• Kaynak menüsünden dosya indirebilmek istiyorsanız lütfen forum kullanım bilgisini okuyunuz

Türklerde Eğitim Ünitesi Konu Anlatımı Ders Notu

Tarih Öğretmeni

Sultan
Yönetici
Sultan
Katılım
11 Mar 2009
Mesajlar
7,898
Beğeniler
5,920
Puanları
113
Konum
Yeryüzü
Web sitesi
www.tarihbilinci.com
#1
A. İLK TÜRK DEVLETLERİNDE EĞİTİM

İslam Öncesi Türk Devletlerinin Eğitim Anlayışlarının Temel Özellikleri

  • İslam öncesi Türk toplumlarının eğitim anlayış ve uygulamaları, yaşama biçimlerinin etkisiyle şekillenmiştir.
  • Eğitimde toplum için önemli olan töre kuralları ciddi bir rol oynamaktadır.
  • Meslekî eğitim önemlidir.
  • İslam öncesi Türklerde örgün eğitim kurumu şeklindeki okulların bulunduğuna kesin bir delil ve bilgi yoktur.
  • Köklü bir bilim sevgisi vardır.
  • Eski Türklerde "alp insan" tipine önem verilir. Alp, dışa dönük, göçebe, akıncı, dürüst bir insan tipidir.
  • Köklü bir çocuk sevgisi vardır.


HUNLARDA EĞİTİM

Türk tarihinin bilinen ilk teşkilatlı devletini kuran Hun Devleti, Türk siyasi birliğini sağlayan ilk Türk devleti olarak bilinir. Hun toplumunda eğitim anlayışını şekillendiren unsurlar savaşçılık, yöneticilik, el zanaatları ve dini inançtır.

Hunlar oldukça geniş bir toprak parçasını egemenlik altına almıştır. Büyük bir orduya sahip olmuş, Çin gibi güçlü bir devleti hedef alan seferler düzenlemiştir. Diğer taraftan Hunların diğer bir bölümü Avrupa'ya yönelmiş, Doğu ve Batı Roma devletlerine karşı belirgin bir üstünlük sağlamıştır.

Bu gelişmeler Hunların iyi bir askerlik ve savaş eğitimine sahip olduklarını göstermektedir. Hunlar ordularını onlu sistem olarak adlandırılan anlayışa göre düzenlemiş, böylece ordunun sevk ve idaresini kolaylaştırmıştır.

Bozkır yaşamı ve töre Türk topluluklarının genelinde olduğu gibi Hunların eğitimine de damgasını vurmuştur. Törenin belirleyici olduğu bu eğitim anlayışı ile çocuklar ve gençler bağımsızlığa düşkün, güçlü, savaşçı insanlar olarak yetiştiriliyordu.

Çocuklara çok küçük yaşta ata binme öğretilirdi. Sık sık ava götürülen çocukların değişik silahları kullanmaları sağlanırdı. Bu konuda temel eğitimci baba idi.

Göçebe Hun toplumu oldukça büyük hayvan sürülerini beslemek ve bir yerden başka bir yere zarar görmeden götürmek durumundaydı. Bu durum özelde Hunlara genelde ise Türk topluluklarına üstün sevk, teşkilatlanma, idare becerisi ve grup çalışması konularında bilgi birikimi ve deneyim kazandırmıştır.

Hayvancılıkla uğraşan Hunlarda hayvansal ürünlerin meydana getirilmesi, satılması, çeşitli araç ve gereçlerin yapımı usta-çırak ilişkisi çerçevesinde öğreniliyordu.

Hunlardaki eğitimin temel amaçları şunlardı:
  • Toplumu iç ve dış düşmanlara karşı korumak,
  • Toplumun töresi ve düzenine saygılı bir nesil yetiştirmek,
  • Sürülerin ürünlerinin en iyi şekilde değerlendirilmesini sağlamak

KÖK TÜRKLERDE EĞİTİM

Kök Türkler 552'den 745'e kadar Orta Asya'da güçlü bir devlet kurmuş ve bölgede Türk siyasi birliğini sağlamıştır.
Kök Türklerdeki eğitim anlayışı, aynı yaşam şekline sahip oldukları Hunlara benzemektedir. Ancak Kök Türklerin 38 harften oluşan bir alfabeye sahip olmaları, yazılı eserler bırakmış olmaları, onları farklı bir konuma yükseltmektedir. Kök Türklerde planlı bir eğitim yapıldığına dair kesin bir delil bulunmamaktadır.
Kök Türklerde sözlü bilgiler yazının kullanılmaya başlanması ile artmış ve genişlemiştir. Avrupa uluslarının alfabe kullanmadığı bir dönemde, Kök Türkler yazı ile taş anıtlar üzerine metinler oluşturmuş ve belgeler bırakmıştır.
Kök Türk hükümdarlarının VII. yüzyılda Çin hükümdarlarına Türkçe mektuplar yazdıkları bu mektupların Çince çevirilerinden anlaşılmaktadır. Araştırmalar Kök Türklerin mezar taşları, kayalar, ağaç ve kemikler, madeni ve seramik araç gereçler, silahlar üzerine de yazı yazdıklarını ortaya koymaktadır.



Kök Türk Yazıtları
Kök Türk Yazıtları olarak bilinen eserler 732'den başlayarak Kül Tigin, Bilge Kağan ve Tonyukuk tarafından hazırlatılmış anıtlardır. Bu yazıtlarda 6000 kadar kelime kullanıldığı bilinmektedir.
Kök Türk Yazıtları, devletin kalıcı ve halkın mutlu olabilmesi için öğütler içermektedir.
Bu öğütler temelde şu konuları vurgulamaktadır.
  • Bağımsızlığın değerinin bilinmesi,
  • Geleceği düşünerek savurganlıktan kaçınılması,
  • Farklı yörelere göç edilerek güç kaybına uğranmaması,
  • Devleti yıkmak için yapılan yabancı propagandalara karşı dikkatli olunması


UYGURLARDA EĞİTİM

745-840 tarihleri arasında Orta Asya'da bağımsız ve güçlü bir devlet kuran Uy gurlar yaşam biçimi bakımından önceki Türk toplumlarından farklı niteliklere sahiptir.
Uygurlar,
  • Yerleşik yaşam tarzını öne çıkarmıştır.
  • Başka kültürlerin etkilerine açık olmuştur.
  • Geleneksel Türk inancını terk ederek Mani dinini benimsemiştir.
Hayvansal gıdaların tüketilmesine ve savaşa karşı olan Mani inancı Uygurların savaşçı özelliklerinin zayıflamasına yol açmıştır. Uygurlar Dönemi'nde bilgi birikiminin artarak genişlediği ve katiplik, devlet memurluğu ve danışmanlık gibi görevlere önem verilmeye başlandığı görülür.



Uygurlarda Alfabe
18 harften oluşan özgün bir alfabe kullanan Uygurlar, edebiyat, sanat, din ve hukuk alanlarında eserler kaleme almıştır. Uygur alfabesi VIII. yüzyıldan XV. yüzyılda değin değişik Türk toplulukları tarafından kullanılmıştır.
Okur-yazar oranının artması ile toplumun bilgi düzeyi zaman içinde yükselmiştir. Yerleşik hayat tarzının yaygınlaşması Uygurlarda planlı ve örgün bir eğitimin var olduğu düşüncesini güçlendirmektedir.
Uygurlar için ticaret önemli idi. Bu durum bazı kayıtların tutulmasını gerekli kılmış, bilgi ve bakış açıları genişlemiştir.
Tarih boyunca benimsenen dini inançlar, yazılar, yaşanılan geniş kültürel çevre, Türklerin eğitimine dışarıdan bazı unsurların girmesine ortam hazırlamıştır. Bu etkiler Uygurlarda daha belirgindir.
Uygurlar zaman zaman Çinlileri devlet memuru olarak görevlendirmiş, Çinceden çeviriler yapmış ve Çin'e elçiler ve eğitim için şehzadeler göndermiştir. Ayrıca savaşlar, ticari ilişkiler ve gezginler de Çin kültürünün Uygur toplumunda yaygınlaşmasında rol oynamıştır.



Türklerde Eğitim Araç ve Gereçleri
Türkler İslam öncesinde yazı yazmaya ve kitaba Bitik, katiplere de Bitikçi derlerdi. Daha öncede ifade edildiği gibi değişik malzemeler üzerine yazılar yazılmıştır.
Kök Türkler yazılarını sert yüzeyler üzerine sivri malzemelerle kazımakta idi. Uygurlar ise kağıda yazmış, daha çok fırça ve kalem kullanmıştır.

Destanlar
Türklerde sözlü edebiyat ürünleri önem taşırdı. Bu edebiyat ürünleri, Türklerin yaşam biçimlerini, dünyaya bakışlarını ortaya koyan sav, ölen kişiler için söylenen sagu, sürek avlarında, savaşlarda söylenen koşuk idi. Sözlü diğer önemli eserler destanlardı. En eski Türk destanları şunlardır:

Alper Tunga - İskitler,
Oğuz Kağan - Hunlar,
Türeyiş, Ergenekon - Kök Türkler,
Göç - Uygurlar,
Manas – Kırgız

Destanlarda genel olarak bağımsızlık, vatanın kutsallığı, birlik ve beraberlik ve kahramanlık gibi konular işlenmiştir.
Araştırmalar, Türklerin coğrafya, astronomi, maden işlemeciliği, dokumacılık konusunda bilgi birikimine sahip olduklarını ortaya koymaktadır.
Türk toplulukları gök cisimlerinin hareketlerini takip etmiş, buna dayalı olarak On İki Hayvanlı Takvim'i hazırlamıştır. İslamiyetin kabul edildiği döneme kadar kullanılan bu takvimde, bir yılın süresi gerçeğe oldukça yakın şekilde hesaplanabilmiştir.

B. TURK-ISLAM DEVLETLERİNDE EĞİTİM ANLAYIŞI

Türklerin İslamiyeti kabul etmeleri Türk eğitim anlayışına yeni özellikler kazandırmış ve birtakım önemli sonuçlara ortam hazırlamıştır.

Medrese olarak adlandırılan ve okul olarak nitelendirilebilecek planlı, düzenli bir eğitim kurumlan ilk kez Türk toplumlarında ortaya çıkmış ve yayılmıştır. Medrese sistemi, çok eski zamanlardan beri var olan cami okullarının bir devamı olarak nitelendirilmektedir. Medreselerin kaynağının Horasan ve Maveraünnehir bölgesi olduğu tahmin edilmektedir.

Karahanlılar, Gazneliler ve Samanoğlulları zamanında bu devletler tarafından desteklenen medreseler, bu devletlerin hükümran oldukları topraklarda sağlam bir yer tutmaya başladı.

Bu medreselerde yetişen Türk düşünür ve bilginleri sadece İslam toplumlarını değil, Avrupa toplumlarını da etkileyen görüşler ortaya koymuşlardır. Türk toplumlarının dünyaya bakışı İslam'ın kabulü ile yeni özellikler kazanmıştır.

Türkler İslam ile birlikte Arap alfabesini kullanmaya başlamıştır.

İslamiyetin bilime ve eğitime verdiği önem, Türklerin bilime ve eğitime verdikleri önemin gelişmesini sağlamıştır.

İslam'ın kabulü Türkçeye Arapça ve Farsça kelimelerin girmesine yol açmıştır.



KARAHANLILARDA VE GAZNELİLERDE EĞİTİM

840 ile 1212 yılları arasında güçlü bir devlete sahip olan Karahanlılar medreseleri destekleyen vakıfları resmen tanımış ve kendileri de devlet eliyle medreseler kurmaya da başlamıştır.

Karahanlıların Medrese Kurmaları

Nedenleri
  • Bilime ve bilimsel çalışmalara ilgi duyulması ve destek sağlanmak istenmesi,
  • Türk topluluklarına İslam inancının daha iyi öğretilmek istenmesi,
  • İslam inancına ters düşen eski alışkanlıkların zayıflatılmaya çalışılması,
  • Şii toplumların çabalarına karşı Sünni inanışının korunmak istenmesi
Karahanlı hükümdarlarından Tabgaç Buğra Kara Han'ın 1065'te vakıf yoluyla kurdurduğu Semerkant Medresesi önemlidir. Bu kurum, öğrencilerin okuyup İslam bilimlerini öğrendikleri bir yer olmak üzere düzenlenmişti.

Karahanlılar Dönemi'nde Semerkant dışında Buhara, Taşkent, Balasagun, Yarkent, Kaşgar gibi Türk kentlerinde medrese tarzında kurumlar yaygınlaştırıldı. Buralarda öğrencilerin barınma, yemek masrafları karşılanıyor ve burs veriliyordu.

Gaznelilerde de medreseler faaliyet göstermiş, devlet ve vakıflar tarafından desteklenmiştir. Gazneli Mahmut, Gazne, Nişabur, Belh gibi yerlerde medreseler kurmuştur. Gazneliler ve Karahanlılar döneminde medreseler görülse de medrese teşkilatının kuruluş ve gelişmesinde en büyük rol hiç kuşkusuz Selçuklulara aittir.



MEDRESELER

Selçuklu medreselerinde öğrencilerin büyük kısmı yatılı idi ve medreseyi kuran vakıftan burs alabilmekteydi.

Medreselerin kuruluş amaçları şunlardır:
  • Bilimsel çalışmaların gelişmesini sağlamak,
  • Devletin ihtiyaç duyduğu devlet memurlarını yetiştirmek,
  • İlmiye mensuplarına maaş bağlayarak devlete bağlı kalmalarını sağlamak,
  • Şiiliğe ve Batıni düşüncesine karşı Sünni inancını savunmak.
İlk Selçuklu medreselerini 1040 yıllarında Nişabur'da Tuğrul Bey kurmuştur. Ancak Selçuklular ve eğitim denince akla ilk gelen kurum Nizamiye Medreseleridir.



Nizamiye Medreseleri
Alpaslan'ın veziri Nizamülmülk 1067'de Bağdat'ta Nizamiye Medresesi olarak adlandırılan bir medrese açtırmıştır. Kısa sürede yayılan bu medreseler Bağdat, Musul, Basra, Nişabur, Belh, Herat, Isfahan gibi şehirlerde de faaliyet göstermeye başlamıştır.

Bu medreselerin hemen hepsi o zamanın meşhur bilginleri için yapılmıştır. Ayrıca hemen her medreseye zengin vakıflar bağlanmıştır.

Nizamiye medreselerinde din ve hukuk, Arapça ve edebiyat, felsefe, astronomi, matematik, geometri, tıp gibi dersler okutulmuştur. Ancak, asıl eğitim alanları din, hukuk ve Arapça öğretimi idi.

Nizamiye Medreseleri, İslâm dünyasının her tarafından, hatta İspanya Endülüs'ten gelen pek çok öğrenciyi yetiştirmiştir.

Nizamiye medreseleri başta Osmanlı olmak üzere başka İslâm ülkelerinin medreselerine örnek oluşturmuş, modellik yapmıştır. Bazı Avrupa üniversitelerinin kuruluşu sırasında Selçuklu medrese sisteminden yararlanıldığı bilinmektedir.

Selçuklular döneminde Nizamiye Medreseleri adıyla kurulan genel medreselerin yanında uzmanlık eğitimi yapan medreseler de kuruldu. Bunlar,
  • Darülhadis medreseleri (Hadislerin öğretimi)
  • Darülkurra medreseleri (Kuran-ı Kerim ile ilgili bilgilerin öğretimi)
  • Darüttıb medreseleri (Tıp eğitimi ve hasta tedavisi)
Ayrıca Selçuklu geleneğinde tıp öğretimi Dârüşşifa veya Bimaristan adı verilen kurumlarda, astronomi öğretimi de Rasathanelerde yapılıyordu.


Anadolu'da Medreseler

Anadolu Selçuklularının XII. yüzyıldan itibaren Anadolu'da oluşturdukları huzur ortamı, fikir, bilim, sanat hayatında canlanma yaşanmasını sağladı. Selçuklu sultanları bilim adamlarına saygı göstermiş ve onlara destek olmuşlardır. Anadolu'da ilk medrese Danişmentliler tarafından XI. yüzyılda Niksar'da açıldı.

Anadolu Selçukluları birçok şehirde ilim hayatına katkıda bulundu. Konya, Kayseri, Erzurum, Sivas ve diğer birçok şehirde medreseler kuruldu. Bunlar yüksek bir mimari ve sanat anlayışının ürünüdür. Türkiye Selçukluları ve beyliklerden kalan pek çok medrese günümüze kadar ulaşmıştır.

Bu medreselerde eğitim gören gençlerin masrafları devlet ya da vakıflar tarafından karşılanır, barınma ve yemek ihtiyaçları giderilirdi. Anadolu'nun bilim ve sanat açısından en parlak dönemi I. Alâeddin Keykubad devridir.

Bu dönemde Anadolu'da inşa edilen bazı medreseler şunlardır:
  • Konya: Karatay, Sahip Ata, Rumtaş, Altunapa;
  • Sivas: Gök Medrese, Buruciye, Çifte Minare;
  • Erzurum: Çifte Minareli Medrese,
  • Sivas: Burûciye,
  • Tokat: Gök Medrese,
  • Antalya: Armağanşah;
  • Kayseri: Hunad Hatun, Hatuniye;
  • Yozgat: Behramşah;
  • Kırşehir: Caca Bey.
Anadolu'da kurulan diğer devlet ve beylikler döneminde de ilim ve kültür faaliyetleri desteklendi.


ATABEYLİK

Türklerde eskiden beri hükümdar çocuklarına yönetim tecrübesi kazandırmak için bazı tecrübeli kişiler görevlendiriliyordu. Bu uygulama Selçuklularda da görülür. Bu amaçla görevlendirilen kişilere atabey, bu uygulamaya da atabeylik denmiştir.

Atabeyler siyasi, idari, askeri, ve mali alanlarda hükümdar çocuklarına rehberlik etmiş, onları yetiştirmeye çalışmışlardır.



AHİLİK

Ahilik, Selçuklular Dönemi'nde ortaya çıkmış, çok önemli ve yaygın bir eğitim kurumudur. XII. yüzyılda Anadolu'da yaşayan Ahi Evran ahiliğin kurucusu kabul edilir. Ahilik, küçük esnaf, usta, kalfa ve çırakları içine alan, mesleki dürüstlüğü ve özeni aşılayan bir yapılanmadır. Ahilikte eğitim iş dışında ve iş başında yapılırdı. Her meslek grubu loncalar oluşturarak meslekî dayanışma içinde olmuştur.

Ahi örgütlerine kabul edilenlere şunlar öğretilirdi. Dini esaslar, okuma-yazma, temizlik, ahilik esasları. Cimrilik, zulüm, hırs, yalancılık, kibir, iftira, hak yemek gibi ahilikte uzak durulması gereken tutum ve davranışlardı.

Ayrıca esnafın ve ustaların dürüst çalışması, mesleğini iyi yapması, müşteriye saygı göstermesi, onu aldatmaması ve çıraklarını iyi yetiştirmesi esastı. Kurallara uymayan esnafa dükkan kapatma dahil bazı cezalar uygulanırdı.



DİĞER TÜRK İSLAM DEVLETLERİNDE MEDRESELER

Nizamiye Medreselerinin ardından Selçuklu ülkesinin çeşitli şehirlerinde yaygın bir medrese kurma faaliyeti başladı. Diğer Türk İslam devletleri de egemen oldukları yörelerde Selçuklu medrese geleneğini devam ettirdi.

Kirman Selçukluları tarafından Kirman'da İsmetiye ve Kuba-i Sebs medreseler açıldı. Azerbaycan'da birçok medrese kuruldu. Bağdat'ta birçok medrese faaliyete geçirildi. 1184 yılında sadece Bağdat'ta 30'a yakın medrese olduğu bilinmektedir.

Bağdat'ta 1234 yılında Abbasi Halifesi Mustansır tarafından yaptırılan Mustansıriye Medresesi, Nizamiye medreselerine rakip olarak açılmış, İslâmî bilimlerin yanı sıra tıp, matematik ve astronomi eğitimi de vermiştir.

Eyyubiler Dönemi'nde Filistin'de birçok medrese yaptırılmış, Mısır'da da camiler yanında yoğun şekilde medrese yapımına başlanmıştır. Selahattin Eyyubi, Mısır'a 5 medrese kurmuştur. Memlüklü-ler zamanına kadar kurulan medrese sayısı 26 idi. Memlüklüler zamanında ise sadece Kahire medreselerinin sayısı 115'i aşıyordu.

Harzemşahların devlet merkezi de bir bilim ve sanat merkezi durumunda idi. Şehirde vakıflar tarafından kurulan çok sayıda medrese ve kütüphane bulunuyordu.



Diğer Eğitim Kurumlan


Camiler

İslam toplumlarında cami ve mescitlerde toplantı, mahkeme ve ziyafet gibi çeşitli işlerin de yapıldığı bilinmektedir. Bunların arasında ibadetten sonra en çok yapılan iş, eğitim ve öğretimdi. Cami ve mescitlerde ibadetle öğretim iç içe olmuştur.


Tasavvufi Eğitim (Ribat, Tekke ve Zaviye)


Tekke ve zaviye olarak adlandırılan ve tasavvufi dini eğitim verilen kurumlar Türk-İslam devletlerinde zamanla yaygınlaşmıştır. Buralarda sohbete dayanan bir eğitim anlayışı vardı. Kendi tasavvufî görüşlerini sınır bölgelerinde yaymak isteyen kişilerin kaldıkları yerler de vardı. Bunlara da Ribat denirdi.



Türk-İslam Dünyasında Bilim Adamları

Türk-İslâm devletlerinde yetişmiş önemli bilim ve düşünce adamları şunlardır:

Farabî (870-950): Türkistan'ın Farab şehrinde doğdu. Felsefe, matematik, fizik, astronomi, psikoloji, mantık ve siyaset bilimi konusunda 160'a yakın eser verdi. Bilim dallarını Aristo'nun sistematiğine yakın biçimde sınıflandırdı. Bu arada müziği de bir bilim dalı olarak ele aldı.

Avrupa'da Alfarabius olarak tanınan Farabî'nin eserleri pek çok Batı diline çevrilmiş, yüzyıllarca Avrupa'da temel kitap olarak okutulmuştur. Farabî, Aristo'nun eserlerini en iyi anlayan ve açıklayan filozof olarak tanınır.

İslam felsefesinin kurucularından sayılır. Kendisine ikinci bin yılın öğretmeni unvanı verilmiştir. Siyaset sosyolojisi ile ilgili olarak Medinetü'l Fazıla adlı eseri yazmıştır.



Birûnî (973-1051): Gazneli Hükümdarı Sultan Mahmut'un himayesi altında çalışmalarda bulunmuştur.

Hindistan'ın Sultan Mahmut tarafından fethedilen bölgelerinde defalarca inceleme gezisine çıktı. Sanskritçe öğrendi. Hint eserlerini inceledi.

1000 yılında dünya tarihi ile ilgili önemli bir eser kaleme aldı. Bu kitap onun gençlik eseri olarak nitelendirilir. Asıl büyük eseri ise 1017 yılında yazdığı Hindistan ile ilgili kitabıdır (Kitabı Tarih). Bu kitap, döneminden yüzyıllar sonra bile yabancı bir kültür hakkında hazırlanmış nadide eserlerden biri olarak kabul edildi.

Birûnî, çeşitli ilim dallarında 100'den fazla eser verdi. Tarih dışında matematik ve fizik alanında da önemli çalışmalar yaptı.



İbni Sinâ (980-1037): Devrinin en büyük filozof, hekim ve bilginidir. Avrupa'da Avicenna adıyla tanındı. Çeşitli bilim dallarında çok sayıda eser verdi. Felsefenin yanı sıra, tıp ve matematik alanlarında daha sağlığında üne kavuştu.

Özellikle tıp sahasındaki çalışmaları ona büyük şöhret kazandırdı. Birçok eseri Batı dillerine çevrildi. El Kanun Fi't Tıb (Tıbbın Kanunları) adlı eseri bu çalışmalarından sadece bir tanesidir. Bu kitap, İbni Sinâ'nın tıp biliminin babası sayılan Hipok-rat ve Yunanlı Galen gibi büyük hekimler arasında anılmasına yol açmıştır.

Kitapları Avrupa'da tıp fakültelerinde XVII. yüzyıla değin ders kitabı olarak okutuldu. Şifa adlı eserinde bilimlerin sınıflamasını yaptı.


Gazalî (1058-1112): Felsefe alanında önemli eserler veren büyük düşünür Gazalî XI. yüzyılda yetişti. Nişabur'da, daha sonra ise Bağdat'taki Nizamiye Medresesi'nde Nizamülmülk'ün himayesi altında çalıştı. 1095 yılında felsefe çalışmalarını bırakarak tasavvufa yöneldi. 1106 yılında İhya'ül Ulum adlı eserini yazdı.

Ömer Hayyam: Tanınmış Müslüman matematikçilerden birisidir. Yazdığı cebir kitabında on üç çeşide ayırdığı üçüncü derecede denklemin çözülüş biçiminin yalnız cebir yoluyla değil, aynı zamanda geometri yoluyla da yapılabileceğini kanıtladı.

Kendisinin bir matematikçi olarak giderek yayılan şöhreti, Sultan Melikşah'ın onu bir takvim hazırlanması için görevlendirmesini sağladı. Fakat kendisinin Avrupa'da tanınmasını sağlayan eserler, kaleme aldığı rubailer olmuştur.

Sultan Melikşah döneminde, İsfahan ve Bağdat'ta birer rasathane kuruldu. Ömer Hayyam ve Vasıfî gibi astronomi bilginleri bu rasathanede çalışmalar yaptılar.

Bu dönemin diğer bilginleri matematik alanında Harezmî, geometride Abdürrezzak Türkî, trigonometri alanında Abdullah Barânî, tefsir alanında Zemahşerî, felsefe alanında Şehristân i'dir.



C. OSMANLI DEVLETİ'NDE EĞİTİM

Osmanlılarda sosyal kurumlarda ve eğitim kurumlarında insani değerlerin öğretilmesi amaçlanmıştır. Osmanlı Devleti'nde Sıbyan Mektepleri, Medrese, Enderun gibi resmi okulların yanında Anadolu'yu dolaşan dervişler, halk ozanları, ahilik teşkilâtı ve tekkeler de eğitimin yayılmasına ve örgütlenmesine yardımcı olmuştur.

OSMANLI KLASİK DÖNEM EĞİTİM KURUMLARI

SIBYAN MEKTEPLERİ

Osmanlı Devleti'nde ilk eğitim ve öğretimin yapıldığı yer Sıbyan Mektebi (mahalle mektebi) idi. Çocukların eğitimi için faaliyet gösteren bu mektepler her köyde, her mahallede ve her semtte açılmış idi. Müslüman olan her ailenin 5-7 yaşlarındaki kız-erkek tüm çocukları bu mekteplere girebilirdi. Bu okulların genel amacı çocuğa okuma yazma, basit hesap ve temel dini kuralları öğretmek idi.

Önceleri bu öğretim için özel olarak yetiştirilmiş öğretmenler olmadığı gibi, okul denebilecek binalar da yoktu. Bu mektepleri vakıflar, zengin kişiler ve çoğu zaman da halk yaptırıyordu. Öğretmenleri genellikle cami imamları olurdu.

MEDRESE

Osmanlı Devleti'nde eğitim kurumları arasında en önemlisi varlığını XX. yüzyıla kadar sürdüren medreselerdir. Osmanlı medrese sistemi, cami, hastane, imaret, kervansaray, han ve hamam gibi vakıf temeli üzerine kurulmuştu.

Osmanlı fetih politikasına göre fethedilen yerlerde ilk önce cami ve medrese açılması bir gelenekti. Bu uygulama din, ilim ve eğitim hizmetleri yanında devlet idaresinde ihtiyaç duyulan idari ve adli personelin yetiştirilmesine yönelikti. Böylece, Osmanlılar devlet işlerinde bilgili yetişkin insan gücüne sahip olmuşlardır.



Medreselerin Oluşum ve Gelişim Süreci

Osmanlı Devleti'nin kuruluş dönemi padişahları ve devlet adamları eğitim ve öğretim faaliyetlerine önem vermiş, Selçukluları örnek alarak medreseler açmıştır.

Osman Bey Dönemi'nde Osmanlı toprakları üzerinde eğitim kurumlarının sayısı oldukça azdı ve temelde ilk basamak okullardan oluşmaktaydı.

İlk Osmanlı medresesi Orhan Gazi tarafından 1330'da İznik'te açıldı. Ardından Bursa medresesi kuruldu. Osmanlılara ait ilk önemli ortaöğretim kurumları bunlardır.

Yıldırım Bayezid Dönemi'nde bu kurumlar tıp dahil yüksek ilimler okutulan birer üniversite haline getirilmiştir. II. Murat Dönemi'nde başkent Edirne'de Üç Şerefeli ve Darülhadis medreseleri kuruldu.

İlk dönem medreselerinin en önemlileri İznik, Bursa ve Edirne medreseleri idi. Osmanlı Devleti'nde ortaöğretim veren medreseler XIV. yüzyılda Anadolu ve Rumeli'nin hemen her şehrinde açıldı. Ancak XVI. yüzyılın başlarına kadar Osmanlı medrese öğrencileri eğitim için Mısır, Suriye, İran, Irak ve Türkistan'a gitmek durumunda kaldıkları görülür.

Medreselerde diploma usulü uygulanırdı. Müderris, öğrencinin tam yetiştiğine kanaat getirince diplomasını verirdi. Temel eğitimini tamamladıktan sonra ihtisas yapmak isteyen talebeler, o bilim dalında tanınmış hocalardan ders görürdü.

Medrese hocası olan müderrisler, en üst düzeyde bir medreseyi bitirip, diploma alan kişiler arasından sıra bekleme yoluyla ve sınavla atanırlardı. Bu atama sistemine mülazemet sistemi denirdi.

Medreseler genellikle vakıflar tarafından kurulur ve yönetilirdi. Medrese öğrencilerinin barınma, beslenme ve diğer ihtiyaçları vakıflar tarafından karşılanmaktaydı. Müderrisin dersi genelde halka açıktı.

Fatih Medresesi İstanbul'un fethinin hemen ardından kurulmuştur. Sahn-ı Seman Medreseleri, Fatih'in yaptırdığı külliye içindeki en yüksek medreselerdi. Fatih Dönemi'nde medrese müderrisleri dünyaca tanınmış eserlerin yazarı bilginlerdi. Bir kısmı daha sonra şeyhülislamlık ve kazaskerlik makamlarına gelmiştir.

Osmanlı Devleti'nin en ileri durumdaki kurumlarından biri 1550-1557 yılları arasında kurulan 'Süleymaniye Medresesi'dir. Ordunun, doktor ve mühendis ihtiyacı için Kanuni Sultan Süleyman tarafından Süleymaniye Camii yanında kurulmuştur.

Süleymaniye Medresesi'nin açılması ile Osmanlı Devleti İslâm dünyasının en üstün eğitim veren kurumlarına sahip oldu. Fatih Medresesi'nde tefsir, fıkıh, kelâm, hadis gibi İslâm bilimleri, Süleymaniye Medresesi'nde daha çok matematik, tıp ve doğa bilimleri okutulurdu.

Medreselerde Bozulma

II. Selim, III. Murat ve III. Mehmet dönemlerinde medrese eğitiminde sorunlar başladı, hem medrese öğretimi hem de ilmiye sınıfı bir kargaşanın içine düştü.

XVII. ve XVIII. yüzyıllarda bozulma süreci hız kazandı. Osmanlı eğitim ve öğretim kurumları dünyadaki gelişmeleri takip etmeyen ve bilgi üretemeyen bir duruma düştü. Devletin askeri, siyasi, ekonomik alanlarda görülen güç kaybı eğitim ve öğretim kurumlarında da kendisini gösterdi.

Softa denilen medrese öğrencileri XVII. yüzyılda isyanlarda rol almaya ve Celali hareketlerine katılmaya, medreseler ihtiyacın üzerinde mezun vermeye başladı.

XX.yüzyıla gelindiğinde medreselerde felsefe, matematik, tabii bilimler gibi dersler kaldırılmış ve sadece dini ilimler öğretilir olmuştu.

Kanuni döneminde, padişahın bazı kişileri alt kademelerde müderrislik yapmadan üst kademelere atanması ilmiye mensupları arasındaki bozulmanın başlangıcı olarak bilinir.

Bazı kişiler hak etmedikleri halde kısa zamanda üst rütbelere yükseltilmiştir. İltimas ve rüşvetle kadılık ve müderrislik görevlerine atanarak medreselerde ders verilmeye başlanmıştır. Ağa ve paşa oğulları medreseye devam etmeden mezun sayılmıştır. Medreselerin öğretim süreleri ve programları zamanla daraltılmıştır. Başıboş gruplar medrese, imaret ve tekkelerde toplanmaya başlamıştır. Medrese öğrencileri isyanlara katılmıştır. Fatih zamanında okutulması istenen bazı kitaplar daha sonra değiştirilmiş, felsefe ve pozitif bilimlerin ağırlığı azaltılmıştır.



ENDERUN

Osmanlılarda idari ve askeri kadronun yetiştirilmesi için kurulan saray eğitim kurumudur. Devletin XV. yüzyıl ortalarından itibaren medrese dışında en önemli resmi eğitim kurumu özelliğini taşır.

Enderun'un II. Murat Dönemi'nde Edirne Sarayı'nda kurulduğu ancak gerçek teşkilâtına Fatih Dönemi'nde kavuştuğu kabul edilir. Yönetici ve devlet adamı yetiştirmek için kurulan Enderun'a sadece Hıristiyan ailelerin çocukları alınırdı.

Hıristiyan ailelerden toplanan çocuklara önce Türkçe ve İslam esasları öğretilir, bedeni ve ruhi yetenekleri geliştirilmeye çalışılırdı. Çocuklar içinde üstün yetenekli olanlar Enderun'a alınırdı.

Enderun çeşitli kabiliyetlerin, sanatların, idari ve siyasi bilgilerin uygulamalı olarak öğretildiği yeteneklerin yeri durumundaydı. Din, edebiyat, tarih, matematik, müzik alanlarında derslerin verildiği bu okulda öğretim Türkçe yapılmaktaydı.

Kişinin yeteneklerine değer verip onları en iyi biçimde geliştiren Enderun, Türklerin düzenli, kendine özgü bir eğitim sistemini kurup başarılı sonuçlar aldıklarını göstermekte ve dünya eğitim tarihinde de önemli bir yer tutmaktadır.

XVII. yüzyılda birtakım himaye ve kayırmalar ile Enderun'a şartlara uymayan kimselerin alınmaya başlanması, eğitim sisteminin gelişen yeni ihtiyaçlara ayak uyduramaması Enderun'daki eğitim kalitesini olumsuz etkilemiştir.

Zamanla gerileyen Enderun XIX. yüzyıl başlarına kadar etkisini devam ettirmiş, daha sonra Batı tarzında açılan okullardan yetişenler idarede söz sahibi olmuşlardır.

Harem

Harem sarayda padişahın ailesinin yaşadığı bölümdür. Burada padişahın ailesi dışında çok sayıda görevli cariyede bulunmakta idi. Bu cariyelerin Türk İslam geleneklerini öğrenmelerine büyük önem verilir. Ayrıca müzik, nakış, tezhip gibi alanlarda eğitim almaları sağlanırdı.



ASKERİ EĞİTİM

Orhan Bey'in kurduğu yaya ve müsellem birlikleri yetersiz kalınca I. Murat Dönemi'nde kapıkulu ordusu oluşturuldu. Bu birlikler devletin maaşlı ordusuydu.

Devşirme Sistemi ile toplanan Hıristiyan çocuklar önce Acemi Ocağı'nda eğitime tabi tutulur, daha sonra Enderun'a veya kapıkulu ocaklarına yönlendirilirdi.

Kapıkulu ocaklarında görev yapan askerler, pratik ve teorik askeri eğitimden geçerdi. Savaş dışı zamanlarda padişahların düzenledikleri av seferleri askerin tatbikat yapması ve savaş hazırlığı bakımından önemli idi.


AHİLİK VE LONCA

Ahilik, esnafı bir araya getiren, onlara mesleki eğitim ve iş ahlakı kazandıran bir kurum olarak faaliyet göstermiştir. Osmanlı Devleti'nde loncalara girebilmek için bir ustanın kefil olması gerekiyordu. Ustanın önermediği ve ustası belli olmayanlar loncalara alınmazdı. Gençlerin sanat eğitimleri ustanın atölyesinde yapılırdı.

Çırak, usta ve kalfaların yanında çıraklık ve kalfalık kademelerini başarı ile bitirince ustalığa yükselir ve dükkan açma hakkı kazanırdı. Her esnaf grubunun bir yardımlaşma sandığı olur, zor zamanlarda bu sandıktan esnafa kredi verilirdi.

Osmanlı toplumunun sosyal, ekonomik ve kültürel hayatında önemli bir rol oynayan Ahi loncaları, XIX. yüzyılda yabancı sermayenin Türk sanayisine egemen olması ile önemini ve etkinliğini kaybetti.


SORUNLARLA BİRLİKTE GELEN DEĞİŞİM VE YENİ KURUMLAR

Osmanlılarda eğitim ve öğretim alanındaki ilk yenilik girişimleri, Avrupa'daki örnekleri dikkate alınarak yeni askeri okulların açılması şeklinde görülür. Yeniliklerin askeri alanda başlamasında savaşlardaki yenilgiler etkili olmuştur.

I. Mahmut Dönemi'nde 1734'te matematik ve fen bilgilerinin verildiği Humbarahane ve Hendesehane kuruldu. Avrupa tarzında askeri eğitimin verildiği bu kurumda Avrupalı ve Osmanlı hocaları beraber çalıştı.

III. Mustafa Dönemi'nde Sürat Topçuları Ocağı kuruldu. Tophane ıslah edilerek yeni toplar döktürüldü.

Tersane personeline ihtiyaç duyulan teorik eğitimi vermek üzere 1775'de Hendese Odası kuruldu. Denizciliğe, donanmaya, coğrafya ve haritacılığa dair dersler verilerek Osmanlı donanmasına kaptanlar yetiştirilmeye çalışıldı.

1776 yılında Mühendishane-i Bahr-i Hümayun, 1795'de de Mühendishane-i Berr-i Hümayun kuruldu. Deniz ve kara subayı ihtiyacı karşılanmaya çalışıldı.

III. Selim Dönemi'nde Nizam-ı Cedit yenilikleri çerçevesinde yeni bir ordu kuruldu ve denizcilik işleri ile ilgili olarak Avrupa'dan uzman subaylar getirildi.

II. Mahmut Dönemi'nde Yeniçeri Ocağı yerine modern bir ordu kuruldu. 1834'te yeni bir askeri yüksekokul olarak Mekteb-i Harbiye açıldı. Ordunun doktor ihtiyacını karşılamak için Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye kuruldu.



Avrupa'ya Öğrenci Gönderme

Osmanlı Devleti'nde Avrupa'ya ilk öğrenciler II. Mahmut Dönemi'nde gönderildi. İlk olarak 4 öğrenci 1830 yılında devlet tarafından Fransa'ya gönderildi.

1839'da askeri mektep ve mühendishanelerden otuz altı kişi, Londra, Paris ve Viyana gibi şehirlere Avrupa teknolojisini öğrenmek ve döndükten sonra Osmanlı askeri fabrikaları ve imalathanelerinde görevlendirilmek üzere gönderildi.



TANZİMAT DÖNEMİ EĞİTİM ANLAYIŞI (1839-1876)

Tanzimat Dönemi'nde eğitimle ilgili girişimler II. Mahmut Dönemi düzenlemelerinin bir devamı niteliğindedir. Bu dönemde eğitimin geliştirilmesi konusu, devleti çöküşten kurtaracak bir yol olarak görülmüştür.

Okul ve sınıf ortamının düzenlenmesine, yeni ders araç gereçlerinin kullanılmasına, genel ve özel yeni öğretim yöntemlerinin denenmesine gidilmiştir. Eğitim alanında İstanbul'da ve taşrada, bazıları günümüzde de var olan okullar kurulmuştur.

Tanzimat Dönemi'nde,
  • Birçok yeni okul kurulmuştur.
  • Medrese zihniyeti yeni okullarda da öğretmen, öğrenci, ders programları ve ders yöntemleri açısından etkisini sürdürmüştür.
  • Azınlık ve yabancı okullarında büyük gelişmeler gözlenmiştir.
  • Öğrenci ve öğretmen kılık-kıyafetleri belirlenip düzenlenmeye başlamıştır.
  • Açılan okullar yetersiz binalarda öğretim yapmıştır.
  • Programlara hayata dönük yeni dersler konulmuştur.
  • Kızlar için ilköğretim sonrası örgün eğitim kurumları açılmıştır.
  • Mesleki ve teknik eğitimin temelleri atılmaya başlanmıştır.
  • İlk kez öğretmen yetiştiren meslek okulları açılmıştır.
  • Halk eğitiminin önemi daha iyi anlaşılmaya başlanmıştır.


SİVİL EĞİTİM KURUMLARI

1824 yılında bir fermanla İstanbul içinde çocuklara ilköğretim zorunluluğu getirilmiştir. Okula devam mecburiyeti, sınıf sistemi ve hocaların teftişi kararlaştırılmıştır.

Sıbyan okullarının eğitim süresi 1847 yılında 4 yıl olarak belirlenmiş ve rüşdiyelere temel teşkil etmesi amaçlanmıştır. II. Abdülhamit Dönemi'nde bu okullara önem verilmiş, ülke genelinde öğretim zorunluluğu getirilerek sayıları artırılmıştır.



Rüşdiyeler

II. Mahmut Dönemi'nde yeni okulların açılmasına karar verilmiştir. Bu okulların en önemlisi Rüşdiye mektepleridir. Rüşdiye mektepleri sıbyan mekteplerinden sonra, öğrencileri askeri okullara hazırlayan bir ara okul olarak kurulmuştur.

1845'de 4 yıllık rüşdiyelerden mezun olanlar idadiye kabul edilmeye başlandı. 1881'de rüşdiyelerde öğrenim süresi iki yıla indirilerek idadiler ile birleştirildi.



İdadiler

Tanzimat sonrası yüksek eğitim veren askeri ve sivil mekteplere talebe yetiştirmek üzere 1869 Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile idadi adı verilen ve rüşdiyelerden sonra gelen bir orta eğitim kurumu oluşturuldu.

Öğrenim süresi 3 yıl olan idadilerin programında Türkçe, Fransızca, Osmanlı kanunları, mantık, iktisat, coğrafya, tarih, cebir, hesap, kimya ve resim dersleri bulunmaktaydı. İdadiler günümüzün liseleri statüsünde eğitim vermekteydi.

Maarif-i Umumiye Nizamnamesi

Osmanlı Devleti'nde 1869'da Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile medrese dışındaki örgün eğitim ilk kez geniş biçimde düzenlenmeye çalışılmıştır.

Bu belgede,
  • Eğitimin merkez ve taşra yönetim kademeleri gösterilmiştir.
  • Eğitim sistemi ilk kez ilk, orta, yüksek şeklinde derecelendirilmiştir.
  • Tüm okulların ders programları belirtilmiştir.
  • Öğretmenlik düzenlenmeye çalışılmış ve eğitimin mali yönü ele alınmıştır.
Bu dönemde medreselerin düzeltilmesi için önemli bir girişimde bulunulmamış, ancak bazı meslek medreseleri açılmıştır.

Osmanlı Devleti'nde bu dönemde öğretim kurumlarında birlik olmadığı için, medrese, Tanzimat mektepleri, askeri okul, azınlık ve yabancı okul gibi çeşitli kaynaklardan çok farklı bilgi, düşünce, ideal ve dünya görüşüne sahip insanlar yetişmiştir. Bu zıtlıklar toplumda kültür çatışmalarına ve olumsuz sonuçlara yol açmıştır.

Tanzimat Dönemi'nde, çeşitli din, dil ve kültürlerden oluşan unsurları bir arada tutmak amacıyla "Osmanlıcılık" düşüncesi öne çıkarılmış ve bir Osmanlı vatandaşlığı meydana getirmek için eğitimden yararlanılmaya çalışılmıştır.

Azınlık okulları ve yabancı okullar bu dönemde yaygınlaşarak büyük gelişmeler göstermiş ve devlet için bir sorun haline gelmeye başlamıştır.

Sultaniler

Fransız elçisinin Osmanlı yöneticileriyle yaptığı görüşmeler ve Abdülaziz'in Avrupa seyahatindeki izlenimleri sonucu, 1868 yılında öğretim dili Fransızca olan ve Sultani olarak adlandırılan yeni bir ortaöğretim kurumu açıldı.

MESLEKİ VE TEKNİK EĞİTİM KURUMLAR

Avrupa malları gümrüksüz olarak Osmanlı pazarlarını doldurunca, ülkede yerli mallar ve el sanatları gerilemeye başladı. Bazı sanayileşme çalışmalarına girişilerek, dokuma ve gıda alanlarında bazı fabrikalar kuruldu.

Tanzimat'tan sonra, esnaf örgütünü düzeltmek ve yabancı mallarla rekabet etmek için çeşitli önlemler alındı. 1839-1864 yılları arasında yerli sanayiyi korumak ve meslekî eğitimi sağlamak için "Islah-ı Sanayi Komisyonu" kuruldu.

Ziraat, çiftlik, amele, bahçıvanlık, ipekçilik, ormancılık, veteriner, şimendifercilik, mühendis, posta ve telgraf, kadastro, aşçı ve garson, polis, maliye mektepleri Osmanlı Devleti'nde son dönemde eğitim hayatına kazandırılmış okullardır.

1868 yılında İstanbul Sanayi Mektebi kuruldu. 1865'ten itibaren kız sanayi mektepleri açıldı. Bu okullar bir yandan normal okul programlarını uyguluyor; diğer yan dan da dikiş, örgü, dokuma, işleme, resim gibi uygulamalar yapıyordu.



YABANCI OKULLAR

Osmanlı topraklarında yaşayan dini ve etnik topluluklara kendi dil, din ve kültürle rinde eğitim yapmalarına fırsat tanıyan bir sistem vardı. Dolayısıyla her topluluk kendi eğitim kurumunu açabiliyordu.

Yabancı devletlere bağlı kişi ve kurumlar tarafından açılan okullar da, azınlıklara tanınan serbestlik ve haklardan yararlanmıştır. Ayrıca kapitülasyonlar ve misyonerlik çabaları XIX. yüzyılda Osmanlı topraklarında yabancı okul sayısını artırmıştır.

Yabancı devletler Osmanlı yönetimi üzerine kurdukları baskılarla bu okulları koruyor, istedikleri ayrıcalığı alıyorlardı. Osmanlı yönetimi, ülkedeki yabancı ve azınlık okullarını özel okul statüsüne alabilmek için uğraşmış ancak yabancılar ayrıcalıklarını savunarak, Osmanlı yönetimine denetim hakkı vermemiştir.

Başlangıçta Hıristiyan çocukları ile yabancıların eğitimi için açılan Katolik ve Protestan okulları, hem kendi dil, din ve kültürlerinde nesiller yetiştiriyor, hem de ülkedeki azınlıkları Osmanlı yönetimine karşı kışkırtıyordu.

XIX. Yüzyıl Sonlarındaki Düzenlemeler;
  • II. Abdülhamit Dönemi'nde birçok meslek ve sanat okulu açılmıştır.
  • Özel eğitim alanında girişimler olmuş, sağır, dilsiz ve körler için okul açılmıştır. - Yerli ve yabancı özel öğretim büyük gelişme göstermiştir.
  • Genel eğitimde ve okulların yaygınlaşmasında gelişmeler kaydedilmiştir.
Öğretmen Okulları

Osmanlı Devleti'nde öğretmen yetiştirme sorununun okullar aracılığıyla çözümlenmeye çalışılması XIX. yüzyıl ortalarında olmuştur.

Türkiye'deki ilk öğretmen okulu 1848'de kurulan Dârülmualimin-i Rüşdi'dir. 1870 yılında açılan Dârülmu-allimat, hem sıbyan okullarına, hem de kız rüşdiyelerine öğretmen yetiştiren bir kurum olarak devam etti.

Lise ve dengi okullara öğretmen yetiştirmek üzere üniversite düzeyinde eğitim verecek ilk öğretmen okulu olan Dârülmuallimin-i Aliye ise 1891'de kuruldu.

Darulfünün ile ilgili ilk girişim 1863'te gerçekleştirildi. Faaliyete başlayan Darulfünun'da dersler herkese açık konferanslar biçimindeydi.

Dârülfünun ikinci kez 1869 Maarif-i Umumiyye Nizamnamesi ile gündeme geldi. Öğretim süresi üç yıl olacak şekilde ders programı hazırlandı. 1870'te açıldı, fakat uzun ömürlü olamadı. 1874 yılında tekrar açılan Darulfünun daha devamlı olmuş, üç defa mezun vermiştir. Ancak 1880'li yılların başında fen kısmına öğrenci bulunamadığından yine kapatılmıştır.

1900 yılında II. Abdülhamit tarafından "Dârülfünun-u Şâhâne" adıyla yine bir üniversite kurulmuştur. Bu okul matematik, ilahiyat, hukuk, tabii ilimler ve edebiyat fakültelerinden oluşuyordu.

Darülfünun Meşrutiyet Dönemi'nde daha sistemli bir eğitime geçti. Adı İstanbul Darülfünunu olarak adı değiştirildi ve yeni fakültelerle yeniden teşkilatlandırıldı. 1914'te Almanya'dan 20 profesör ve doçent getirildi. Yeni enstitü ve laboratuvarlar ve yeni programlarla öğretim faaliyetleri geliştirildi.

1914'te başlayan bayanlara üniversite dersleri verilmesi, 1916 yılında bir İnas Dârülfünunu kurulmasıyla sonuçlanmıştır.

XX. Yüzyıl Başlarında Gerçekleştirilen Düzenlemeler
  • Kızlar için ilk kez bir yüksek öğretim kurumu açılmıştır.
  • Dönemin sonuna doğru geleneksel sıbyan mekteplerinin çoğu kapatılmıştır.
  • Okul öncesi eğitimde ilk ciddi adımlar atılmıştır.
  • Medreselerin ıslahı için fikirler ve teşebbüsler yaygınlaşmıştır.
  • Öğretmen yetiştirilmesinde yenilikler yapılmış, önemli adımlar atılmıştır. Öğretmenler ilk kez bu dönemde mesleki örgütler kurmuşlardır.
  • Programlara sosyal, siyasal muhtevalı, hayata dönük bazı dersler girmiştir.


D. CUMHURİYET DÖNEMİ EĞİTİMİ

Millî Mücadele sonrası dönemde Türk toplumunun çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırılması amacıyla köklü inkılap hareketlerine girişilmiştir. Bu dönemde, ana hedef milli, çağdaş ve laik bir toplum meydana getirmekti.

Atatürk, eğitimin temel amacını Türkiye'nin milli varlığının ve geleceğinin korunması olarak değerlendirmiştir. Bundan dolayıdır ki, yaptığı konuşmalarında Atatürk, en fazla eğitimin milliliği üzerinde durmuştur.

Maarif Kongresi

Milli Mücadele'nin henüz devam ettiği bir dönemde 15 Temmuz 1921'de milli bir eğitim programını oluşturmak için Ankara'da Maarif Kongresi toplandı. Yurdun değişik yörelerinden 250'den fazla erkek ve kadın öğretmen bir araya geldi.

Yunan güçlerinin Ankara'ya yaklaştığı bir dönemde Maarif Kongresi'nin toplanması, eğitim alanında yapılacak çalışmaların, işgallerin sona erdirilmesi kadar önemli görüldüğünü gözler önüne sermektedir.

Atatürk Maarif Kongresi'nin açılışında yaptığı konuşmada, mevcut eğitim sistemini eleştirerek ülkenin geri kalmasında oynadığı role dikkatleri çekmiş, yeni devletin eğitim politikasının doğu ve batı etkisinden uzak milli bir politika olacağını vurgulamıştır. Maarif Kongresi'nde ele alınan başlıca konular, ilkokul ve orta öğretim programları ve köy öğretmeni yetiştirilmesi idi.


Cumhuriyet Dönemi Eğitim Felsefesi

Milli eğitimin amacı, milli egemenlik ve tam bağımsızlık ilkelerini benimsemiş, milli birlik ve bütünlüğe önem veren nesillerin yetiştirilmesi olarak belirlenmiştir.

Atatürk, 1922'de Meclis'te yaptığı bir konuşmasında, "Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize görecekleri eğitimin sınırı ne olursa olsun her şeyden evvel Türkiye'nin bağımsızlığına, kendi benliğine, milli özelliklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidi’’demiştir.

Türk toplumunun çağdaşlaştırılması için eğitimin laik esaslara göre yeniden düzenlenmesi gerektiği savunuldu. Bu yöndeki girişimlere ağırlık verildi. Böylece ümmet toplumundan ulus toplumuna geçiş sağlanmaya çalışıldı.

Dönemin milli eğitim politikasının bir niteliği de halkçı olmasıdır. Eğitimde fırsat eşitliğinin oluşturulması ve okulların bütün bireylere açık hale getirilmesi amaçlanmıştır.

Cumhuriyetin ilk yıllarından eğitim politikasının tespiti için oluşturulan Misak-ı Maarif'te eğitim ve öğretimin hedeflerini belirleyen şu ilkelere yer verilmiştir:
  • İlköğretimi genel hale getirmek,
  • Herkese okuma yazma öğretmek,
  • Vatandaşları milliyetçi, halkçı ve cumhuriyetçi yetiştirmek


Tevhid-i Tedrisat

Osmanlı Devleti'nde son dönemde Maarif Nezareti'ne bağlı Avrupa tarzı yeni okulların yanında Şeyhülislama ve Şeriye ve Evkaf Nezareti'ne bağlı medreseler ve sıbyan mektepleri de faaliyetlerini sürdürmüştü.

Cumhuriyetin ilanı sonrasında gerçekleştirilen inkılaplar arasında eğitimdeki gelişmeler önemli bir yere sahiptir. Bu alandaki ilk önemli adım 3 Mart 1924'de kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretimin Birleştirilmesi)'dur.

3 Mart 1924'te TBMM'de kabul edilen bu kanun ile,
  • Ülkedeki bütün medrese ve okullar Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlandı.
  • Din uzmanı yetiştirmek için İstanbul Darülfünunu'na bağlı 'İlahiyat Fakültesi' ile değişik bölgelerde İmam Hatip okulları açılması kararlaştırıldı.
  • Eğitim merkezileştirilerek devletin kontrol ve denetimine geçti.
  • Mektep-medrese ayrılığının önüne geçilmeye çalışıldı.
  • Azınlık ve yabancı okulları denetim altına alındı.
  • Öğretmen okullarının sayılarının artırılmasına başlandı.
  • Medreselerin kapatılması süreci başlatıldı.
  • Öğretim birliğini engelleyecek ve laikleşmeyi önleyecek faktörler ortadan kaldırıldı.
Eğitim programları yeniden düzenlendi. Ders kitapları yeniden hazırlandı. Cumhuriyet ideolojisini yerleştirecek konulara ağırlık verildi.

Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Milli Eğitim Bakanlığı'nın elindeki okulların sayısını arttırmış, medreseler ve diğer dinî okullar süreç içinde kapatılmıştır. Okulların dereceleri, ders kitapları, müfredat programları yeniden belirlenmeye çalışılmıştır.


İlk ve Orta öğretimdeki Gelişmeler

Mahalle mektepleri ile gerçekleştirilen ilköğretim istenilen amacı gerçekleştirmiyordu. Okuma yazma oranı düşüktü. Bu nedenle cumhuriyetin ilk yıllarında üzerinde en çok durulan konu ilköğretim olmuştur.

Cumhuriyet, Osmanlı Devleti'nden 2345 ilkokul devralmıştı. Bunların öğretmenlerin üçte ikisi öğretmenlik eğitimi görmemişti. İlköğretim parasız ve zorunlu hale getirildi.

Cumhuriyetin ilk yıllarında hazırlanan 1924 tarihli ilköğretim müfredatında kız ve erkek ilkokulları için ayrı ayrı program hazırlanmış, kız ilkokullarının programına "ev idaresi", "dikiş, biçki, nakış" dersleri eklenmişti.

Ortaöğretim, üçer yıllık ortaokul ve lise olarak iki devreye ayrıldı. 1926 yılında yatılı olmayan ortaöğretim okullarında kız-erkek ayırımı kaldırılarak karma öğretim getirildi. Kız liselerinin öğretim süresi bakımından erkek liselerine eşit olması kabul edildi.

Bu dönemde önem verilen bir diğer alan mesleki ve teknik eğitimdir. Bu konuda yabancı uzmanlar davet edilerek onların bilgi ve tecrübelerinden yararlanıldı.

Bu amaçla 1924-26 yılları arasında Dewey genel olarak milli eğitim sistemi, 1927 yılında Buyse, mesleki teknik eğitim ve tarım okulları ile ilgili çalışmalar hazırladı.

1935 yılında Kuhne de öğretmen yetiştirme, eğitim harcamaları ve kadınların iş eğitimi konularında çalışmalar yapmıştır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında ortaya koyulan çabalar sonucunda okur-yazar oranı artmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında köylerin çoğuna uzun yıllar okul yapılamamış, öğretmen sağlanamamıştır.

Yeni Türk Harfleri

Cumhuriyetin ilk yıllarında kültürün ve dilin millileşmesi yolunda çalışmalara önem verildi. 1928'de Latin harfleri kabul edildi.


Millet Mektepleri

1928 yılında ise hem yeni harfleri öğretmek hem de okur-yazar oranını arttırmak amacıyla "Millet Mektepleri" açıldı. Yeni harfleri öğretmek için köylerde 12-45, kentlerde 16-45 yaşları arasındaki herkesin okuma-yazma belgesi alması zorunlu hale getirildi. Okulu olmayan yerlere gezici Millet Mektepleri gönderildi.

Dört aylık bu kurslarda okuma yazma, hesap, sağlık ve yurt bilgisi dersleri verildi. 'Halk Okuma Odaları' açılarak halka okuma alışkanlığı kazandırılmaya çalışıldı.


Meslek Eğitim Kurumları


Cumhuriyet döneminin başlarında bazı şehirlerde önce Ticaret Ortaokulları kurulmuş, daha sonrada Ticaret Lisesi oluşturulmuştur.

Sayıları 40 civarında olan bu liselerde ticaret bankacılık, sigortacılık, ulaşım gibi alanlarda uzman yetiştirilmiştir. Ayrıca ticari alanda faaliyet gösteren öğretim kurumlan olarak Ticaret ve Turizm Yüksek Öğretmen okulları ile İktisadi ve Ticari İlimler Akademileri gösterilebilir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Kız Hayat Mektepleri, Çiçekçilik, Sepetçilik Mektebi gibi bazı denemelerde bulunuldu. 1927 yılından itibaren de kız sanat okulları, kız enstitüleri, kız olgunlaşma enstitüleri ve kız teknik öğretmen okulları gibi kurumlar-la örgün bir kız eğitimi uygulanmaya başlandı.



Yükseköğretimdeki Gelişmeler

Modern bir toplum meydana getirecek kadroları yetiştirmek ve bilimsel zihniyeti yerleştirmek için yüksek öğretimde düzenlemelere gidildi. Darülfünun'da reform yapılmasına karar verildi.

Atatürk TBMM'de yaptığı bir konuşmasında "Üniversite tesisine verdiğimiz ehemmiyeti beyan etmek isterim. Yarım tedbirlerin kısır olduğuna şüphe yoktur. Bütün işlerimizde olduğu gibi maarifte ve kurulan üniversitede de radikal tedbirlerle yürümek kati kararımızdır." demiştir.

31 Mayıs 1933'de darülfünunun yerine İstanbul Üniversitesi kuruldu. Üniversite, Edebiyat, Fen, Tıp ve Hukuk Fakülteleri olarak yeniden teşkilatlandırıldı. Tevhid-i Tedrisat Kanunu gereği açılan "İlahiyat Fakültesi", İslam Tetkikleri Enstitüsü olarak düzenlendi.

Ankara'daki Hukuk Mektebi 1934'de Hukuk Fakültesi haline getirildi. Yüksek Ziraat Mektebi 1933'te Yüksek Ziraat Enstitüsü olarak düzenlendi.

Türk dilinin ve tarihinin bilimsel metotlarla araştırılması için 1936'da Ankara'da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi kuruldu. Mülkiye Mektebi, Siyasal Bilgiler Okulu olarak Ankara'da yeniden düzenlendi. Ankara Üniversitesi'ni (1946) meydana getiren bu okullarla Türkiye'de yüksek öğrenimin geliştirilmesi sağlandı.

Bu arada Almanya'da Nazi baskısında kaçan Alman bilim adamlarını bir kısmı Türkiye'ye davet edildi. Türkiye'ye gelen bu profesörler İstanbul ve Ankara'daki üniversitelerde görevlendirilmiştir.

Azınlık ve Yabancı Okulları

Dini propaganda yapmamaları ve devletin kanunlarına uymaları şartlarıyla Rum, Ermeni ve Yahudilere ait azınlık okulları, yabancı okulları Lozan'da alınan karar uyarınca Türkiye'deki faaliyetlerini sürdürebileceklerdi.

Tevhid-i Tedrisat Kanunu azınlık ve yabancı okullarında da uygulandı. Yabancı okullar devlet denetimi altına alındı.

Buna göre;
  • Yabancı okullarda sınıflarda yer alan dini semboller kaldırıldı.
  • Müslüman öğrencilerin bu okullardaki dini ayinlere katılmaları yasaklandı.
  • Türkçe, Türk Tarih ve Coğrafyası ile Yurt Bilgisi derslerinin Türkçe olarak Türk öğretmenler tarafından okutulması zorunluluğu getirildi.
Bu okullar yabancı müdür yanında MEB tarafından atanan bir Türk müdür yardımcısı bulunduracaklardı. Bu doğrultuda yapılan denetimler sonucunda kurallara uymayan okullar kapatıldı. Söz konusu uygulamalara karşı çıkan ülkeler uyarılarak, konunun bir iç mesele olduğu ifade edildi.

Türklerde Eğitim Ünitesi Ders Notunu pdf olarak ekten indirebilirsiniz.
 

Ekli dosyalar

Üst Alt