• İletilerinizde "teşekkür" ifadeleri yasaktır. Lütfen teşekkür ederim ... vb ifadeler kullanmayınız.Teşekkür etmek istiyorsanız ilgili iletinin altında yer alan "beğen"ebilirsiniz.

Türklerde Devlet Teşkilatı Konu Anlatımı

Tarih Öğretmeni

Sultan
Yönetici
Sultan
Katılım
11 Mar 2009
Mesajlar
7,701
Beğeniler
5,141
Puanları
113
Konum
Yeryüzü
Web sitesi
www.tarihbilinci.com
#1
TÜRKLERDE DEVLET TEŞKİLATI

A. İLK TÜRK DEVLETLERİNDE DEVLET TEŞKİLATI

Türkler ve Bağımsızlık

Türklerde bağımsızlık (oksızlık) kavramı önemlidir. Bu nedenledir ki, bağımsızlıklarına düşkün bir topluluk olan Türkler, topraklarına bağlı olmasına karşın, çoğu zaman bağımsız yaşamayı, esaret altında yaşamaya tercih ederdi.

Bağımsızlıkları tehlikeye düşen ya da topraklarını koruyamayacağını fark eden Türk toplulukları, yurtlarını terk ederek başka bir bölgeye yerleşme yoluna gidebiliyordu. Bu durumda, Türklerin göçebe bir hayat tarzına sahip olmalarının kolaylaştırıcı etkisi vardır.



Türkler ve Ülke

Türklerde üzerinde yaşanılan ülke (uluş) olarak adlandırılırdı. Ülke toprakları temelde millete ait olup, millet adına hükümdar ve hanedan tarafından yönetilmiştir.

Türkler özgürce ve bağımsız olarak yaşadıkları toprakları yurt olarak kabul etmiştir.

Türk devlet anlayışında ülke toprakları, doğu-batı ya da sağ-sol şeklinde iki kısma ayrılırdı. Bu şekildeki yönetim biçimi ikili teşkilat olarak adlandırılmıştır. Devletin batı toprakları, hakana bağlı kalmak kaydıyla hükümdarın yabgu unvanını taşıyan kardeşi tarafından yönetilirdi.

İkili teşkilatta ülkenin doğu kısmı üstün tutulur, bu bölgede oturan hakan bütün ülkeyi yönetimi altında bulundururdu. Hükümdarın oğulları, devlet işlerinde deneyim kazanmak üzere, tecrübeli devlet adamlarının yanında yetiştirilir ve vali olarak ülkenin değişik bölgelerinde görevlendirilirdi.



Türkler ve Halk

İslam öncesi dönemde Türk topluluklarında toplum, Oguş-Urug-Boy-Bodun biçiminde yapılanırdı.

Toplumun temel birimi ailedir. Türkler aileye oguş adını vermişlerdir. Ailelerin birleşmesiyle urug olarak bilinen aile birlikleri oluşurdu. Urugların birleşmesiyle boy, boyların bir araya gelmesiyle bodun oluşurdu. Bodun, kağan tarafından yönetilen ve il olarak adlandırılan devletlerdir.



Türkler ve Töre

Kanun anlamına gelen töre, eski Türk sosyal ve siyasi hayatını düzenleyen zorunlu kurallar bütünü idi. Türklerde devlet töre kurallarına dayalı bir oluşumdu. Devletin varlığı törenin varlığına bağlı idi.

Hakan ailesi ve ileri gelenleri Museviliği kabul eden Hazarlarda bile, hukuk işleri hahamlık esaslarına göre değil, töre hükümlerine göre düzenleniyordu.

Töre hükümleri değişmez değildi. Çevresel şartların değişmesine bağlı olarak zaman içinde değişikliklere uğrayabiliyordu.

Türk hükümdarları yerine göre kurultayın onayını almak kaydıyla töreye yeni hükümler getirebiliyordu.



İLK TÜRK DEVLETLERİNDE HÜKÜMDARLIK

Türkler, İslamiyetten önceki dönemde devlete il veya el adını vermiştir. Devlet, siyasi teşkilatlanmanın temel biçimidir.


Kut

Türkler, hükümdar ve ailesine Gök Tanrı tarafından yönetim yetkisi verildiğine inanırdı. Bu anlayışa kut adı verilirdi. Bu durum, yönetim anlayışının Türklerde kutsal bir temele dayandığı anlamına gelmektedir. Tanrı tarafından verildiğine inanılan yönetme hakkı, hükümdardan çocuklarına (Tigin) geçerdi.

Milleti için çalışması gereken hükümdar, görevlerini yerine getirmezse kutun Gök Tanrı tarafından geri alındığı düşüncesi ile iktidardan düşürülebilirdi.



Türklerde Hükümdarlık

Türk devletlerinin başında hakan, kağan ya da han olarak adlandırılan hükümdar bulunurdu.

Türk hükümdarları, tanhu, şanyü, ilteber, idikut, yabgu gibi unvanları da kullanırdı. Ülke yönetiminde en büyük yetki hükümdarlara aitti. Fakat bu durum Türk hükümdarlarının sınırsız yetkilere sahip oldukları anlamına gelmez.

Hükümdarlar yapacakları işleri devlet büyüklerine ve kurultaya danışır, töreye uygun davranırlardı. Hakan tarafından kurultaya yapılan her teklif kabul edilmeyebilirdi.


Türklerde Hükümdarın Görevleri

Türklerde hükümdarın başlıca görevleri; halkı ülkeye yönelebilecek dış tehditlere karşı korumak, ülkede düzeni ve adaleti sağlamak, devletin bağımsızlığını korumak, halkın refah içinde yaşamasını sağlamak idi.


Türklerde Hakimiyet Sembolleri

Otağ (hakan çadırı), taht (örgin), tuğ, davul, kotuz (sorguç) ve yay, ilk Türk devletlerinde hükümdarlık sembolleri olarak kabul edilmiştir.


Türklerde Veraset Anlayışı

Türklerde var olan veraset sistemi, kimin tahta geçeceği ile ilgili belirgin bir kurala dayanmadığı için hükümdar oğulları arasında sürekli taht kavgaları yaşanmıştır.

Kardeşler arasında yaşanan taht mücadeleleri, Türk devletlerinin merkezi otoritesini zayıflatmış ve parçalanmalarına yol açmıştır. Geleneksel Türk veraset sisteminin bir sonucu olan bu sorun yüzyıllarca sürmüş ve Türk devletlerinin siyasi varlıklarının uzun sürmesini engellemiştir.

Türk toplulukları arasında "Ülke hanedanın ortak malıdır." anlayışının geçerli olması, taht kavgalarının ve Türk devletlerinin uzun ömürlü olamamasının diğer bir sebebidir.


Hatun

İslamiyetten önce Türk devletlerinde hükümdar eşine hatun denirdi. Hatunluk kavramının Hunlardan itibaren var olduğu bilinmektedir. Hatunlar arasında devlet siyasetine yön verenlere de rastlanmaktadır.

Devlet yönetimiyle ilgili bazı siyasi yetkilere sahip olan hatun;

- Kurultay çalışmalarına katılabilirdi.

- Yabancı elçilerin kabulünde hazır bulunurdu.



İlk Türk Devletlerinde Karar Verme Süreçleri


Türklerde Kurultay ve Toy Geleneği

Türk devletlerinde devlet işlerinin görüşülüp karara bağlandığı Kurultay (Toy) vardı. Kurultay toplantılarına hakan başkanlık eder, hakanın olmadığı zamanlarda bu görevi vezirler üstlenirdi. Meclisten çıkan kararları uygulayan kişilere buyruk adı verilirdi.

İlk Türk devletlerinde kurultayın savaş ve barış gibi önemli konularda aldığı kararlar hakanı bağlamazdı. Bu durum kurultayın bir karar organından daha ziyade bir danışma meclisi özelliğine sahip olduğunu ortaya koymaktadır.



Türklerde Devlet Görevlileri

Hükümdarın ve valilerin emirleri altında görev yapan başka devlet memurları da vardı. Sivil idarede saray işlerine bakan iç buyruklar yanında inanç, tarkan, apa, boyla, yula, baga, ataman, tudun, yugruş, külüg, babacık gibi unvanlar taşıyan devlet görevlileri bulunurdu.

Devletin dış siyaset işlerini idare eden memuruna tangucı, hükümdarların başvezir durumundaki başmüşavirlerine ise aygucı denirdi.


Ordu

Türkler, tarih boyunca ordu-millet olarak adlandırılmıştır. Savaşabilecek durumda olan herkes asker sayılır, toprakların savunulmasında aktif görev alırdı. Dolayısıyla da askerlik Türklerde uzun süre özel bir meslek olarak görülmemiştir.

Orduya Sü, ordunun komutanına Sübaşı denilirdi. Türk orduları diğer devletlerin ordularından farklı birtakım özelliklere sahip olmuşlardır.

Türk ordularında ücretli asker genellikle bulundurulmazdı. Toplumun savaşabilecek durumda olan bütün üyeleri, savaş zamanlarında orduda görev alırdı. Göçebe hayat tarzının bir sonucu olarak Türk ordularının temeli atlı askerlere dayalıdır.



Silahlar

Türk askerleri farklı savaş araçları kullanmalarına rağmen, temelde at üstünde kullanabilecekleri hafif silahları tercih ederlerdi. Bu anlamda en etkili silahları ok ve yaydı. Bunların dışında kılıç, mızrak ve kalkan da kullanılan diğer savaş araçlarıdır.

Türk tarihinde askeri yapı ile ilgili ilk ve en köklü düzenlemeler Mete Han tarafından Asya Hunları zamanında gerçekleştirildi. Bu dönemde Hun ordusu onlu sisteme göre yapılandırılarak, 10-100-1000-10.000 kişiden oluşacak biçimde teşkilatlandırıldı.

En büyük askeri birlik 10.000 kişiden oluşan Tümen'di. Tümenlerin başında tümen-başı bulunur, diğer birlikler, binbaşı, yüzbaşı, onbaşı adı verilen komutanlar tarafından sevk ve idare edilirdi.

Türk askeri teşkilatında sıkı disiplin ve komutana mutlak itaat esastı. Her asker komutanından aldığı emri yerine getirmekle yükümlüydü. Ordunun savaş stratejisi temelde iki esasa dayanmaktaydı. Bunlar keşif seferleri ve yıpratma savaşlarıdır.

Türk orduları atlı birliklerden oluştuğu için çok hızlı biçimde manevra yapabilme kabiliyetine sahipti. Türk birliklerinin ani baskın şeklindeki hücumları düşman saflarında büyük bir panik oluştururdu.

Türk ordularının teşkilat yapıları ve savaş kabiliyetleri, birçok milletin askeri teşkilatı üzerinde etkili olmuştur. Çin, Roma, Bizans, Rus ve Moğol ordularında bu etkinin izlerini görmek mümkündür.



B. TÜRK- İSLAM DEVLETLERİNDE DEVLET TEŞKİLATI

İslamiyetin kabulü, Türk tarihinde bir dönüm noktası olmuştur. Orta Asya, Afganistan, Kuzey Arabistan, İran, Suriye ve Mısır'da kurulan ilk Türk-İslam devletleri, farklı coğrafyalarda farklı kavim ve kültürlerle kaynaşmışlardır. Türk-İslam devletlerinde yaşanan bu kültürel kaynaşmayı sağlayan ortak unsur din idi.

Türk toplulukları bu yeni dönemde, daha önceki kültür ve toplum özelliklerinden farklı bir yapıya kavuştular. İlk Türk-İslam devletleri, İslamiyetten önceki geleneklerini İslamiyetin yeni kültür değerleriyle bir araya getirdiler.



Türk-İslam Devletlerinde Hakimiyet Sembolleri

Türk-İslam devletlerinde hükümdarın hakimiyet sembolü olan unsurlar hutbe, taht, tac, sikke, nöbet, çetr, bayrak, tuğ, kemer, çadır idi.


Karahanlılarda Devlet Teşkilatı

Karahanlıların yönetim anlayışında belirgin bir İran ve Arap etkisine rastlanmaz. Bu durumun temel sebebi, Karahanlı Devleti'nin kurulduğu bölgedeki halkın Türkler-den oluşmasıdır. Karahanlılar, Orta Asya Türk devletlerinin hakimiyet anlayışını aynen devam ettirdi.

Karahanlılar, İslam öncesi dönemdeki Türk devletlerinde olduğu gibi, hükümdarlarına han, hakan gibi unvanlar vermiş, Kut anlayışı etkinliğini sürdürmüştür.

Karahanlılar, ikili teşkilat uygulamasını sürdürdü. Arslan Han olarak adlandırılan asıl hükümdar ülkenin sağ (doğu) bölümünde bulunur, onun egemenliği altındaki sol (batı) bölümü ise buğra unvanıyla hanedandan biri yönetirdi.

Hakanlara vekalet eden ve erkan, sagun gibi unvanlar taşıyan kişiler de vardı.



Gaznelilerde Devlet Teşkilatı

Gazneliler Devleti'nin hakimiyeti altında yaşayan halk, Türk, Afgan, Hindu gibi çeşitli etnik unsurlardan oluşmaktaydı. Gazne hükümdarları mutlak bir yönetim anlayışı oluşturmuş, merkezi otoriteyi güçlü tutmaya büyük önem vermişlerdir.

Bu çaba, farklı etnik unsurların bir arada tutulması hedefi ile ilgilidir. Bu yüzden de Gazneliler askeri yapılarının güçlü olmasına da dikkat etmişlerdir.

Gaznelilerin yönetim anlayışının şekillenmesinde İran etkisi açıkça fark edilmektedir. Gazneli hükümdarlarından Mahmut, sultan unvanını kullanan ilk Türk-İslam hükümdarı olarak bilinir.



Selçuklularda Devlet Teşkilatı

Selçuklularda ülke, hanedan üyelerinin ortak malı sayılırdı. Hanedan üyeleri arasından seçilen hükümdar, bütün devletin en büyük başkanı olup adına hutbe okunur ve para bastırılırdı.

Selçuklu hükümdarları devletin ilk dönemlerinde yabgu, Dandanakan Savaşı'ndan sonra ise sultan unvanını kullanmışlardır. Selçuklu yönetim anlayışının şekillenmesinde Abbasi ve Gazneli devlet teşkilatlarının önemli etkisi olmuştur.



Karar Alma Mekanizmaları

Türk-İslam devletlerinde devlet işleyişine dair kararlar bazı divanlar aracılığıyla alınırdı. Selçuklularda önemli devlet meselelerinin görüşülüp karara bağlandığı Büyük Divan (Divan-ı Ali) en temel divan durumundaydı.

Büyük Divan'ın dışında bazı alt divanlar da bulunmaktaydı. Bu divanlar şunlardır:

Divan-ı İşraf: Devleti işleyişi ile ilgili denetleme görevini üstlenen kurumdu. İdari, mali ve adli uygulamaları denetleme yetkisine sahipti.

Divan-ı Tuğra: Devletin iç ve dış yazışmalarını düzenleyen ve yürüten kurumdu.

Divan-ı İstifa: Mali işlerle ilgilenen kurumdu. Başında Hazinedar adıyla bilinen görevlinin bulunduğu bu kurum devlet hazinesinden sorumlu olmuştur.

Divan-ı Arz:skeri işlerin yürütülmesine nezaret eden kurumdu. Askerlerin aldıkları maaşların hesaplarını tutma görevini yerine getirirdi.


Selçuklularda halktan gelen şikayetler haftanın belli günlerinde bizzat hükümdara ulaştırılırdı. Bu şikayetler Divan-ı Mezalim'de dinlenirdi.



Selçuklu İdari Yapılanması

Selçukluların idari yapılanması eyalet birimleri şeklindeydi. Eyaletlerin başında melik adı verilen hükümdar oğulları ya da naip adı verilen eyalet valileri bulunurdu. Eyalet valileri, bulundukları bölgelerde geniş yetkilere sahip olmuşlardır.

Hanedan üyesi şehzadeler eyaletlere yönetici olarak gönderiliyorlardı. Bu uygulama, şehzadelere yönetim tecrübesi kazandırma amacına yönelikti. Şehzadelerin yanında atabey denilen bilgili ve tecrübeli devlet adamları bulunurdu.

Melikler, yarı bağımsız bir şekilde hareket ederlerdi. Bulundukları bölgede kendi divanları olan meliklerin kendi vezirleri ve askeri güçleri vardı.

Melikler, sultana bağlı olarak hareket eder, siyasi girişimleri veya savaşları merkezi otoritenin politikalarına göre yürütürlerdi.


Diğer Türk-İslam Devletlerinde Devlet Teşkilatı

Harzemşahlarda yönetim anlayışı Selçuklulardan etkilenilerek oluşturulmuştu. Zaten bu devlet, daha önce Selçuklulara bağlı bir eyalet durumunda iken bağımsız bir devlet haline gelmişti.

Eyyubi ve Memlük hükümdarları da sultan unvanını kullanmışlardır. Fakat Memlüklerde, diğer Türk devletlerinden farklı olarak hükümdarlık babadan oğula geçmezdi. Yönetim ve askerlik işlerinin başında emirler bulunuyordu. Bunlar köle durumda iken alınır, özel olarak yetiştirilerek saray ve devlet hizmetinde görevlendirilirdi.

Devlet kademelerinde yükselenler emir durumuna gelmekte, hükümdar da bu emirler arasından çıkmaktaydı. Bu nedenle Memlüklerde çok sayıda hükümdar görülür.

Mısır'da kurulan ilk Türk-İslam devletleri olan Tolunoğulları ve İhşidi-ler, devlet yönetiminde Abbasileri örnek almışlardır.


Türk-İslam Devletlerinde Askeri Teşkilat

Karahanlılarda ordu, Karluk, Yağma ve Çiğil boylarına mensup askerlerden oluşmaktaydı. Esirler arasından seçilerek eğitimden geçirilen gençler, hassa askerleri olarak bilinen sınıfı oluştururdu. Bu sınıf içinden seçilen askerlerden saray muhafızı olarak yararlanılırdı. Savaş zamanlarında, valiliklere bağlı askeri güçlerin de orduya katılımı sağlanırdı.

Gazneliler, farklı etnik unsurları bünyelerinde barındırdıkları ve genişleme politikası takip ettikleri için güçlü bir askeri yapı kurmuşlardır. Gazneli ordusu döneminin şartları içinde oldukça profesyonel sayılabilecek bir yapıya sahipti ve her an savaşa hazır durumdaydı.

Gazne ordusunda Türk unsurlar yanında, farklı etnik kökene sahip askerler de bulunmaktaydı. Ordu, gulam olarak bilinen köle kökenli unsurlar, düzenli birlikler, Türk boylarından gelen paralı askerler ve gönüllülerden oluşmaktaydı.

Selçuklu devlet adamları da, askeri yapının güçlü tutulması için hassas davranmışlardır. Selçuklularda ordu, devletin temelini oluşturan kurumdu. Selçuklular diğer Türk devletlerinden farklı olarak iktalar oluşturdular.


İkta Sistemi ve Ordu

Selçuklular, ülke topraklarını yıllık gelirlerine göre sınıflandırmış ve parçalara ayırmışlardır. Bu toprakların ikta olarak belirlenen kısmının yıllık vergi geliri emirlere ve komutanlara maaş karşılığı olarak tahsis edilirdi.


İkta sahipleri, kendilerine verilen topraktan elde ettikleri gelirin bir kısmı ile belli sayıda asker yetiştirmeye mecburdu. İkta sistemi sayesinde, devlet hazinesinden ayrıca bir harcama yapılmadan önemli bir askeri güce sahip olunmuştur. Bu uygulama, Türkiye Selçukluları ve Osmanlı Devleti'nde de (Tımar Sistemi) sürdürülmüştür.



Selçuklu Ordusu

Guleman-ı Saray: Türkler dışındaki topluluklardan seçilerek yetiştirilen ve sultana bağlı olarak hareket eden maaşlı askerlerdi.

Hassa Ordusu: Merkezde veya yakın yerlere yerleştirilen ve her an savaşa hazır durumda bekletilen bir güçtü. Masrafları devlet hazinesinden karşılanmaktaydı.

Eyalet Askerleri: Eyaletleri yöneten meliklerin ve valilerin özel orduları idi.

Bağlı Devlet ve Beyliklerin Askerleri: Gerek duyulduğunda, bağlı devlet ve beyliklerden asker talebinde bulunulurdu.

İkta Askerleri: Masrafları ikta topraklarının gelirleri ile karşılanan askerlerdi.

Türkmenler: Göçebe Türkmen unsurlar ilk dönemlerde askeri gücün temelini oluşturmuştur.

Eyyubiler ve Harzemşahlar da ikta sistemini uygulamıştır. Tolunoğulları ve İhşidiler, ordu ve donanmaya önem vermişlerdir. Bu iki devletin ordularının büyük bir kısmı, Türklerden ve Sudanlılardan oluşmaktaydı.



Türkiye Selçuklularında Devlet Teşkilatı

Türkiye Selçuklularında sultan unvanı taşıyan hükümdarlar Selçuklu hanedanına mensuptu. Ülke, hanedanın ortak malı olarak kabul edilirdi.

Türkiye Selçukluları sultanları, ilk dönemlerde Büyük Selçuklu Devleti'ne bağlı olarak yaşadılar. Merkezle olan bağlarının zayıflamasıyla birlikte bağımsız hareket etmeye başladılar.

Sultan öldükten sonra yerine hükümdar ailesinden birisi geçerdi. Atabeylik kurumu bu dönemde de varlığını sürdürmüştür.


Hakimiyet Sembolleri


Tahta yeni geçen sultan, camilerde okunan hutbeyi hükümdarlık sembolü olarak kendi adına okutur ve yine kendi adına para bastırırdı. Bunların yanı sıra tuğ, sancak, otağ, nevbet, çetr, mühür de hükümdarlık sembolleri arasında sayılırdı.

Türkiye Selçukluları sultanları tahta geçince Abbasi halifeleri tarafından ferman ve değerli hediyeler gönderilir ve siyasi hakimiyet onaylanırdı.


Merkez Teşkilatı

Türkiye Selçuklularında devlet işleri Büyük Divan'da görüşülür ve karara bağlanırdı. Türkiye Selçuklularında Büyük Divan, Divan-ı Tuğra, Divan-ı Arz, Divan-ı İstifa, Di-van-ı İşraf dışında, sultanın devlet merkezinden uzakta olduğu dönemlerde devlet işlerini yürüten Niyabet-i Saltanat Divanı, has ve dirliklerle ilgili kayıtların düzenlendiği Pervanecilik kurumu da bulunmaktaydı.



Taşra Teşkilatı

Türkiye Selçuklularında ülke toprakları vilayetlere ayrılmıştı.

Merkeze bağlı vilayetler: Bu vilayetlerin yönetimi Büyük Divan tarafından sağlanırdı.

Meliklerin yönettiği vilayetler: Selçuklu hanedanına mensup melikler, doğrudan sultana bağlı olarak bu vilayetlerin yönetiminden sorumlu idiler.

Uc vilayetleri: Bizans sınırında bulunan bu vilayetlerin başında uc beyleri bulunurdu.

Vilayetlerde belediye işlerine muhtesib, güvenlik işlerine şıhne, yargı işlerine ise kadı bakardı.



Askeri Teşkilat

Türkiye Selçuklularında Askeri Teşkilat

Hassa Birlikleri (Gulamlar) : Esir alınan gayrimüslim çocukları özel olarak yetiştirilirlerdi. Atlı ve yaya birlikler olarak iki kısımdan oluşuyordu.

İkta Askerleri: Masrafları ikta topraklarını vergi gelirleri ile karşılanırdı.

Türkmen Birlikleri: Bizans sınırlarındaki Türkmenlerden oluşan bu birliklerdi.

Beyliklerin askeri teşkilatları da Türkiye Selçuklularına benzemekteydi.



C.OSMANLILARDA DEVLET TEŞKİLATI

Hakimiyet Anlayışı

Osmanlı Devleti'nin yönetim esasları temelde şu unsurlara dayanmaktaydı:

İslam hukuku,

Türk gelenekleri,

Fethedilen bölgelerin yerel kültürleri

Türk gelenekleri İslam inancına ters düşmemek kaydıyla örfi hukuk adı altında Osmanlı hukuk sisteminde yerini alabilmekteydi. Merkezi yönetime sahip Osmanlı Devleti'nde padişah, devredilemez haklara sahipti, fakat bu haklarını kullanırken kanunlara uymak zorunda idi.


Padişah

Osmanlı hükümdarları ilk zamanlarda bey, gazi ve sultan unvanları ile adlandırılırken sonraları padişah unvanını almışlardır. Padişah olmak için hanedan üyesi olmak zorunlu idi. Padişahlık babadan oğula geçerdi. Fakat hangi şehzadenin başa geçeceği belirli bir esasa bağlanmamıştı. Bu uygulama çoğu kez taht kavgalarına yol açmıştır.

XVII. yüzyıl başlarında I. Ahmet Dönemi'nde tahta en yaşlı şehzadenin geçmesi uygulaması başlatıldı. Bu yeni düzenleme taht kavgalarının önüne geçilmesi amacına yöneliktir.

Yavuz Sultan Selim'den itibaren padişahlar, halife unvanını alarak İslam dünyasının lideri konumuna geldiler.



Şehzadeler

Osmanlı hükümdarının erkek çocukları olan şehzadeler küçük yaşlardan itibaren sancaklara gönderilerek buralarda devlet yönetimi ve işleyişi konusunda yetiştirilirlerdi.

Şehzadelerin yanında eğiminden sorumlu olan ve lala ismi verilen tecrübeli devlet adamları bulunurdu. Şehzadelerin görevlendirildiği sancaklar Amasya, Trabzon, Balıkesir, Bursa, Manisa ve Konya idi.

Şehzadeler XVII. yüzyıldan itibaren sancaklara gönderilmeyerek sarayda tutulmuş (kafes usulü), bu yeni uygulama devlet yönetimi konusunda şehzadelerin yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olmalarını engellemiştir.



Merkez Teşkilatı

Saray

Osmanlı padişahları İstanbul'un fethine kadar geçen dönemde, Bursa ve Edirne saraylarda oturuyorlardı. Fatih tarafından yaptırılan Topkapı Sarayı XIX. yüzyılın ortalarına padişahların ikametgahı olarak kullanılmıştır.

XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı padişahları Dolmabahçe ve Yıldız saraylarında oturmaya başladı.

Topkapı Sarayı'nın Bölümleri

Birun: Sarayın dış hizmetlerle ilgilenilen bölümüdür. Divan burada toplanırdı.

Enderun: Balkanlardan devşirilen çocukların başarılı olanları devlet adamı yetiştirilen Enderun'a alınırdı.

Harem: Padişahın ve ailesinin yaşadığı bölümdür.



İstanbul’un Yönetimi

İstanbul'un yönetiminden genel anlamda Sadrazam, sorumlu idi. Hukuk işlerine Taht Kadısı güvenlik işlerine ise Yeniçeri Ağası bakardı. Belediye hizmetleri Şehremini tarafından görülürdü.



Divan-ı Hümayun

Önemli devlet işlerinin görüşüldüğü kurumdur. Orhan Bey Dönemi'nde kuruldu. İlk dönemlerde haftanın belli günlerinde toplanırken XVIII. yüzyılda toplantı sayısı haftada bire kadar düşmüştür. Fatih'e kadar padişahların başkanlık yaptığı divana, Fatih'ten itibaren sadrazam başkanlık yapmaya başladı.

Sarayda toplanan divanda, siyasi, idari, askeri, hukuki ve mali konular görüşülür, şikâyet ve davalar sonuçlandırılırdı. Divanda alınan kararlar padişaha sadrazam tarafından sunulurdu.

Ayrıca olağanüstü hallerde Ayak Divanı, elçi kabullerinde ve kapıkulu askerlerinin maaşları dağıtılırken Galebe Divanı toplanırdı. Osmanlılarda Divan-ı Hümayun danışma kurulu niteliğinde olup, son söz padişaha aitti.

Divan Üyeleri

Sadrazam: Devlet işlerinde padişahın vekili idi. Padişahın mührü kendisinde bulunurdu. Padişah sefere çıkmadığı zaman orduya komuta ederdi.

Osmanlı Devleti’nde ilk zamanlarda bir vezir bulunurken I. Murat Dönemi’nde vezir sayısı artırılmış ve birinci vezire veziriazam (sadrazam) adı verilmiştir.

Vezirler: Sadrazamın yardımcılarıdır. Onun verdiği işleri yaparlardı. Zamanla sayıları yediye kadar çıkmıştır. Bunlara kubbealtı vezirleri denirdi.

Kazasker: Önemli davalara bakar, kadı ve müderrisleri atardı. Fatih Dönemi'ne kadar bir kazasker bulunurken, sayıları zamanla Rumeli ve Anadolu kazaskeri olarak ikiye çıkmıştır.

Defterdar: Mali işlere bakardı. Sayıları zamanla üçe çıkmıştır. Bunlardan Rumeli ve Anadolu Defterdarı dışında Tuna çevresindeki ve İstanbul'daki mukataa gelirlerinden sorumlu ayrı bir Defterdar da vardı. En yetkili olan Rumeli Defterdarı idi.

Nişancı: Devlet merkezindeki tüm yazışmalardan sorumluydu. Padişah adına yazılacak olan yazılara, tuğra çekerdi. Ayrıca devletin yeni fethedilen topraklarının kaydından ve alınan kararların kanunlara uygunluğunun denetlenmesinden sorumlu idi.

Reisülküttap: XVII. yüzyılın sonlarına kadar nişancıya bağlı idi. Asli üye değildir. Dış yazışmaları yapar, padişah ve sadrazama gelen mektupları cevaplandırırdı.

Kaptan-ı Derya: Donanma ve denizcilikle ilgili işlerden sorumlu idi. Gerekli hallerde divan görüşmelerine katılırdı.

Yeniçeri Ağası: İstanbul'un kontrol ve güvenliğini sağlardı.



Osmanlı Yönetim Kademeleri

A. Seyfiye: Kapıkulu ve tımar sistemi içinde yetişmiş, yönetim görevini üstlenmiş sınıftır. Vezirler, Yeniçeri Ağası, beylerbeyi, sancakbeyleri, kapıkulu askerleri seyfiye sınıfını oluşturan görevlilerdir.

Osmanlı Devleti'nin ilk yıllarında düzenli bir ordusu yoktu. İhtiyaç duyulduğunda halk silah altına alınırdı. Orhan Bey, Yaya ve Müsellem adıyla ilk düzenli birlikleri oluşturmuştur. Sınırların genişlemesiyle beraber, I. Murat Dönemi'nde düzenli ve maaşlı bir ordu kurulması gündeme geldi.


Kapıkulu Askerleri

Osmanlı Devleti'nde asker ihtiyacının bir kısmı, Hıristiyan ailelerden toplanan (devşirilen) çocukların yetiştirilmesi sonucunda karşılanmıştır. Bu askerlere kapıkulu adı verilirdi.

Kapıkulu askerleri üç ayda bir ulufe adı verilen maaş alırlardı. Büyük kısmı İstanbul'da, bir kısmı da sınır boylarındaki kalelerde bulunurdu.

a) Kapıkulu Piyadeleri

Devşirme kanunlarına göre toplanan Hıristiyan çocukları, Türk-İslam geleneğine göre yetiştirilmek amacıyla önce bir süreliğine Türk ailelerinin yanlarına verilirdi. Da ha sonra Acemi Ocağı'nda temel bazı bilgilere sahip olmaları sağlanan çocuklar buradan değişik ocaklara aktarılırdı.

Yeniçeri Ocağı: Savaşta padişahı, barışta Divanı korumakla görevli idi. İstanbul'da güvenliği sağlardı. İstanbul dışında olanlar sınır ve şehirlerdeki kaleleri korurdu. Askerlikten başka işle uğraşamaz, emekli olmadan evlenemezlerdi.

Cebeci Ocağı: Ordunun silah yapım, onarım ve bakım işlerini görürdü.

Topçu Ocağı: Top dökmek, gülle yapmak ve topları kullanmakla görevliydi.

Top Arabacıları Ocağı: Seferde topların nakil işlerini yapardı.

Humbaracı Ocağı: Barut imal eder, havan, humbara yapar ve kullanırdı.

Lağımcı Ocağı: Kale kuşatmalarında tünel kazardı.



b) Kapıkulu Süvarileri

I. Murat Dönemi'nde sipahi ve silahtar adlarıyla iki bölük olarak kurulmuş, sonra dan ulufeciler, garipler, olmak üzere başka bölüklerde eklenmiştir.

Eyalet Askerleri (Tımarlı Sipahiler)

Osmanlı ordusunun temeli olan eyalet askerleri, dirlik sahiplerinin beslemek zorunda oldukları askerlerden (cebelü) oluşurdu. Görevleri, savaşta ordunun sağ ve sol kanatlarını oluşturarak merkezi korumaktı.


Yardımcı Kuvvetler

Yaya ve müsellemler XV. yüzyılda geri hizmetlerde kullanılmaya başlandı. Savaşta yol açar, siper kazardı. Barışta ise kale onarımı, maden ve tersane hizmetlerinde kullanılırdı.

Akıncılar bu grubun önemli bir parçası idi. Türklerden oluşurdu. Ordunun önünde gider, keşif yaparak düşman hakkında bilgi toplar ve düşmanı yıpratırdı. Ayrıca Deliler, Gönüllüler, Beşliler ve Azaplar adıyla bilinen gönüllü unsurlar da vardı.



Osmanlı'da Donanma

Osmanlı Devleti ilk donanmasına Karesi Beyliği'ni egemenlik altına alarak sahip oldu. Gelibolu'da bir tersane kurularak denizcilikte ilk önemli adım atıldı. İlk deniz savaşı Çelebi Mehmet Dönemi'nde Venediklilerle yapıldı. Fatih Dönemi'nde boğazların tam kontrol altına alınmasıyla Osmanlı denizciliği daha da gelişti.

Kanuni Dönemi'nde Barbaros Hayrettin Paşa'nın Kaptan-ı Derya olmasıyla Osmanlı donanması altın çağını yaşadı. Osmanlı donanması XVI. yüzyılda Portekizlilere karşı Hint Okyanusu'nda faaliyet gösterdi. Bu devrin ünlü denizcileri, Piri Reis, Şeydi Ali Reis, Turgut Reis ve Kılıç Ali Reis'tir.



B. İlmiye

Osmanlı Devleti'nde din, adalet ve eğitim işlerinden sorumlu sınıfa verilen genel isimdir. Şeyhülislam, kazasker, kadı ve müderrisler bu sınıfa mensuptu.


C.Kalemiye

Devletin mali ve mülki işlerindeki her türlü yazışmaya bakan sınıfın genel adıdır. Bu sınıfın en önemli üyeleri, defterdar, nişancı ve reisülküttap idi. Kalemiye sınıfı maliye ve Divan-ı Hümayun kalemleri adıyla ikiye ayrılırdı.

Maliye (Defterdarlık) Kalemleri

Ruznamçe Kalemi: Hazinenin bütün gelir ve gider işlemlerini yapardı.

Maliye Emirleri Kalemi: Maliye ile ilgili yazışma ve emirleri yapardı.

Tarihçi Kalemi: Maliye ile ilgili her türlü belgeyi tarihlendirildi.

Gelir ve Gider Kalemleri: Ülkedeki mukataalara ait bütün işlemleri yapardı.



Divan-ı Hümayun Kalemleri

Beylikçi (Divan) Kalemi Divan kararlarını kayda geçirir, yabancı devletlerle yapılan anlaşmaların yazar ve saklardı.

Tahvil Kalemi Tımar ve zeamet işlemleri ile atama işlerini yapardı.

Rüus Kalemi: Alt kademe devlet memurlarının atama işlemlerine bakardı.

Amedi Kalemi: Sadrazam ve padişah arasındaki yazışmaları yürütürdü.



TAŞRA TEŞKİLATI

1. Tımar ve İltizam Sistemi

a) Tımar Sistemi

Osmanlı Devleti'nde bazı asker ve devlet memurlarına bir kısım toprakların vergi gelirlerinin hizmet karşılığında verilmesine tımar denir. Tımar, Selçuklulardaki ikta sisteminin devamı şeklindedir. Osmanlı Devleti sınırlarının genişleme sürecinde ülke topraklarını gelirlerine göre bölümlere ayırdı.
Dirlik adı verilen bu bölümler üçe ayrıldı.

Has: Padişaha, sadrazam, vezir, beylerbeyi, sancak beyi gibi yüksek dereceli devlet adamlarına verilirdi. Yıllık geliri 100.000 akçeden fazlaydı.

Zeamet: Alaybeyleri, divan katipleri, kale komutanları gibi ikinci derecedeki devlet memurlarına verilirdi. Yıllık geliri 20.000 ile 100.000 akçe arasındaydı.

Tımar: Sipahi denilen askerlere verilirdi. Yıllık geliri 3000 ile 20.000 akçe arasındaydı.



Dirlik sahiplerinin başlıca görevleri şunlardır:
  • Gelirleri ile orantılı olarak belli sayıda asker (cebelü) beslemek
  • Kendisine tahsis edilen toprakların vergilerini devlet adına toplamak
Dirlik sahipleri kadının denetiminde idi. Has ve zeametler görevde kalınan sürece verilir, görevi sona eren görevlinin has ve zeametleri elinden alınırdı. Tımar ise ömür boyu verilir, suç işlenirse geri alınırdı. Sipahinin ölümü halinde tımar mirasçılara kalırdı.


Tımar Sisteminin Faydaları

  • Hâzineden para çıkmadan her an savaşa hazır bir orduya sahip olunmasına, Askeri harcamaların azaltılmasına,
  • Devletin vergi toplama ve hazineye aktarma işinden kısmen kurtulmasına Üreticilerin desteklenmesi ve korunmasına,
  • Tarım üretiminde sürekliliğin sağlanmasına,
  • Devlet otoritesinin ücra bölgelere kadar ulaştırılmasına
yaramıştır.



b) İltizam Sistemi

Osmanlı yönetimi devlete ait toprakların bir bölümünün vergilerinin toplanması işini, XVI. yüzyılın ortalarından itibaren, peşin bir bedel karşılığında kişilere vermeye başladı. Bu yönteme iltizam, işi üzerine alan kimseye ise mültezim denirdi.

İltizam sistemi uyarınca devlet, vergi toplama işini açık artırma ile peşin olarak satıyordu. Mültezimler ödedikleri bu parayı daha sonra halktan toplardı.

Askeri - İdari Teşkilat

Osmanlı Devleti sınırlarının genişlemesi ile yeni idari yapılanmalara yönelmiştir. I. Murat Dönemi'nde Rumeli Beylerbeyliği, Yıldırım Beyazıt Dönemi'nde ise Anadolu Beylerbeyliği kurulmuştu.

Ülke idari bakımdan eyalet- sancak- kaza- nahiye- köy şeklinde yapılandırılmıştı. Eyaletin en üst yöneticisi Beylerbeyi idi. Sancakları ise Sancakbeyi yönetirdi. Eyalet ve sancaklarda güvenlik subaşılar tarafından sağlanırdı. Kazalarda yönetici olarak kadı ve alaybeyi bulunurdu.

Klasik dönemde Osmanlı Devleti'nde tımar sisteminin uygulandığı eyaletler Saliyanesiz, diğer eyaletler ise Saliyaneli olarak adlandırılmışlardır.

Saliyanesiz eyaletler, Rumeli, Anadolu, Budin, Diyarbakır, Karaman, Erzurum ve Halep gibi dirlik sisteminin uygulandığı eyaletlerdi. Saliyaneli eyaletler ise iltizam sisteminin uygulandığı yıllık gelirin bir bölümü ile görevlilerin maaşlarının ödendiği Mısır, Bağdat, Basra, Yemen ve Cezayir gibi eyaletlerdi.

Bunların dışında Osmanlı Devleti'nin egemenliğini kabul etmiş, iç işlerinde serbest özel yönetimli eyaletler (beylikler) de bulunuyordu. Bu hükümetlerin yöneticileri Osmanlı Devleti tarafından seçilirdi. Yıllık vergi ödeyen bu eyaletlerin başlıcaları Eflak, Boğdan ve Erdel beylikleri ile Kırım Hanlığı ve Hicaz Emirliği idi.



Kazai-İdari Teşkilat

Osmanlı Devleti'nin idari teşkilatında önemli bir yeri olan kazalarda yönetici sınıfın başında kadı bulunurdu. Şer’i ve hukuki konularda yargı görevini de yürüten kadı, kazanın belediye işlerini görür ve hükümet emirlerinin uygulanmasını sağlardı. Diğer yöneticiler bütün uygulamalarını kadının denetiminde yaparlardı.

Yapılan işler kadı tarafından sicil defterlerine kaydolunurdu. Kazalar nahiyelerinin birleşmesi ile oluşurdu.

Taşra Yönetimindeki Diğer Görevliler

Muhtesib: Çarşı ve pazarların düzeninden sorumluydu.

Kapan Emini: Kapanlara gelen malların vergilendirilmesi ve fiyat kontrolünü yapardı.

Beytülmal Emini: Kamuya ait çıkarları korumakla görevli idi.

Gümrük ve Bac Eminleri: Ticaret ve sanat sahibi kimselerden vergileri toplarlardı.



DEVLET YÖNETİMİNDE DEĞİŞMELER


XVIII. Yüzyıldaki Değişmeler

a) Merkez Teşkilatı

XVII.yüzyıldan itibaren padişahlar, devlet işleyişimde sadrazamlara öne çıkmaya, sadrazamların etkinlikleri gittikçe artmaya başladı. Sarayda kubbe altında toplanan divan, XVII. yüzyılda sadrazamın konağında toplanmaya başladı. Divan toplantılarının sayısı, XVIII. yüzyıl başlarında haftada bir güne kadar indi.

Bu yüzyılda devletler arası ilişkiler önem kazanmaya başlamış ve bunun sonucunda kalemiye (bürokrat) sınıfının önemi artmıştır. Nişancıya bağlı Reisülküttapların bu dönemde görev ve yetkileri genişlemiştir.

Bu dönemde kapıkulu sisteminde bozulmalar yaşanmış, sayıları hızla artan Yeniçeriler isyan çıkarmaya ve yönetime karışmaya başlamıştır. XVIII. yüzyılda tımar sisteminin bozulması sonucunda merkezi yönetimin eyaletler üzerindeki otoritesi azaldı. Çıkan isyanlar yüzünden tarım üretimi geriledi ve üretim düştü.



b) Taşra Teşkilatı

XVIII.yüzyılda taşra teşkilatı bozulmaya başladı. Eyalet ve sancaklarda görevlendirilen yöneticiler bulundukları görev yerlerine gitmeyerek vekil gönderdi. Bu vekillere Mütesellim denilirdi. Bu vekiller zamanla taşrada eşraf ve ayan arasından güçlü ve nüfuzlu olanlardan seçilmeye başlandı.

Tımar rejiminin bozulması sonucu dirlik ve mukataa topraklar da mültezimlere ihale yolu ile dağıtılmaya başlandı. Bu işi üstlenen zengin ve güçlü ayanlar yönetici kadronun içine girdi ve daha da güçlendi.

Tımar sisteminin bozulması ile devlet vergi kaybına uğradı. Vergi gelirleri yeterli olmayınca yeni vergiler konuldu. Tımar sisteminin çözülmesi devletin ekonomik ve sosyal yapısını olumsuz yönde etkilemiştir.



XIX.Yüzyılda Değişmeler

a) Merkez Teşkilatı

XIX.yüzyıla gelindiğinde Osmanlı devlet adamlarının büyük bir kısmı yaşanan sorunların sona erdirilmesi için çareyi Batılılaşma hareketlerinde görüyordu. Bu alanda ilk sistematik girişimler III. Selim Dönemi'nde askeri, idari, sosyal ve ekonomik alanlarda gerçekleştirildi.

II.Mahmut Dönemi'nde merkez teşkilatında önemli değişiklikler meydana geldi. Bu dönemde Avrupa ülkelerinde uygulanan kabine (bakanlar kurulu) usulüne geçildi. Nezaretler (bakanlıklar) kuruldu.

Padişah, sadrazam ve şeyhülislamda toplanan yetkiler nazırlıklara dağıtıldı. Sadrazamlık başvekalete çevrildi. Dahiliye Nezareti, Hariciye Nezareti, Maliye Nezareti kuruldu. Sadrazamın çoğu yetkisi Heyet-i Vükela (hükümet) denilen bakanlar kurulu üyelerine geçti.

Askeri işleri görüşüp karara bağlamak amacıyla Dar-ı Şurayı Askeri, memurları yargılamak ve hükümet ile halk arasında çıkabilecek anlaşmaları çözmek amacıyla Mec-lis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye ve Dar-ı Şura-yı Babıali adı altında meclisler kuruldu.

Bu meclisler danışma meclisleri niteliğinde olup, aldığı kararlar padişah tarafından onaylandıktan sonra uygulanıyordu.


Tanzimat Dönemi Düzenlemeleri

Tanzimat'la birlikte padişah, kanunun üstünlüğünün geçerli olacağını ve yetkilerinden kısıtlama yapılmasını kabul etmiştir. 1854'te Meclis-i Al-i Tanzimat kurularak kanun ve tüzük işleri bu meclise devredildi.

1868'de Şura-yı Devlet ile Divan-ı Ahkam-ı Adliye kuruldu. II. Mahmut Dönemi'nde başvekalete çevrilmiş olan sadrazamlık yeniden kuruldu.


b) Taşra Teşkilatında Yapılan Düzenlemeler


Tanzimat Öncesi Dönem

Bu dönemde taşra teşkilatında en önemli güçlerinden birisi ayanlar idi. II. Mahmut eyaletlerde merkezi otoriteyi sağlamak amacıyla ayanlarla anlaşarak Sened-i İttifak denilen bir belgeyi imzaladı (1808).

Yenilik düşüncesinin önünde önemli bir engel durumundaki Yeniçeriliğin kaldırılmasından sonra Asakir-i Mansure-i Muhammediye adında yeni bir ordu ve eyaletlerde otoriteyi sağlamak amacıyla Redif birlikleri oluşturuldu.

Mahalle ve köylerde muhtarlık teşkilatları kurularak ayanların gücünün kırılması için önemli adımlar atıldı.


Tanzimat Dönemi'nde Yapılan Düzenlemeler

Tanzimat Dönemi'nde iltizam usulü kaldırıldı. Bunun yerine hazine gelirlerini toplamak için muhassıllıklar kuruldu.

1842 yılında yapılan yeni düzenleme ile sancaklara bağlı kazalar kuruldu. Sancakların idaresine kaymakam, kazaların idaresine kaza müdürleri getirildi.

Valiler, eyalet yönetiminde yetkili olarak kaldılar. Eyaletlerde mali işler için defterdar, güvenlik işleri için zaptiye müşiri görevlendirildi.



Vilayet Nizamnamesi ile Yapılan Düzenlemeler

1864 yılında taşra yönetiminin yeniden yapılanması amacıyla vilayet nizamnamesi çıkarıldı. Taşra yönetimi vilayet, liva (sancak), kaza ve köy şeklinde ayrıldı. 1871'de kaza ile köy arasında yeni bir birim oluşturularak bu birime nahiye ismi verildi. Vilayeti vali, sancağı mutasarrıf, kazaları kaymakam, nahiyeleri nahiye müdürü yönetecekti.


Meşrutiyet Dönemi Düzenlemeleri

Tanzimat Dönemi'nde yetişen Osmanlı aydınları, yabancı devletlerin müdahalelerini ve devletin dağılmasını önlemek için parlamenter sisteme geçilmesini savunuyorlardı. Böylece ülkede yaşayan farklı kesimler parlamentoda temsil edileceklerdi.

Bir komisyon tarafından hazırlanan ve Türk tarihinin ilk anayasası olan Kanun-ı Esasi 23 Aralık 1876'da ilan edildi. Meşrutiyet'in ilanında Avrupa'da yetişen Genç Osmanlılar grubunun (Jön Türkler) çalışmaları etkili olmuştur.

Anayasaya göre seçimler yapılarak, Meclis-i Mebusan oluşturuldu. Bu meclisten başka üyeleri padişah tarafından belirlenen bir de Ayan Meclisi kuruldu. Meclis çatısı altında çok sayıda azınlık milletvekili de yer almıştır.

Kanun-ı Esasi'ye göre;
  • Ayan Meclisi ve Mebusan Meclisi Yasama görevini üstlenecekti.
  • Ayan Meclisi üyeleri hayat kaydıyla padişah tarafından, Mebusan Meclisi üyeleri ise dört yılda bir yapılacak seçimle halk tarafından belirlenecekti.
  • Yürütme yetkisi Bakanlar Kurulu'na aitti. Bakanlar Kurulu'nun başı ise padişahtı.
  • Kanun teklifi Bakanlar Kurulu tarafından yapılabilecekti.
  • Padişah, meclisi kapatma ve suçluları sürgüne gönderme yetkisine sahipti.
  • Hükümet meclise değil, padişaha hesap vermekle sorumlu idi.
  • Mülkiyet hakkı, kişilik hakları, eğitim ve öğretim özgürlüğü, din ve inanç özgürlüğü, basın özgürlüğü gibi temel haklar anayasal garanti altına alınmıştı.
II. Abdülhamit, 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı'nın karışık ortamında Kanun-ı Esa si'yi askıya almış ve Meclis-i Mebusan'ı kapatmıştır.

II. Meşrutiyet'in İlanı (1908)

II. Abdülhamit tarafından yeniden kurulan monarşik idare,XX. yüzyılın başlarında İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin çalışmaları ile değişti. Özellikle Balkanlarda yaşanan isyanların da baskısıyla, 23 Temmuz 1908'de ikinci kez Meşrutiyet ilan edildi.

II. Meşrutiyet'in ilanı ile,
  • Padişahın yetkileri kısıtlanmış, hükümet padişaha değil, meclise karşı sorumlu hale getirilmiştir.
  • Meclise padişahı tahttan indirebilme yetkisi tanınmıştır.
  • Siyasi partilerin kurulması ile çok partili hayat başlamıştır.


D. CUMHURİYET DÖNEMİ DEVLET TEŞKİLATI


Millî Mücadele Dönemi

Kurtuluş Savaşı öncesinde ve esnasında Milli Mücadele'nin Türk halkını iradesine dayandırılması için çaba harcanmıştır.

Örneğin Amasya Genelgesi'nde, "Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır." maddesi yer almıştır. Bu madde ile milli bağımsızlık mücadelesinin amacı ve yöntemi belirlenmiş, millet iradesine dayanan yeni bir yönetimin ilk işaretleri verilmiş ve tek güven kaynağının millet olduğu belirtilmiştir.

Ayrıca yine Amasya Genelgesi'nde "Her türlü etki ve denetimden uzak milli bir kurul oluşturulmalıdır." kararı yer almıştır. Bu karar uyarınca Erzurum Kongresi'nde bir Temsil Heyeti oluşturulmuştur. Türk milletinin haklarını savunup gözetecek bu kurul Sivas Kongresi'nde tüm yurtta yetkili hale getirilmiştir.

Milli Mücadele Dönemi'nde Balıkesir, Alaşehir ve Erzurum'da düzenlenen bölgesel kongreler ve Sivas'ta düzenlenen ulusal kongre hep halkın temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir.


Kuva-yı Milliye ve Düzenli Ordunun Kurulması Süreci


Mondros Ateşkes Antlaşmasının 30 Ekim 1918'de imzalanmasının ardından, ateşkes hükümleri uyarınca Osmanlı ordusunun terhisine, silah ve cephanelerin teslimine başlanmıştı. Bu karar planlanan işgallere karşı Anadolu topraklarını savunmasız bırakma amacına yönelikti.

İtilaf Devletlerinin Anadolu'yu savunmasız bırakma planları sonuçsuz kalmış, Türk halkı önce direniş cemiyetleri, daha sonra da Kuva-yı Milliye olarak adlandırılan silahlı milis güçleri ile işgallere karşı mücadele etmiştir.

Kuva-yı Milliye birliklerinin,
  • Merkezi otoritenin emirlerini dinlemeyerek kendi başlarına hareket etmesi, Suçlu gördükleri kişileri yargılama olmadan cezalandırması,
  • İhtiyaçlarını halktan zorla karşılamaya başlaması,
  • Yunan işgalini sona erdirmekte başarılı olamaması
gibi nedenlerden dolayı kaldırılmasına karar verilmiş, düzenli ordunun kurulmasına başlanmıştır. Yunan işgalinin yayılması, düzenli orduya geçiş çalışmalarını hızlandırmıştır.


TBMM'nin Açılması (23 Nisan 1920)

İstanbul'un işgali ve Mebusan Meclisi'nin dağıtılması üzerine harekete geçen Mustafa Kemal 19 Mart 1920'de bir bildiri ile milli meclisin Ankara'da açılacağını ifade etmiş, milletvekillerinin belirlenmesi için seçimler yapılması istemiştir.

Bu arada tutuklamalardan kurtulan Mebusan Meclisi üyesi milletvekillerinin de yeni meclise kabul edileceği bildirilmiştir. Bu karar milli iradeye gösterilen saygının bir ifadesidir. Yeni meclis 23 Nisan 1920'de Ankara'da açılmıştır.

Mustafa Kemal'in meclisin çalışma düzeni ile ilgili verdiği önerge 24 Nisan'da kabul edilmiştir. Bu önergeye göre;
  • Hükümet kurmak zorunludur.
  • TBMM'nin üstünde hiçbir güç yoktur.
  • Geçici bir hükümet başkanı atamak ya da padişah vekili tanımak doğru değildir.
  • Padişah ve halifenin durumu barışın sağlanması sonrasında meclisin vereceği karara göre belirlenecektir.
  • TBMM, Yasama ve Yürütme yetkilerine sahiptir.
  • Hükümet işleri meclisten seçilecek bir kurul tarafından yürütülmelidir. Meclis başkanı aynı zamanda hükümet başkanıdır.


TBMM’nin Açılmasının Önemi
  • Yeni Türk Devleti'nin resmen kurulması anlamına gelmektedir. Bu nedenle Kurucu Meclis olarak adlandırılmıştır.
  • TBMM'nin sürekli olduğu ve Türk halkının tek ve bağımsız temsilcisi olduğu ortaya konulmuştur.
  • Milli egemenlik ilkesi gerçekleştirilmiştir.
  • Güçler Birliği ilkesi benimsenmiştir. Böylece, hızlı karar alınabilmesi hedeflenmiştir.
  • "Meclis Hükümeti Sistemi" benimsenmiştir.
  • Bünyesinde azınlık milletvekili bulunmamıştır.
  • Farklı siyasi düşüncelere ve ideolojilere sahip milletvekillerini bünyesinde barındırmıştır. Bu milletvekillerinin uyum içinde çalışmalarını sağlayan ve bir arada tutan şey, "vatanın işgalden kurtarılması ve bağımsızlığın sağlanabilmesi" hedefidir.
  • Temsil Kurulu'nun görevi sona ermiştir.
İtilaf Devletleri temsilcilerine çekilen telgraflarla, TBMM'nin kurulduğu, İstanbul Hükümeti ile imzalanacak hiçbir antlaşmanın kabul edilmeyeceği bildirildi. Mustafa Kemal, TBMM başkanlığına seçildi.


Yeni Türk Devleti'nin İlk Anayasası (Teşkilat-ı Esasiye)

Yeni anayasa 20 Ocak 1921'de TBMM tarafından kabul edilmiştir.
1921 Anayasası'nın bazı maddeleri şunlardır:
  • Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir. Yönetim biçimi, halkın kendi kendini yönetmesi esasına dayanır.
  • Yasama ve Yürütme yetkisi TBMM'ye aittir.
  • Türkiye Devleti, TBMM tarafından yönetilir ve hükümet "TBMM Hükümeti" adını alır.
  • Seçimler iki yılda bir yapılır.
  • TBMM başkanı aynı zamanda hükümetin de başkanıdır.
  • Dini işlerle ilgili yetki TBMM'ye aittir.
Bu anayasada TBMM'nin bütün güçlerin üstünde olduğu ifade edilmiş, fakat cumhuriyetin ilan edildiği 29 Ekim 1923'e kadar rejimle ilgili herhangi bir hüküm yer almamıştır.

1921 yılında hazırlanan bu anayasa olağanüstü şartlarda hazırlanmış geçici bir anayasadır. Kişi hak özgürlükleri ile ilgili herhangi bir madde içermeyen bu anayasa geniş bir içeriğe sahip olamamıştır. Bu nedenle Osmanlı Devleti'ne ait Kanun-ı Esasi'nin milli egemenlik ile çelişmeyen maddelerinden de yararlanılmıştır.

1924 yılında TBMM'de kabul edilen yeni anayasa, toplam 105 maddeden oluşmaktadır. 1924 Anayasası parlamenter rejime geçişte bir adım daha ileri gitmiştir. Anayasa alanını daha geniş ve yaygın bir şekilde düzenlemiş, kamu özgürlüklerine geniş bir şekilde yer vermiştir.

1924 Anayasasında farklı tarihlerde yapılan değişikliklerle;
  • Devletin dini İslâm'dır ibaresi kaldırılmıştır.
  • Seçmen yaşı 18'den 22'ye çıkarılmıştır.
  • Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmiştir.
  • Cumhuriyet Halk Partisi programındaki altı ilke anayasa ilkeleri olarak kabul edilmiştir.


Saltanatın Kaldırılması

Kurtuluş Savaşı'nın kazanılması, saltanat kurumunu tartışılır hale getirmiştir. Mustafa Kemal, bu dönemde mecliste yaptığı bir konuşmada "millet egemenliğinin olduğu yerde kişisel egemenliğin sürmesinin akla aykırı olduğunu" söylemiştir.

Lozan'da gerçekleştirilecek barış görüşmelerine İstanbul Hükümeti'nin de davet edileceği konuşulmaya başlanınca, 1 Kasım 1922'de halifelik ve saltanat makamı birbirinden ayrılarak saltanat makamı kaldırılmıştır.

Sebepler
  • Lozan barış görüşmelerinde ve sonraki dönemde yaşanması muhtemel çok başlılığın önüne geçilmek istenmesi,
  • Saltanat kurumunun milli egemenlik ilkesine aykırı olması
Sonuçlar
  • TBMM'nin tek yetkili kurum olarak kalması sağlanmıştır.
  • Milli egemenliğin hayata geçirilmesi yönünde önemli bir adım atılmıştır.
  • Padişahlık rejimi kaldırılmış ve Osmanlı Devleti tarihe karışmıştır.
  • Laik devletin gerçekleştirilmesi yolunda önemli bir adım atılmıştır.
Osmanlı hanedanından Abdülmecit Efendi TBMM tarafından halife ilan edilmiştir. Halifelik makamı siyasi yetkilerden arındırılmıştır.

Cumhuriyet'in İlanı (29 Ekim1923)

26 Ekim 1923'de ortaya çıkan bir hükümet bunalımı sonucunda Başbakan Fethi Bey istifasını vermişti. 28 Ekim akşamı Çankaya'da yeni hükümetin kurulması ile ilgili çalışmalar sırasında Cumhuriyetin ilanı kararlaştırıldı.

Nedenleri
  • Yönetim şekli ve devlet başkanlığı sorununun çözümlenmek istenmesi,
  • Bakanların seçilmesinde yaşanan güçlüklerin ve hükümette karşılaşılan bunalımların ortadan kaldırılmak istenmesi,
  • Yönetimdeki yetki ve sorumlulukların tam olarak belirlenmek istenmesi
Cumhuriyetin ilanı ile Türk Devleti'nin yeni yönetim biçimi belirlenmiştir.

Sonuçları
  • Rejim sorunu ortadan kaldırılmış, milli egemenliğin sağlanması ile ilgili önemli bir adım atılmıştır.
  • Devlet başkanlığı sorunu çözümlenmiş, cumhurbaşkanı, başbakan ve meclis başkanı belirlenerek, yetki ve sorumlulukları tespit edilmiştir.
  • Kabine Sistemi'ne geçilmesi ile Meclis Hükümeti Sistemi terk edilmiştir.


Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)

Saltanatın kaldırılmasıyla halifelik siyasi yetkilerden arındırılmıştı. Fakat halifenin zamanla yetkilerinin dışına çıktığı ve bazı konularda TBMM ile ters düştüğü düşüncesi öne çıkmıştır. Milli egemenlik ilkesiyle çelişen halifelik kurumu, TBMM tarafından 3 Mart 1924'te kaldırılmıştır.


Aynı gün alınan kararla,
  • Erkan-ı Harbiye Vekalet kaldırılmış, ordunun siyasetin dışında kalması sağlanmaya çalışılmıştır.
  • Şer'iye (Din işleri) ve Evkaf Vekaleti kaldırılmıştır.
  • Osmanlı hanedanının bütün üyelerinin ülke dışına çıkarılması kararı alınmıştır.


ÇOK PARTİLİ HAYATA GEÇİŞ ÇALIŞMALARI

I.TBMM'de Milli Mücadelede fikir ayrılıkları yaşanmaması için siyasi partiler kurulmamış, farklı siyasi düşünceler, Tesanüt, Islahat ve İstiklal adı verilen gruplar yoluyla mecliste temsil edilmiştir.

Gelişmiş bir demokrasi için siyasi partilerin kurulması önemli bir şart olarak görülmüş, fakat bunun gerçekleştirilebilmesi için elverişli siyasi ortamın oluşması beklenmiştir.

Mustafa Kemal, "Bırakınız karşımıza çıksınlar, memleket işlerini münakaşa edelim. Bizim meclisimizde de iki parti olmalı, hükümeti denetleme sistemi kurulmalı ve medeni ülkelerin parlamentolarına benzemeliyiz." sözleriyle siyasi partilerin önemi konusundaki bakış açısını ortaya koymuştur.

Cumhuriyet Halk Fırkası (1923)

Yeni Türk Devleti'nin ilk siyasi partisi Halk Fırkası 9 Ağustos 1923'te kurulmuş, adı 1935'te Cumhuriyet Halk Partisi olarak değiştirilmiştir. İnkılapların gerçekleştirilmesinde önemli rolü olan Cumhuriyet Halk Partisi 1923-1950 yılları arasında tek parti olarak ülke yönetimini üstlenmiştir.


Askerlik ve Siyaset

İlk TBMM'de, komutanlar milletvekili olarak görev yapabiliyordu. Siyaset ve ordunun iç içe olmasının meydana getirdiği sıkıntıların aşılması amacıyla 19 Aralık 1924'te bir kanun çıkarılmıştır. Asker kökenli milletvekillerine iki meslekten birini seçmeleri zorunluluğu getirilmiş, askerlerin siyaset yapmaları yasaklanmıştır.


Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası

Bağımsızlığın kazanılmasını takip eden dönemde Mustafa Kemal ile kimi yakın silah arkadaşları bazı konularda anlaşmazlığa düştü. Kazım Paşa, Ali Fuat Paşa, Refet Paşa, Rauf Bey bazı inkılap girişimleri ile ilgili itirazlar ileri sürüyordu.

Bu kadro tarafından 1 7 Kasım 1924'te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası adıyla yeni bir parti kuruldu. Kazım Paşa (Karabekir) bu yeni partisinin genel başkanı oldu. Türkiye'nin ilk muhalefet partisi olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Şeyh Sait İsyanı'nın çıkmasında rolünün olduğu suçlamasıyla 3 Haziran 1925'te kapatıldı.


Serbest Cumhuriyet Fırkası

1930 yılında yeni bir siyasi partinin kurulması konusu gündeme gelmiştir. Yeniden böyle bir girişimde bulunulmasında şunlar etkili olmuştur:
  • Hükümetin denetlenmesi sağlanarak, demokrasi güçlendirilmek istenmiştir.
  • Farklı siyasi düşüncelerin temsil edilebilmesini sağlayabilmek amaçlanmıştır.
  • 1929 dünya ekonomik bunalımının halkta yönetime karşı oluşturduğu hoşnutsuzluk giderilmek istenmiştir.
Mustafa Kemal, Ali Fethi Bey'i yeni bir muhalefet partisi kurması için görevlendirmiş, ikinci muhalefet partisi Serbest Cumhuriyet Fırka adıyla 12 Ağustos 1930'da kurulmuştur.

Zamanla yeni rejim karşıtlarının yönlendirdiği bir kurum haline geldiği düşünülen Serbest Cumhuriyet Fırkası, kurucusu tarafından 17 Aralık 1930'da kapatılmış, 1945 yılına kadar bir daha siyasi parti kurulmamıştır.

Türklerde Devlet Teşkilatı ünitesinin özetini ders notu pdf olarak ekten indirebilirsiniz.
 

Ekli dosyalar

Üst Alt