• Kaynak menüsünden dosya indirebilmek istiyorsanız lütfen forum kullanım bilgisini okuyunuz

Türklerde Coğrafya ile Oluşan Yaşam Tarzı Konu Anlatımı

Tarih Öğretmeni

Sultan
Yönetici
Sultan
Katılım
11 Mar 2009
Mesajlar
8,821
Puanları
113
Konum
Yeryüzü
Web sitesi
www.tarihbilinci.com
3.3. TÜRKLERDE COĞRAFYA İLE OLUŞAN YAŞAM TARZI

Yaşanılan coğrafi bölgenin fiziki yapısı, toplumların hayat tarzının oluşumunda temel etkendir. Türk toplumunun yaşam tarzına da yaşadığı bölgenin coğrafi özellikleri şekil vermiştir. Tarımın sınırlı alanlarda yapılabildiği buna karşın otlakların geniş yer tuttuğu Orta Asya'da, Türk boyları zorunlu olarak geçimlerini hayvancılık üzerine kurmuştur (Görsel 4.16). Bu nedenle hayvancılık ile uğraşan Türklerin büyük çoğunluğu, konar-göçer bir yaşam tarzını benimserken bir kısmı da yerleşik yaşam sürmüştür.

İlk Türklerin yaşadığı coğrafya

En geniş kapsamıyla Orta Avrupa'dan Güney Rusya ve Kuzey Sibirya ormanına kadar uzanan bir bölgeyi içine alan eski Türklerin yaşadığı coğrafya, Hindikuş Dağları ve İran Platosu'na kadar uzatılabilir. Bu bölgelerde bitki örtüsü bozkırdır. Bu bozkır, Kuzey Sibirya ormanına kadar uzanır, bazı yerlerde yerini başka bitki örtülerine bırakır ve Gobi, Taklamakan gibi ya da kırmızı kumlu Kızılkum, beyaz kumlu Akkum, kara kumlu Karakum gibi renkli, ıssız çöllere dönüşür. Kıyılarında çok eski uygarlıkların yerleştiği nehirlerden kuzeyde Yenisey ve Baykal Gölü'nü besleyen zengin sular ile güneyde Sarı Irmak bulunur. Ayrıca batıda Aral ve Baykal Gölü'nü besleyen; İli, Çu, Talas, Siri Derya (Seyhun), Amu Derya Irmağı (Ceyhun) gibi akarsular yer alır.

Batı Türkistan'ın oldukça alçak bir ova ya da daha çok deniz seviyesinin 50 metre altındaki geniş çöküntü alanında Orta Asya'nın meşhur; Altay, Tien-Şan, Pamir ve Hindikuş gibi dağları vardır. Bunlar Moğolistan'daki, Cungarya'daki yüksek platolarla ya da tarım havzasıyla bölünen devasa kitlelerdir. Hemen hemen tüm topraklar kuraklıkla kavrulur ve nehirlerin suladığı vadiler dışında her tür bitki örtüsünün gelişimine engel olur. Çoğu yerde yıllık yağış 100 mm'yi geçmez (Roux, 2006, s.22-23'ten düzenlenmiştir).


YORUMLAYALIM

Orta Asya coğrafyasının Türklerin yaşam biçimlerine etkileri nelerdir?

Eski Türk topluluklarının özellikle su kaynaklarına yakın, yaylak-kışlak hayatı üzerine kurulu bir yaşamları vardır. Böyle bir hayat tarzını, avcılık ve toplayıcılık ile geçinen toplumların yaşamları ile karıştırmamak gerekir. Konar-göçer yaşam şekli, bozkırda doğa ile bütünleşmiş bir toplumun hayatını sürdürebilme mücadelesidir . Bu yaşam tarzında boylar, büyük sürüler hâlinde baktıkları hayvanların ürünleriyle hayatlarına devam etmiştir.

Boyların Yaylaya Göçü

Göç alanları yani yaylalar, öyle gelişigüzel, sahipsiz yerler değildi. Her boyun veya oymağın belirli yaylası ve otlağı vardı. Yaylanın ve otlağın en güzel yerini boy beyi kendisine ayırmaktaydı. Yaylalara göç, boy beyinin emri ile başlardı. Göç hazırlığı birkaç saat içinde tamamlanırdı. Zira konar-göçer evi derme çadırlardan ibaretti. Eşyalarının hepsi de taşınabilir türden idi. Bundan dolayı geride hiçbir şey bırakılmıyordu. Göç, çift hörgüçlü develer (yüklet) veya dört tekerlekli, üstü kapalı ve öküzlerle çekilen arabalarla (kağnı) yapılmaktaydı. Bu arabalar, kadınların içinde yün eğirdikleri, dikiş diktikleri, doğum yaptıkları ve çocuklarını emzirdikleri âdeta gerçek bir konut gibi idi. Yaylalara göç, tam bir eğlence hâlini alırdı. Güzel elbiseler giyilir, yol boyunca neşeli şarkılar söylenirdi (Koca, 2002c, s.16-17'den düzenlenmiştir).

YORUMLAYALIM

Günümüzde konar-göçer hayat tarzının, ülkemizde görülmesinin nedenleri neler olabilir?

Avrasya'da yaşayan bütün Türkler, konar-göçer bir hayat tarzı sürdürmemiştir. Türk boylarından bazıları, uygun tarım alanlarında hem tahıl hem de meyve-sebze yetiştirmiştir. Eski Türkler, yaşamaya uygun alanlarda yerleşik hayata geçerek şehirler kurmuş ve eserler meydana getirmiştir. Türkler, elverişli buldukları alanlarda hayat tarzlarını değiştirmiş, daha kolay ve rahat olan yerleşik yaşamı tercih etmişlerdir. Ancak Türklerin çoğu, toplum özelliklerinin de etkisiyle bozkırdaki zor yaşamı daha çok benimsemiştir.

BİLİYOR MUSUNUZ?

Yiyecekleri; kurutulmuş et, pastırma, et tozu gibi farklı şekillerde muhafaza ederek tükettikleri bilinen Türkler, tarihte ilk defa konserve yapan millettir.

Türklerin Ana Yurttan Göçleri

Türk toplulukları, çeşitli nedenlerle yaşadıkları bölgeleri kitleler hâlinde terk ederek çok uzun mesafeler kat etmek suretiyle başka alanlara göç etmiştir. Göçlerin siyasi ve ekonomik olmak üzere iki temel sebebi vardır. Ekonomik sebepler; nüfusun artması nedeniyle otlakların yetersiz kalması, kuraklık veya ağır kış şartları yüzünden kıtlık yaşanmasıdır. Siyasi sebepler ise Türk boyları arasındaki mücadeleler ile Çin ve Moğol baskısıyla boyların yerlerini terk edip başka bölgelere gitmeleridir. Yeni ülkeler elde etme arzusu ve bunun doğal sonucu olarak yeni vatanlar kurma fikri de Türk göçlerinin sebepleri arasında sayılabilir.


ÖRNEK METİN

Türk Göçleri


Eski dünyanın üç büyük kıtasında görülen Türk göçleri, çok ciddi sebeplere dayanır. Göçler konusunda çalışan araştırmacılar, tarihte oturulan topraktan ebediyen ayrılmanın insan için büyük zorluklar taşıması nedeniyle hiçbir kavmin kendiliğinden ve keyif için yer değiştirmediğini ortaya koymuştur. Göçlerin ancak zorunlu nedenler yüzünden meydana geldiğini göstermiştir. Türklerin çeşitli yönlere göç edip yayılmalarında kolaylık sağlayan nedenlerden biri maneviyatlarının sağlamlığıdır. Zorunluluk sonucu da olsa bilinmeyen ufuklara doğru akmak, her an karşılaşılacağı tehlikeleri göğüslemeğe hazır bulunmak ve aralıksız bir ölüm-kalım savaşı içinde yaşamak her millet için doğal sayılacak bir davranış değildir. Türklerde açık şekilde görülen ve onların tarih boyunca hareketli bir topluluk hâlinde sürekliliğini mümkün kılan bu ruhi zindeliktir. Her askerî zafer yeni bir siyasi hedefe yol açmış ve Türklerin fetih arzularını kamçılamıştır. Bu durum, Türklerde zamanla dünyayı huzur ve barışa kavuşturmayı gaye edinen bir fütuhat felsefesi ve her yerde adil, eşitlikçi Türk töresini yürürlüğe koymak üzere bir cihan hâkimiyeti ülküsü doğurmuştur (Kafesoğlu, 1995, s.53- 54'ten düzenlenmiştir).

Dolayısıyla Türk toplulukları, sosyal yapısı gereği taşıdığı toplumsal dayanışma ve dinamizm sayesinde zaman zaman Orta Asya'daki yurtlarını terk etmiştir. Böylece başka coğrafyalara göç etmişler ve yayılmışlardır.



Tablo 4.1: Orta Asya'dan Türk Göçleri (Kafesoğlu,1997, s.54-55)


Neden Göç Ettiler
  • Ekonomik sıkıntı yani ana yurt topraklarının geçim bakımından yetersiz kalması,
  • Kuraklık, nüfus artışı ve otlak darlığı
  • Sınırlı bir tarım dışında sadece hayvan yetiştirilebilmesi
  • Türklerde bir boyun başka bir Türk boyunu yerinden çıkararak göçe mecbur etmesi
  • Yabancı (Çin ve Moğol), ağır dış baskıya maruz kalmaları
  • Başka milletlerin egemenliğini kabul edip istiklalden mahrum kalmaktansa memleketi terk etmeyi tercih etmeleri
  • ürklerdeki fetih arzusu ve Türk cihan hâkimiyeti ideali.
Ak Hunlar- Eftalitler350'lerAfganistan ve Kuzey Hindistan'a
Hunlar375 ve sonraki yıllarGüney Kazakistan ve Türkistan'dan Avrupa'ya
Ogurlar461-465 yıllarıGüneybatı Sibirya'dan Güney Rusya'ya
SabarlarV. yüzyıl ikinci yarısıAral Gölü'nün kuzeyinden Kafkaslara
AvarlarVI. yüzyıl ortalarıBatı Türkistan'dan Orta Avrupa'ya
Bulgarlar668'den sonraki yıllarKaradeniz kuzeyinden Balkanlar'a ve Volga Nehri kıyılarına
Macarlar830'dan sonraKafkasların kuzeyinden Orta Avrupa'ya
Uygurlar840'ı takip eden yıllardaOrhun Nehri bölgesinden İç Asya'ya
Peçenek,
Kuman (Kıpçak) ve Uzlar
IX-XI. yüzyılHazar Denizi'nin kuzeyinden Doğu Avrupa ve Balkanlar'a
OğuzlarX ve XI. yüzyılOrhun bölgesinden Seyhun Nehri kenarlarına ve Maveraünnehir üzerinden İran'a ve Anadolu'ya


TARTIŞALIM

Orta Asya Türk göçlerinin, Türk ve dünya tarihine olan etkileri neler olabilir?


Türklerde Askerî Kültür

Türkler, tarih boyunca savaşçı kimliğiyle ön plana çıkmış bir millettir. Diğer kavimler tarafından verilen bu kimliğin oluşumunda Türklerin yaşadığı coğrafyadaki sert iklim koşulları, Orta Asya'daki diğer milletler ve Türk boyları arasındaki mücadeleler etkili olmuştur. Bu şartlar Türklerin disiplinli, teşkilatçı ve mücadeleci olmalarını da sağlamıştır. Türk toplumunda eli silah tutan herkes asker sayıldığı için ilk Türk devletlerinin ordularında, Hazar Devleti hariç, ücretli yabancı asker yoktur. Sürekli olan Türk ordusunda kadın-erkek, genç-yaşlı her an savaşabilecek durumdadır. Öyle ki Türklerin sporları, eğlenceleri ve avlanmaları bile askerî eğitim niteliğindedir.

"Kalabalık asker ve ordu başsız olursa Bu asker ve ordu cesaretsiz olur."

Yusuf Has Hacib

Tarihte düzenli ilk Türk ordusunu Mete Han MÖ 209'da kurmuştur. Mete Han'ın ordusunda, 10 000 atlıdan oluşan en büyük birlik "tümen" olarak adlandırılmıştır. Tümenler binlere, binler yüzlere, yüzler onlara ayrılmış, her birinin başına tümenbaşı, binbaşı, yüzbaşı ve onbaşı rütbelerine sahip komutanlar görevlendirilmiştir. Mete Han'ın kurduğu bu sisteme "onlu teşkilat" adı verilmiştir. Onlu teşkilat, günümüze kadar hüküm süren diğer Türk devletleri ile süregelmiştir. Asya Hunları, Avrupa Hunları, Kök Türkler, Selçuklular ve Osmanlılar Dönemi'nde Türk ordusu bu sistem sayesinde dünyanın sayılı ordularından birisi olmuştur. Ayrıca geçmişten günümüze dünyadaki modern ordular, bu onlu teşkilatı temel alarak ordularını bu şekilde düzenlemiştir.


ARAŞTIRALIM


Genel Ağ üzerinden sayfasını ziyaret ediniz. Kara Kuvvetleri birlik amblemi üzerinde bulunan yıldızlar, tarih, defne yaprağı, Atatürk silüeti, ay yıldız, çelenk, kılıç ve meşe yaprağı ne anlama gelmektedir? (Görsel 4.20). Araştırma sonuçlarını sınıf panosunda paylaşınız.

Türk toplumlarındaki onlu teşkilatın sosyal ve idari açıdan iki önemli işlevi vardır. Bunlardan biri devlet güçlerinin tümü (boy, soy gibi) ayrımlara bakılmadan onlu sisteme göre bölünmüş ve merkezden atanan komutanlar aracılığı ile hükümdara bağlanmıştır. Böylece herkesin birbirine yardımcı olduğu bir millet birliği meydana getirilmiştir. İkinci işlevi de devletin bütün idarecileri, aynı zamanda asker oldukları için ordunun görev ciddiyeti sivil ve idari yapıya yansımıştır. Böylece devletin askerî disiplin içinde çalışması temin edilmiş ve bu durum Türklere neden ordu-millet denildiğini de açıklamıştır.

Orhun Yazıtlarında ordu kelimesi "sû" terimi olarak kullanılmıştır. Ordunun başında bugünkü genelkurmay başkanı yerinde olan "sû-başı"lar bulunmuştur. Genellikle bu göreve hanedan üyelerinden birisi getirilmiştir. Komutanların her birinin at kuyruğundan yapılmış birer tuğu vardır. Tuğun sayısı ve şekli rütbeye göre değişirdi. Kağanın tuğunun başında, altından bir kurt başı vardır.

Askerî kültürün gelişmesine paralel olarak Türkler, medeniyet tarihine önemli katkılar sağlamıştır. Bunlardan biri atı ehlileştirmesi ve savaş aracı olarak kullanması diğeri de demiri işleyerek silahlar yapmasıdır. Türkler, atı savaş sahasında kullanarak düşmanlarına karşı hız ve manevra üstünlüğü kazanmıştır. Bu kabiliyeti kazanmalarında geliştirdikleri üzengi, nal, gem ve eyer gibi aksesuarlar; atı verimli kullanmalarını sağlamıştır. Bunun için Türk orduları, yerleşik kavimlerde görülen hareketsiz savaş yöntemine göre yetiştirilmiş ağır teçhizatlı orduların aksine hafif silahlı ve hareketli süvarilerden kurulmuştur. Yayalar yani piyadeler ise yok denecek kadar azdır. Süvarilik için zaruri olan pantolon, deri kuşak ve potin (ayakkabı) de Türklerin icadıdır.


BİLİYOR MUSUNUZ?

Üzengi; eyerin iki yanında asılı bulunan ve ata binildiğinde ayakların basılmasına yarayan, at üzerinde dengeli durmalarını sağlayan demirden alettir (Görsel 4.21). Bu alet sayesinde binici, yere basar gibi dengeli bir şekilde atın üzerinde durabilmekte, at üzerinde istediği hareketleri rahatça yapabilmektedir.

Nal, atın ayakkabısı olarak da kabul edilebilir. Tırnağına nal çakılan atlar, nalsız atlardan daha fazla yol gidebilir. Atların ağzına demirden yapılan "gem" takılır. Buna bağlı olan dizgin ile ata istediği gibi komut verebilen binici "eyer" sayesinde atın üzerinde rahatça oturabilmektedir.


Türkler; demiri, cevheri eriterek elde etmiştir. Elde ettikleri ham demirin kalitesi, bugün bile yüksek derecelerde ısıtılarak elde edilen demirin kalitesiyle aynıdır. Bu yüksek kaliteli demirden keskin kılıçlar, baltalar, üzengiler, bıçaklar, gemler, kamalar, kınlar, mızraklar, kalkanlar ve ok uçları yapmışlardır. Türk silahlarının yapı ve teknik özelikleri, Türk medeniyetinin gelişmişlik seviyesini gösteren önemli ayrıntılardır. Nitekim Türklerin, Çin ve Roma gibi devletler karşısında üstünlük kurabilmelerine imkân sağlayan en önemli unsur, kendine has özellikler taşıyan ve bu bakımdan başka toplumlar tarafından kullanılan Türk silahlarıdır.

Süvarilerden oluşan Türk ordularının başlıca silahları, ok ve yaydır. Hemen hemen bütün toplumlarda görülen oku ve yayı Türkler, koşan at üzerinde etkili bir savaş aracı olarak kullanmışlardır.

Mete Han, tümen komutanı olduktan sonra ıslık çalan bir ok icat etmiştir ve askerlerini bununla eğitmeye başlamıştır. Islık çalan oku nereye atarsa askerlerin de oklarını aynı istikamete atmalarını emretmiştir.

Türk ordusunun yetiştirilme tarzı, hazırlık eğitimleri ve muharebe taktikleri diğer ülkelerin ordularından farklıdır. Büyük çoğunluğu okçu süvarilerden kurulu Türk savaş birlikleri, at sayesinde ağır hareketlerle grup muharebesi yapan yabancı ordular karşısında üstünlük kazanmıştır. Türkler, taktiklerini uygulamak için ordularını hücum taktiğine göre düzenlemiş ve eğitmiştir. Bu sayede Türkler, savaşlarda kısa sürede istedikleri sonuca ulaşmıştır.

Türklere özgü bir savaş taktiği olan Turan taktiği, iki farklı savaş yönteminin uygulanması ile yapılan bir savaş usulüdür. Bu taktik, sahte ricat (geri çekilme, kaçma) ve pusudan oluşur. Bu savaş usulüne, Türk yurdunun eski adından dolayı "Turan Taktiği" veya "Hilal Taktiği" denilmiştir.

Savaşılacak yerin arazi yapısı, bu taktiğin uygulanmasında birinci derecede etkilidir. Bu yöntem iki tarafı uygun yükseltideki tepelerle sarılı bir ovada uygulanır. Düşmanın karşısında merkez, sağ ve sol kuvvetler olarak yer alan Türk kuvvetlerinin, merkez ve merkeze yakın kanatları düşmanın saldırısı karşısında, sanki bozulmuş da çekiliyormuş hissi vererek geri gitmeye başlar. Buna sahte ricat da denir. Bu arada, sağ ve sol kanatlardaki askerî birlikler yavaş yavaş ilerleyerek savaş alanının iki yanında yer alan tepeciklerin gerisine sarkar ve buralarda pusular kurar. Geri çekilmekte olan Türk birlikleri düşman kuvvetlerinin gerektiği kadar üzerlerine geldiği kanaatine vardığında aniden geri dönerler ve şiddetli bir savaşa tutuşurlar. Bu arada savaş alanının iki tarafındaki tepecikler ardında pusu kuran askerler de düşmanı yanlardan ve arkadan çembere alır.


ÖRNEK METİN

Türk Süvarisi


Yenisey Nehri'nin sol kıyısında, 1939'da S. V. Kiseleff (Kisilof) tarafından yapılan kazılarda bronz bir ferahinin üzerinde Türk savaşçı tasviri şöyle yapılmıştır "Başlıksız bir süvarinin uzun saçları rüzgârda savruluyor. Saçları arkadan bir şeritle düğümlenmiş. Sağ taraftan aşağı doğru bir sadak sarkıyor. Eğri yayı "M" harfini andırıyor. Geniş göğüslü bozkır atının gemi gerilmiş, kuyruğu ise düğümlenmiş. Koşum takımı mükemmel; ön kaştan fazla yüksek olmayan sert bir eyer; onun altında kenarları saçaklı bir örtü , kuyruk altından başlayarak göğüs ortasına kadar uzanan püsküllü bir kayış uzanıyor. Yay şeklinde geniş üzengiler ve bir dizgin. Eyerin arkasından her iki tarafa doğru tokalar uzanıyor." Türklerde zırhlı süvari birliklerinin oluşu onları çok çabuk zafere götürmüştür. Genel olarak savaş süvarisini okçu süvariler tespit etmiş ve onlar hemen hemen hiç zırh kullanmamışlardır. Hafif silahlarla Türklerin ağır silahlı süvarisinin karşısına dikilen düşman hayatla vedalaşmıştır. Ancak çok ani saldırı düzenledikleri için Türk süvarileri kuşatma savaşlarına elverişli değildir (Gumilev, 2002, s.95'ten düzenlenmiştir).
 
Üst Alt