur.
4-7 Yazıklar olsun şu namaz kılıp duranlara ki, onlar namazlarından gafildirler, gösteriş yaparlar ve en ufak yardımı bile esirgerler.

Dini Yalanlayan Kimdir?
Müşrik şahsiyetlerin bazı davranış ve özelliklerini konu alan bu surede, hak dini ve ahiret gerçeğini yalanlayan, yetimi itip kakan, yoksulu doyurmayan, eğlence türünden namaz kılan, gösteriş için iş yapan ve muhtaçlara yardım etmeyen kimseler kınanır ve uyarılır.
Bu yüzden 1’inci ayet, gerçeği öğrenmek ve dini yalanlayanın kim olduğunu görmek isteyen insana yönelik bir soru(istifham) cümlesi niteliği taşır. Bu, Peygamber(a.s)’e ve onun şahsında akıl ve irade sahibi olan bütün mükellef kişilere yönelik bir sorudur. Demek ki bu soruyla, hem din ve ahiret gerçeğini yalanlayan müşrik şahsiyetler kınanmış, hem de gerçeği görmek isteyen herkese hakikat gösterilmek istenmiştir. Yani, kimileri kabul etmese de, her sorumlu can bir gün, inanç ve ameline göre hesaba çekilecektir. Bu gerçeği yalanlayanın kim olduğuna geçmeden önce, ayetin sonunda yer alan “din” kelimesine açıklık getirmek gerekir.
Din, insanı hem içten hem de dıştan kuşatan, onun düşünce ve davranışlarına yön veren evrensel bir olgudur. Aynı zamanda din, insana kuvvetli bir irade ve sağlam bir karekter kazandıran, kişileri mukaddes duygu, ortak şuur ve vicdan etrafında birleştiren, toplumları da yükseltip geliştiren ilâhî bir kurumdur. Özellikte dindeki ahiret inancı, bir yandan insanın sorumluluk şuuru ile ahlâki yönden gelişmesine katkıda bulunurken öte yandan ölüm korkusunun insan psikolojisi üzerindeki tahrip edici etkisini ortadan kaldırır. Medeniyet tarihi incelendiğinde, dinin insanlık aleminin zihni ve mânevi gelişmesinde ne kadar büyük bir paya sahip olduğu açıkça görülür.
Çünkü hak din, insan toplumlarını her zaman yozlaşmaktan, çürümekten ve çökmekten kurtaran bir medeniyet mayasıdır. Zaten insanlık ancak hak din sayesinde bencillikten ve kendine tapmaktan kurtulup Allah’a ibadet, insanlığa da hizmet etme imkanı bulabilir.
Bugün, bütün dünyada dine dönüş olayı yaşanmakta; yapılan araştırmalar, pek çok ülkede dine dönüşün hızlı bir artış gösterdiğini ortaya koymaktadır. Günümüzde, dinin yeniden itibar kazanmasında, dünyayı kendi çıkarlarına göre yönetmek isteyen beşeri sistemlerin yetersizliği, dini ve müsbet ilimlerin hızla gelişmesi, bilgi ve tefekkürün artması, genç ve aydın kesimlerin dine ilgi göstermesi, sosyal, siyasal ve milletlerarası olaylar üzerinde dinin belirleyici gücünün farkedilmesi” gibi nedenler etkili olmuştur denebilir.

2-3’üncü ayetler,
“dini yalanlayan kimdir?” sorusuna cevap vermektedir. Kuran’a göre, dini yalanlayıcı olarak tanıtılan kişiler, öncelikle yetimi itip kakan, yoksulu doyurmaya yanaşmayan acımasız kimselerdir. Onların ne kalblerinde ne de hayatlarında dine yer yoktur. Nitekim, kaynaklarda belirtildiğine göre bu sureyi oluşturan ayetler, Mekke’nin ileri gelen müşrik liderleri(nden Ebû Celil, Velid b. Muğire veya Ebû Süfyan) hakkında nâzil olmuştur. Çünkü anılan kimseler, yetime hakkını vermez, yoksulu doyurmazlardı. Bunun için ayetler, yetim ve yoksulun özel olarak belirtilmelerini gerektiren ve onları çok inciten olaylar nedeniyle inmiştir. Bu ayetler, dini doğrulamanın, sadece dille söylenen bir sözle değil, dini hayata yansıtan bir faaliyetle mümkün olacağı mesajını vermektedir. Zira Allah, insanlardan sadece doğru söz söylemelerini değil, ayrıca söylediklerini doğrulayan güzel ve faydalı davranışlar sergilemelerini de istemektedir.
3’üncü ayette, “yoksulları doyurmak” anlamına gelen “it’amu’l miskin” terkibinin kullanılması gerekirken “taâm” kelimesi kullanılmıştır. Bu kullanım şekliyle, varlıklı olanların muhtaç olanlara yedirecekleri yemeğin, “fakirin hakkı olduğuna” işaret edildiği söylenmiştir. Şu halde yetimlere, yoksullara ve kimsesizlere bakmak, onlara yardım etmek, hak dinin emri; bunları yapabilecek olanların da görevidir. İnsafsızlık ve merhametsizlik ise, dini yalan sayanların kötü bir huyu ve âdetidir.

4-7’nci ayetlerde,
dine samimi olarak inanmayan ve onu doğru uygulamayan kimseler, hem kınanır hem de azapla uyarılır. Bunlar, eğlence türünden namaz kılan, ibadeti gösteriş için yapan, zekât vermeyen, hatta en ufak yardımı bile esirgeyen kimselerdir.
Kaynaklarda, bu ayetlerin Medine döneminde ve münafıklar hakkında indiği de belirtilmiştir. Ancak, konuyla ilgili rivayetlere ve ayetlere bakılırsa, bu görüşün pek isabetli olmadığı görülür. Çünkü, çoğunluğun görüşüne göre surenin tamamı, Mekke döneminde inmiştir. Ayrıca 4’üncü ayet, takip ifade eden “f┠ile başlar. “F┠edâtı, kendinden sonraki cümleyi öncesine bağlayan bir bağlaçtır. Şayet bu ayet, öncekilerden ayrı ve bağımsız inmiş olsaydı, “f┠bağlacı ile başlamaması gerekirdi. Anılan ayet, takip ifade eden bir bağlaçla başladığına göre, surenin bütün ayetleri birbirinin devamıdır. Bunun için, onun bir bölümünün diğerlerinden ayrı inmiş olması, makul ve mümkün görünmemektedir. Şu halde ilk üç ayet, kimler hakkında inmiş ve hangi karakterdeki kişileri kınamış ve uyarmışsa, son dört ayet de, aynı (karakterdeki) kişileri kınamakta ve uyarmaktadır. Bunlar da, surenin ilk ayetlerinde vasfedilen müşrik şahsiyetlerdir.
Hemen her fırsatta belirttiğimiz gibi burada bir kez daha hatırlatalım ki bu ayetler, öncelikle Kuran’ın ilk muhatapları olan müşrik şahsiyetleri nitelese de, onların mana ve mesajı sadece anılan kişilerle sınırlı değildir. Dini ciddiye almayan, inancına şirk katan, ibadetleri de adet, eğlence ve gösteriş haline getiren her insan, bu ayetlerin anlam sahasına girer. Çünkü bu tip insanlar, her asırda ve her toplumda bulunur.
“Namazlarından gafil olanlar” anlamındaki 3’üncü ayet, “Farz namazları vaktinde doğru dürüst, Allah için ve halis niyetle kılmayanlar”, “namazı ciddiye almayanlar”, “onu ruhsuz (bilinçsiz) olarak âdet ve eğlence türünden kılanlar” şeklinde yorumlanmıştır. Nitekim Peygamber(as)’e, “namazlarından sehvedenlerin” kimler olduğu sorulmuş, Allah’ın Elçisi bu soruya: “Onlar (farz) namazı umursamayıp vaktinden geriye bırakanlardır.” cevabını vermiştir.
Hemen hatırlatalım ki burada, namazı ciddiye almayanlar, bu konuda duyarlı ve devamlı olmayanlar kastedilmiş olabileceği gibi, dini sadece namazdan ibaretmiş gibi görüp kıldığı namazla övünen, ancak diğer ibadetleri ve kulluk vazifelerini yerine getirmeyenler de kastedilmiş olabilir. Çünkü imanda kemâle ermemiş olan insanlar, kendileri için Allah’tan istemekten hoşlanırlar, fakat o’nun buyruklarını yerine getirmekten ve muhtaç olanlara vermekten büyük ölçüde kaçınırlar.
6’ncı ayette, Allah için değil de başkalarına yaranmak ve gösteriş için ibadet edip iş yapanların “mürâi” oldukları belirtilir. İnsanın, gösteriş için bir davranış içine girmesi, “riy┠kelimesiyle ifade edilir. Bunun için, kişinin kısmen veya tamamen niyetinin aksine iş yapıp bundan bir sonuç beklemesine “riy┠denir. Riyada, Allah için yapılması gereken fiil, insan görsün diye sergilenir ve Allah’tan beklendiği söylenen sonuç kuldan beklenir. Bu yüzden Kuran, riya kavramına olumsuz bir mana yükler ve riyâkâr kimseyi, örtülü bir din inkârcısı olarak niteler. Gerçekten de nankörlüğün en kuduz şubesi ve en zehirli yanı riyadır. Riyâkarlık da, insanı onursuzluğa ve hiçliğe mahkum eden kahredici bir belâdır.
Kuran’ın riya konusunu, öncelikle namazı seçerek örneklendirmesi çok anlamlıdır. Çünkü insanın hayatında en sık ve yoğun biçimde yer alan ibadet, namazdır. Böyle olunca, kendini vitrinleme ihtiyacı duyan riyakâr kişinin, en verimli istismar vesilesi namaz olacaktır. Nitekim, riyaya yakasını kaptıran çok sayıda insan, namazı büyük ölçüde reklam aracı yapmaktadır. Böyleleri şeklen durmadan namaz kılmakta, fakat onların kıldıkları namaz, kendilerini mümin gibi davranmaya sevketmemektedir. Kuran’ın dile getirdiği diğer belirgin riyâ alanları ise, “infak ve sadaka, kahramanlık ve savaşçılıktır.” Riyakârlık, samimiyetsizliktir. Samimiyetsiz faaliyetler, hedefine yönelik olmayıp gereksiz bir iş ve gösteriş olduğundan Allah katında hiçbir değer taşımaz.
7’nci ayette yer alan ve sureye ad olan “mâûn” kelimesi, sözlükte “yardım ve destek” anlamına gelir. Bu kelime, “insanın günlük hayatında ihtiyaç duyduğu şeyi, yardım yoluyla gidermeyi; yardımseverliği; herhangi bir zorluk anındaki yardım ve desteği” ifade eder. Bu ayetteki “mâûn” kelimesi ayrıca, “zekat, mal, su ve yardım konusu olan eşya” şeklinde de yorumlanmıştır. Bunların hepsi, anılan kelimenin muhtemel manaları olmakla beraber, burada mâûn kelimesi, “yardım ve zekat” anlamında kullanılmıştır. Çünkü ayetler, muhtaçlardan ihtiyaç duydukları şeyleri esirgeyen ve yoksulların hakkını vermeyen kimseleri kınamaktadır.
Allah, insanlardan kendisi için bir şey istemez. O, sadece insanların iyiliğini; doğru, dürüst ve güzel bir hayat yaşayıp hayırlı sona ermelerini ister. İmanı doğru, niyeti samimi ve ameli salih olan insan da bu mutlu sona erer.

SONUÇ
1- Din, Allah’ın belirlediği itikâdi, ahlâki ve hukuki değerler sistemidir. İnsanın en başta gelen görevi de, bu sisteme inanıp uymaktır. İnanç ve davranışları, Kuran’ın belirlediği ölçülere uymayan kimseler, dini yalan sayan kişilerdir.
2- İslâm, genelde bütün peygamberlerin, özel olarak da Hz.Muhammed’in Allah katından getirdiği hak dinin adıdır. Onun temel telkinleri, iman, ibadet ve ihsan şeklinde özetlenebilir.
3- Hak din İslâm, insanı Allah’a bağlayan, hayatın her alanına tesir eden evrensel bir değerdir. 4- Dini yalanlayan; yeniden diriltileceklerine ve yaptıklarından hesaba çekileceklerine inanmayan müşrik şahsiyetler, iyilik yapma ve başkalarına yardım etme alışkanlığına sahip değillerdir. Bunun için onlar, yetimi iter kakar, yoksulu doyurmaya önayak olmazlar.
5-Dine inanmak ve onu doğrulamak, sadece inancı dile getiren sözle olmaz. Ayrıca dini hayata yansıtan faaliyetleri gerçekleştirmek de gerekir
6-İslâm, gösteriş ve şekil dini değildir. Bunun için, ihlas ve samimiyetle yapılmayan, salih amel şeklinde gerçekleşmeyen ve insanı doğru yöne sevketmeyen iş ve ibadetler, İslâm’da makbul değildir.
7- Namaz, İslâm’ın temel şartlarından biri ve dinin direğidir.
 

ramsesus

Acemi Üye
Katılım
27 Şub 2010
Mesajlar
8
Beğeniler
0
Puanları
1
#2
Arkadaş bu sitede surelerin, duaların ne işi var anlayamıyorum.İsteyen sure ve duaları bulacağı yeri bilir.Tarihçilere ait bir site olduğunu zannediyordum suyunu çıkardınız her işte olduğu gibi.
 

Yorgun

Veziri Azam
Yönetici
Vezir-i Azam
Katılım
13 Mar 2009
Mesajlar
13,936
Beğeniler
11,919
Puanları
113
Web sitesi
www.tarihsinifi.com
#3
Arkadaş bu sitede surelerin, duaların ne işi var anlayamıyorum.İsteyen sure ve duaları bulacağı yeri bilir.Tarihçilere ait bir site olduğunu zannediyordum suyunu çıkardınız her işte olduğu gibi.
:scratch:
 

Benzer Konular

Üst Alt