• İletilerinizde "teşekkür" ifadeleri yasaktır. Lütfen teşekkür ederim ... vb ifadeler kullanmayınız.Teşekkür etmek istiyorsanız ilgili iletinin altında yer alan "beğen"ebilirsiniz.

Türklerde Ekonomi Ünitesi Konu Anlatımı ve Ders Notu

Tarih Öğretmeni

Sultan
Yönetici
Sultan
Katılım
11 Mar 2009
Mesajlar
7,712
Beğeniler
5,145
Puanları
113
Konum
Yeryüzü
Web sitesi
www.tarihbilinci.com
#1
TÜRKLERDE EKONOMİ ÜNİTESİ

A. İLK TÜRK DEVLETLERİNDE EKONOMİ

Türklerin temel geçim kaynakları hayvancılıktı. Bu durumda Orta Asya'nın iklim şartları, yer şekilleri ve Türklerin hayat tarzları belirleyici olmuştur. Türkler kalabalık at, koyun ve sığır sürüleri beslemiştir. Koyun yününden iplik yapılır, bu iplikler halı, kilim ve kumaş yapımında kullanılırdı.


Türkler ve Tarım

Orta Asya bozkırları genellikle otlak durumunda olmasına karşın, tarıma elverişli bölgelerde yok değildi. Hayvancılık en önemli geçim kaynağı olmakla birlikte, bazı Türk topluluklarının elverişli bölgelerde tarımla uğraştığı da bilinmektedir. Mesela Çin kaynaklarından Hunların buğday ve darı ekip biçtikleri kaydedilmektedir.

Yine Çin yıllığında şiddetli soğuklara sahne olan bir kış mevsimi nedeniyle Hunla-rın o sene topraklarından ürün alınamadığından söz edilmektedir. Altay ve Sayan Dağları civarında tarım üretiminin 3000 yıldır yapıldığı arkeolojik araştırmalardan anlaşılmaktadır.

Ayrıca Altay bölgesinde Hunlar tarafından açılmış sulama kanalları bulunmuştur.

Kök Türklerde her ailenin ekip biçtiği sulak bir arazisi vardı. 696 tarihli bir Çin- Kök Türk antlaşmasında Çin'in Kök Türklere 3000 tarım aleti ve bir miktar tohumluk darı vereceği yazılıdır.

Kök Türklere ait bazı kurganlarda kürek ve pulluklara rastlanmıştır. Yine Kök Türkler tarafından kullanıldığı bilinen Fergana'daki Tötö Kanalı'nın uzunluğu yaklaşık 10 kilometreye yakındır.

Bazı Oğuz ve Karluk topluluklarında da sulak bölgelerde tarım yapıldığı görülür.

Yerleşik yaşam biçiminin Türk toplulukları arasında zamanla yaygınlaşması, tarım faaliyetlerinin ve buna dayalı ticaretin daha fazla ön plana çıkmasına ortam hazırlamıştır.


Türkler ve Ticaret


Türkler, İslamiyet öncesi dönemde komşu milletlerle ticari ilişkiler de kurdu. Asya Hunları, Kök Türkler ve Uygurlar daha ziyade Çin ile, Avrupa Hunları ise Bizans ile ticari ilişkiler kurmuş ve anlaşmalar yapmışlardır.

Özellikle Uygurlar döneminde Çin ile ticaret hacminin arttığı anlaşılmaktadır.

Türkler İslam öncesi dönemde komşu devletlere başta at olmak üzere, canlı hayvan, konserve et, deri, kösele, kürk gibi hayvansal gıdalar satar, karşılığında ipek, giyim eşyası ve tarım ürünleri alırlardı.

Kök Türkler döneminde Türk-Çin ticareti gelişmiş, sınıra yakın bir şehrin iki topluluk arasında ortak pazar bölgesi olarak kullanılmasına karar verilmiştir.


Türkler ve Ticaret Yolları

İpek Yolu: Asya'nın Avrupa ile olan ticari bağlantısını sağlayan en önemli yol İpek Yolu idi. Bu yol Çin'den başlayıp değişik güzergahlarla Avrupa'ya kadar uzanırdı. İpek Yolu, Türk toplulukları için tarih boyunca önemli bir gelir kaynağı olmuştur. Önemli bir bölümü Türk bölgelerinden geçen İpek Yolu pek çok şehre ticari canlılık kazandırmıştır.

Kürk Yolu: İpek Yolu'nun kuzeyinden bu yola paralel olarak giden yola da Kürk Yolu denirdi. Bu yol üzerinden daha çok sincap, sansar, tilki, samur kürkleri ve bunlardan imal edilen malların ticareti yapılırdı.

Türk- Çin Mücadelelerinde Ekonomik Kaygılar

Türklerin Hunlar döneminden başlayarak Çinlilerle giriştikleri askeri mücadelelerinin temel sebeplerinden birisi, İpek Yolu egemenliği düşüncesidir.

Türk Devletlerinin Başlıca Gelir Kaynakları Nelerdir?

Halktan alınan vergiler,

Bağlı devletlerin ödedikleri vergiler,

Savaşlarda elde edilen ganimetler,

Ticaret kervanlarından alınan gümrük vergileri

Asya Hun Devleti'nde vergi toplamakla görevli özel memurlar bulunmakta idi.

Demircilik ve madencilik Türklerde görülen diğer ekonomik uğraşlar arasında yer almaktadır. Türkler kılıç, kalkan, mızrak gibi savaş aletlerini ustalıkla üretip satabiliyordu. Türk topluluklarında marangozluk ve tahta oymacılığı da ileri düzeyde idi.



B. TÜRK- İSLAM DEVLETLERİNDE EKONOMİ

Ticari Yaşamı Koruma Çabaları

Türk-İslam devletlerinde ekonomik hayatın canlılığının korunması için büyük çaba harcanmıştır. Tolunoğulları, aldıkları tedbirlerle Mısır'da ticaretin ve tarımın gelişmesini sağladı. Mısır ve Suriye üzerinden geçen ticaret yollarının kontrolünü elinde tuttu.

Tarımın geliştirilmesi için bentler ve su kanalları yaptırdı. Mısır, bu tedbirler sayesinde Tolunoğlulları döneminde ekonomik bakımdan çok yüksek bir seviyeye ulaştı.

Karahanlılar, Orta Asya'da yaşadıkları bölgelerde tarım üretimini artırmak için gayret sarf ettiler. İpek Yolu'nun Karahanlı topraklarından geçmesi nedeniyle ticaretle de ilgilenilmiştir. Her türlü tarım ürünü, madeni eşyalar, ipek ve yünlü dokumalar, önemli ticaret kalemleridir. Kaşgar, Buhara, Semerkant gibi Türk şehirleri önemli ticaret merkezleri durumuna gelmiştir.

Gazneliler, özellikle Kuzey Hindistan'ı ele geçirdikten sonra ticarete önem verdiler. İpek ve Baharat yolunun ülke topraklarından geçmesi, Gaznelilerin ekonomik zenginliğe kavuşmasını sağladı. Gazneli hükümdarları, kervanların kullandıkları ticari güzergahların güvenliğini artırmaya çalıştılar. Ayrıca Gaznelilerin tarım üretimini artırmak amacıyla su bentleri yaptıkları bilinmektedir.


Selçuklularda Ekonomik Hayat

Selçukluların egemen olduğu Horasan, İran, Irak, Anadolu ve diğer Orta Doğu ülkeleri ekonomik bakımdan uluslararası ticarette köprü görevi görüyordu.

Selçuklu ülkesinin her türlü tarım ürünlerinin yetişmesine uygun iklim, coğrafi ve doğal zenginliklere sahip olması sayesinde bol ürün yetişiyordu.

Ülke içinde uluslararası ticareti güvenle sağlayan yol ve kervansaraylar yapılmıştı. Yabancı ülkelerle ticari anlaşmalar yapılıp, düşük gümrük tarifeleriyle ihracat ve ithalat teşvik edildi.

Bakır, demir, gümüş ve şap madeni çıkarılıyordu. Halı, pamuk ve yünlü dokuma denizci örtüleri, ipek kumaşlar, ipek tül ve mendil dokunup ihraç ediliyordu.

Yapılan ve satılan mallar, sıkı kontrolden geçerdi. Her zanaat kolu, bir lonca teşkilatına bağlıydı. Loncalar, meslek ve erbabını kontrol altında tutardı. Lonca reisine Ahi, ahilerin reisine de Ahi Baba denirdi.

Malların alınıp satıldığı, tanıtıldığı, mahalli, milli ve milletlerarası pazarlar kurulurdu. Selçuklular, şeker ve nadide eşya alıp, at, halı, ipek ve maden satarlardı.

Türk-İslam devletlerinde toprağın mülkiyeti temelde devlete aitti. Fakat halkın küçük ölçekli toprak parçalarına sahip olmasına izin verilirdi. Bunun dışında tarım arazileri, ormanlar, yaylalar devletin mülkiyetindeydi.

Selçuklularda ülke toprakları temelde dört bölüme ayrılıyordu:

a) Has Topraklar: Yıllık vergi gelirleri hükümdara tahsis edilirdi.

b) İkta Topraklar: Vergi gelirleri hizmetlerinin karşılığı olarak komutan, asker ve devlet adamlarına tahsis edilirdi.

c)Mülk Topraklar: Şahıslara ait topraklardı. Toprakları üzerinde her türlü tasarruf hakkına sahip bulunan mülk sahipleri, topraklarını satabilir, devredebilir, vakfedebilir veya çocuklarına miras bırakabilirlerdi.

d)Vakıf Topraklar: Gelirleri ilmi, dini, sosyal kurumlara bırakılan topraklardı. Gelirleri devlet tarafından vergiden muaf tutulurdu.



İkta Sistemi

Köylüler, işledikleri topraktan elde ettikleri ürünün vergisini doğrudan devlete vermez, bu vergileri toplamakla görevlendirilen ikta sahibine öderdi. Eğer toprak bir vakfın mülkiyetinde ise, vergiler doğrudan o vakfa ödenirdi.

İkta sahipleri belirlenen oranın üzerinde vergi isteme hakkına sahip değildi. Bu şekilde, köylünün ağır vergiler altında ezilmesi önlenmiştir. Haksızlığa uğradığına inanan kişiler kadıya hatta sultana başvurarak haklarını arayabiliyordu.

İkta sahibi toprağın vergisinin bir bölümünü geçimini sağlamak için kendisine ayırır, geri kalan bölümü ile atlı askerler beslerdi. İkta askerleri, Selçuklu ordusunun temelini oluşturmuşlardır.

İkta Sistemi'nin Yararları Neler Olabilir?
  • Hazineden masraf yapılmadan önemli miktarda bir askeri güç elde edilmiştir.
  • Toprakların boş kalması engellenmiş, tarım üretiminde süreklilik sağlanmıştır.
  • İkta askerleri, barış zamanında yaşadıkları bölgelerin güvenliğinin sağlanmasına yardım etmişlerdir.
  • Devlet otoritesi ülkenin en ücra köşelerine kadar götürülmüştür.


Ticaret Yolları

Selçuklular, ticaret yolları üzerinde hakimiyet sağlamıştı. Ekonomik hayat, ticaret yollarının varlığına bağlı olarak oldukça gelişmiştir. Selçuklular, Türkistan, İran, Azerbaycan, Irak, Suriye ve Anadolu'da önemli ticaret yollarının kontrolüne sahipti. Ticaret yollarının güvenliğinin sağlanması öncelikli konular arasındaydı. Kervanlar askeri birlikler tarafından korunurdu.

Ticaret yolları üzerinde belirli mesafelerle kervansaraylar inşa edilmiş, kervan kafilelerinin konaklaması düşünülmüştür.

Eyyûbiler ve Memlûklerde de tarım ve ticaretin geliştirilmesine önem verildi. Memlûkler devrinde Suriye ve Mısır limanları önemli ticaret merkezleri olarak ön plana çıktı. Doğudan gelen mallar, Avrupa ülkelerine aktarılmaktaydı.

Türk İslam Devletlerinde Vakıf

Türk-İslam devletlerinde hükümdarlar, devletin ileri gelenleri ve zengin halk, sosyal hayatın korunması için birçok vakıf kurmuşlardı. Halkın kullanımı için kervansaray, cami, han, hamam, şifahane, köprü, çeşme, imaret gibi sosyal kurumlar tesis edilmiş, masrafları vakıflar tarafından karşılanmıştır.

Vakıflara verilen bu destek ve önem Türk İslam devletlerinde sosyal devlet anlayışının ve sosyal dayanışma olgusunun ne denli güçlü olduğunun açık bir kanıtıdır.



Türkiye Selçuklularında Ekonomik Yapı

Türkiye Selçukluları Dönemi'nde tarım, hayvancılık, sanayi, madencilik ve ticaret alanlarında önemli çalışmalar yapıldı.

Tarım ve hayvancılıkla köylüler ve yarı göçebe topluluklar uğraşırdı. Göçebe halkın asıl geçim kaynağı hayvancılıktı.


Selçuklu sultanları köylüleri toprağa bağlı hale getirmek için,

Belli zamanlarda vergilerin hafifletilmesi yoluna giderdi.

Tarımla uğraşan köylüye tohumluk ve çift hayvanı dağıtılmasını sağlardı.

Anadolu, tarıma verilen destekle önemli tahıl üretimi merkezlerinden biri haline getirildi. Tarım ürünü olarak buğdayın dışında yulaf, pamuk, pirinç ekilmekteydi.

Meyveler kurutularak Anadolu dışına satılıyordu. XIII. yüzyılda Anadolu'yu gören gezginler, Anadolu'da ekili ve dikili alanların çokluğundan söz etmektedirler.

Hayvancılıkla uğraşan topluluklarca koyun, keçi, sığır, at gibi hayvanlar besleniyordu. Beslenen hayvanların et, süt ve derisinden faydalanılmaktaydı. Bu dönemde Ankara keçisinden elde edilen tiftiklerin, İngiltere ve Fransa'ya satıldığı bilinmektedir.

Türkiye Selçuklularında sanayi büyük ölçüde Ahiler tarafından yönlendirilmekteydi. Deri, halı, kilim dokumacılığı oldukça gelişmişti. Anadolu'nun pamuklu, yünlü ve ipekli dokumaları dış pazarlarda aranan mallar arasındaydı. Dokuma, kağıt, çini imalatının yanında, altın, gümüş ve demir gibi madenler de işlenebilmekteydi.

Türkiye Selçuklularının ardından yaşanan beylikler döneminde de, Moğol baskılarına rağmen sanayi faaliyetleri devam ettirilmiştir. Balıkesir ve Diyarbakır, bu dönemin önemli ipek merkezleri durumundaydı.

XIII. yüzyılda Ergani, Küre, Erzincan'da bakır, Gümüşhane, Amasya, Kütahya'da gümüş, Giresun ve Kütahya'da ise şap çıkarılıyordu.


Türkiye Selçukluları Ticareti Geliştirmek İçin Bazı Önlemler Almıştır

Türkiye Selçukluları Anadolu'daki ticaret yollarının güvenliğini artırabilmek için de ciddi tedbirler aldı.
  • Yabancı tüccarlardan alınan gümrük vergisi düşürülmüştür.
  • Yağmalanan ya da zarara uğrayan ticaret kervanı olursa, bu kervanın zararları devlet tarafından karşılanırdı.
  • Ticaret yolları üzerinde belli mesafelerle kervansaraylar inşa edildi. Bu kervansaraylarda ticaret kafileleri ücretsiz olarak belli bir süre misafir edilirdi.
Türkiye Selçuklularının yıkılmasının ardından ticari faaliyetlerin batıya doğru kaydığı, buna bağlı olarak ticaret yollarının da değişmeye başladığı görülür.


Devletin Gelir Kaynaklan Nelerdir?

  • Tarım ürünlerden alınan öşür vergisi,
  • Gayrimüslimlerden alınan cizye ve haraç vergileri,
  • İhraç mallarından elde edilen gelirler,
  • Gümrük ve maden vergileri,
  • Bağlı devlet ve beyliklerin gönderdikleri vergi ve hediyeler,
  • Savaşlar ganimetleri
Bu gelir kalemlerine karşılık, ordu masrafları, memur maaşları ve bayındırlık harcamaları da devletin temel gider kalemleri idi.

Türkiye Selçuklu sultanları ticareti teşvik ederken, ticari faaliyetlerle paralel bir para politikası izlediler. Avrupalı devletlerle yapılan ticaret antlaşmalarıyla altın, gümüş ve mücevher ithali kolaylaştırıldı. Kıymetli madenlerin ülkeye girişi teşvik edildi.

İlk Türkiye Selçukluları parası I. Mesut tarafından bastırılan bakır paradır. Daha sonra gümüş ve altın paralar da bastırıldı.

Moğol İstilası ve Ekonomik Sonuçlan

Selçuklu paraları, Anadolu'nun Moğol hakimiyeti altında olduğu dönemde İlhanlı paraları dikkate alınarak ayarlandı. Moğolların Türkiye Selçuklularından aldıkları ağır vergiler Türkiye'deki refah düzeyini düşürdü.

Anadolu beylikleri, Batı Anadolu'da ticaret yaparak Türkiye ekonomisini yeniden canlandırmaya çalıştı. Bu dönemde Saruhanoğulları, Aydınoğulları ve Menteşeoğulları beyliklerine ait paralar İtalyan şehir devletlerinde kullanılmaktaydı. Bu durum Anadolu ticaretinin ne kadar canlı olduğunun bir kanıtıdır.



C. OSMANLI DEVLETİ'NDE EKONOMİK YAPI

Osmanlı devlet anlayışı, halkın güvenli ve rahat bir yaşam sürmesi amacını taşımakta idi. Bundan dolayı Osmanlı yönetimleri halkın ihtiyaçlarını karşılayacak kadar mal üretilmesi çabası içinde olmuştur. Şayet üretim ihtiyacı karşılamıyorsa devlet bu açığı satın alma yoluyla kapatırdı.

Devlet üretim için gerekli olan şartları yerine getirirken, bu durumu devam ettirmek için gerekli olan yasal önlemleri de alıyordu. Köylülere belli oranlarda toprak verilir, üç yıldan fazla ekilmeyen toprağın üreticiden geri alınırdı.

Tarımın yanı sıra devlet ticarette de etkin olmuş, malların dağıtımı, fiyatların belirlenmesi, karaborsacılığa engel olunması konularında önlemler alınmıştır.


OSMANLI EKONOMİSİNİN KAYNAKLARI

İnsan
Osmanlı Devleti ekonomisinin temel kaynağı halk idi. Halkın büyük bir kısmı tarımla uğraşıyordu. Osmanlı Devleti klasik dönemde ülke genelinde tımar sistemini uyguluyordu. Bu sisteme göre toprakların vergi gelirleri, bir kısım devlet memurlarına bazı görev ve yükümlülükleri yerine getirmek şartı ile veriliyordu.

Bunun için devlet bir bölgeyi fethettiğinde ya da belirli aralıklarla, sancak ve kazalarda tahrir adı verilen sayım yapardı. Bu sayıma göre sancağın ya da kazanın vergi yükümlüsü erkek nüfusu ile ne kadar vergi ödeyecekleri tespit edilirdi.


OSMANLILARDA TOPRAK SİSTEM


Toprak
Toprak ekonominin temel unsuru idi. Toprakların önemli bir kısmı devlete ait olmakla birlikte, tasarruf hakkı halka bırakılmıştı. Her haneye onu besleyebilecek büyüklükte toprak verilirdi. Bu topraklara çift denirdi.



a) Miri Topraklar
Devlete ait topraklardır. Devlet bu toprakları farklı şekillerde kullanmıştır.


1. Dirlik

Bu toprakların vergi gelirleri devletin belirlediği yöneticilere ve sipahilere, hizmetleri karşılığında tahsis edilirdi.

Dirlik topraklar gelirlerine göre üçe ayrılmışlardır.

Has: Yıllık geliri 100.000 akçeden daha fazla olan dirliklerdir. Padişaha, şehzadelere, sadrazamlara, beylerbeylerine verilirdi.

Zeamet: Yıllık geliri 20.000 - 100.000 akçe arasında olan topraklardır. Orta derece devlet memurlarına, kadılara, alay beylerine ve kale dizdarlarına tahsis edilirdi.

Tımar: Yıllık geliri 3000 - 20.000 akçe arasında olan topraklardır.

Savaşta yararlılık gösterenlere Eşkinci Tımarı, cami imamlarına Mustafhaz Tımarı, saray görevlilerine de Hizmet Tımarı adı verilen tımar toprakları verilmiştir.

Kendisine dirlik verilen sipahiler vergi gelirinin bir bölümünü kendilerine ayırır, geri kalanı ile belli sayıda asker beslerdi.


Dirlik sistemi ile;
  • Tarım üretiminin kontrolü ve sürekliliği sağlanmıştır.
  • Dirlik sahipleri tarafından beslenen eyalet askerleri, Osmanlı kara ordusunun temelini oluşturmuştur.
  • Askeri masrafların hazineye olan yükü azaltılmıştır.
  • Devlet bu topraklardan vergi toplamakla uğraşmak zorunda kalmamıştır.
  • Devlet otoritesinin ülkenin uzak bölgelerine kadar götürülmesi sağlanmıştır.
2. Yurtluk Topraklar: Gelirleri sınırlarda görevli askerlere bırakılan topraklardır.

3. Ocaklık Topraklar: Gelirleri kale muhafızlarına ve tersane masraflarına ayrılan topraklardır.

4. Mukataa Topraklar: Gelirleri doğrudan hazineye aktarılan topraklardır


b) Mülk Topraklar

Bu topraklar mülk olup, istenildiği şekilde kullanılabilirdi. İki bölümdür.

Öşri Topraklar: Müslümanlara ait topraklardır. Bu toprakların sahipleri arazi vergisi olarak Çift Resmi, ürün vergisi olarak da Öşür vergisi verirlerdi.

Haraci Topraklar: Müslüman olmayanlara ait topraklardır. Bu toprakların sahipleri arazi vergisi olarak Harac-ı Muvazzaf ürün vergisi olarak da Harac-ı Mukassem vergisi verirlerdi.


c) Vakıf Topraklar

Geliri hastane, cami, medrese gibi sosyal kurumlara bırakılan topraklardır. Devletin vergi almadığı bu topraklar amaçları dışında kullanılamazdı.


OSMANLILARDA VAKIF TEŞKİLATI

Osmanlı Devleti'nde vakıflar sosyal ve ekonomik hayatta önemli roller üstleniyordu. Ülke genelinde pek çok şehir, kasaba ve köyde cami, medrese, yol, çeşme ve imarethane gibi birçok yapı vakıflar yoluyla yapılmıştır. Devlet vakıfların faaliyetlerini vergi muafiyeti getirerek desteklemiştir.


ÜRETİM

Tarım
Osmanlı Devleti'nde ekonomisinde en önemli sektör tarımdı. Halkın büyük çoğunluğunu köylü nüfus oluşturuyordu. Tarım politikasını belirleyen en önemli uygulama tımar sistemiydi.

Tımar sisteminde toprağın mülkiyeti devlete, kullanım hakkı köylüye, vergisi ise sipahiye ait idi.

Devletin güvenlik ve düzen sağlama görevinin yanında köylü de bazı şartları yerine getirmek zorundaydı.
  • Toprağını sebepsiz olarak terk edemezdi.
  • Toprağını sebepsiz olarak üç yıl üst üste boş bırakamazdı.
  • Vergilerini düzenli olarak sipahiye ödemek zorundaydı.
  • Vergileri devlet adına toplayan sipahiler de şu yükümlülüklere sahipti:
  • Köylünün üretim araçlarını, tohum, gübre temin etmesine yardımcı olurdu.
  • Köylünün vergisini kolay şekilde ödemesini sağlardı.
Üretilen mallar, malın üretildiği bölgede satışa çıkarılır, eğer fazlası olursa diğer bölgelere gönderilirdi. Sel baskınları, kuraklık ve çekirge istilası gibi nedenlerle üretimde zaman zaman düşmeler oluyordu. Toprak düzeni XVII. yüzyıldan itibaren bozulmaya başladı.



Hayvancılık

Tarımın yanı sıra ekonominin önemli sektörlerinden biri de hayvancılıktı. Hayvancılık özellikle konar-göçerlerin geçim kaynağı idi.

Hayvanlar ulaşım, taşımacılık ve tarım üretiminde önemli bir unsur idi. Ayrıca et, süt ile gıda kaynağı oldukları gibi kıl, yapağı ve derileri ile sanayi hammaddesi durumunda idi. Hayvancılıkla uğraşanlardan ağnam vergisi alınırdı.


Sanayi

Lonca (Esnaf Teşkilatı)

Osmanlı sanayi ve iç ticaret kesimleri lonca olarak adlandırılan esnaf birlikleri halinde teşkilatlanmıştı. Bir işe önce çırak olarak başlanır, bir süre sonra kalfa olunurdu. Kalfalığı başarıyla tamamlayanlar usta ilan edilirdi.

Esnaf teşkilatının yöneticileri şunlardır:

Kadı: Bulunduğu yerde mülkiye, adliye ve belediye işlerine bakardı. Esnaf birliklerinin üyelerini atar, görevden alır, esnafı kontrol eder, şehirdeki esnaf sayısını belirlerdi.

Muhtesip: Denetim işlerinden sorumluydu. Esnaf birliklerinde hükümetin temsilcisiydi. Ticareti ve esnaf hakkındaki kararları, kanunnamelerde yazılı kuralları takip eder, çarşıları dolaşarak malları kontrol ederdi.

Şeyh: Esnaf topluluğunun lideri idi.

Kethüda: Sanatkâr ve tüccarların iş ve davalarına bakardı

Yiğitbaşı: Kethüdanın yardımcısıydı.

Ehli vukuf (Ehli hibre): Bilirkişi olarak fiyat belirler, tartı aletlerini damgalar ve gerektiğinde kadıya bilgi verir.

Loncalar dayanışma, denetim ve adalet ilkelerine göre çalışırdı. Ticaret hayatı disiplin altına alınır, herkes istediği mesleği istediği yerde yapamazdı.

İhtiyaca göre üretim yapılır, esnafın çalışma alanları belirlenir ve işsizlik önlenmeye çalışılırdı. Hammadde bulma konusunda yardım edilir, kalite ve standardın sağlanmasına çalışılırdı.

Devletin uyguladığı ve narh adı verilen sistem uyarınca fiyat belirlemesi yapılırdı. Her esnaf birliğinin yardımlaşma sandığı vardı.


Üretim Dalları

Esnaf, üretici ve hizmet erbabı olarak iki grup idi. Üretici, hammaddeyi işleyip ürün olarak satar. Hizmet erbabı ise toplumun ihtiyacı olan bir hizmeti yapardı. Örneğin demirci ve marangoz üreterek satarken, berber ve hamal hizmet görürdü.

Bazı şehirler farklı iş kollarında öne çıkmıştı. Bursa'da ipekçilik, Tokat'ta bakırcılık, Ankara'da sofçuluk ileri düzeyde idi. Dokumacılık ve dericilik gelişmiş sanayi dalları arasındaydı. Maden sanayi, ordu ve tarımın ihtiyaçlarını karşılardı.



TİCARET

Osmanlılarda Ticaret ve Tüccar

Osmanlılarda ticaret ya sanatkarların ürettikleri malları satması ya da bir başka yerden getirilen malların tüccar tarafından satılması şeklinde idi. Ticari faaliyetler çoğunlukla açık veya kapalı çarşılarda gerçekleştiril irdi. Mallar burada pazarlanır ve vergileri de alınırdı. Toptan ticaret kapan ismi verilen hanlarda yapılırdı.

Piyasanın işlemesi devletin bilgisi altında idi. Devlet mali denetimi sağlar ve vergi gelirlerinin düşmesi önlenirdi. Seyyar satıcılar yapmak, düşük fiyatla mal satmak yasaktı. Devlet karaborsacılık ve vurgunculuğu engellemek için tedbirler alırdı.



Başlıca Ticaret Yolları

Osmanlı Devleti'nin hüküm sürdüğü topraklar birçok önemli ticaret yolunu kapsamakta idi. Bu yollar kara ve deniz yollarından oluşurdu. Ticaret bu yollar sayesinde gerçekleşiyordu. Devlet ticaretin gelişmesi için yollara çok önem vermişti.


Anadolu'daki Yol Düzeni
  • İstanbul'dan Halep yönüne giden sağ kol Şam'a,
  • İstanbul'dan Diyarbakır'a giden orta kol Bağdat'a,
  • İstanbul'dan, Erzurum ve Kars tarafına giden sol kol Nahcivan ve Tebriz'e kadar uzanıyordu.


Rumeli'deki Yol Düzeni
  • Sağ kol: İstanbul'dan başlar Eflak, Boğdan ve Erdel'e kadar uzanırdı.
  • Orta kol: İstanbul'dan başlar Belgrat üzerinden Avrupa'nın içlerine doğru uzanırdı.
  • Sol kol: İstanbul'dan başlar Selanik ve Mora'ya doğru ilerlerdi.


Ticari Emtia

Osmanlı ülkesinde en fazla alım satımı yapılan mallar tekstil ürünleri idi. Tekstil alanında bazı şehirlerde üretim ve bu üretime bağlı yoğun bir ticaret vardı. Mesela, Bursa ipekli sanayisinin merkezi konumundaydı.

Bunun yanı sıra Ankara ve çevresinde dokunan sof ismi verilen kumaş uluslararası alanda çok tanınmıştı.

Dış ülkelere satılan başlıca mallar, pamuk, yün, buğday, deri, tuz, ipekli ve pamuklu kumaşlar ve çeşitli madenler oluştururdu. Yurt dışından alınan mallar arasında kadife, züccaciye ve kâğıt önemli yer tutardı.



KAMU EKONOMİSİ (OSMANLILARDA BÜTÇE)

Osmanlı Devleti'nde mali teşkilatlanma I. Murat zamanında yapılmaya başlanmıştır. Osmanlılar ilk yıllarından itibaren bütçe düzenlemesine önem vermişlerdir.

Özellikle XVII. yüzyıldan itibaren para değerinin düşmesi, devletin gelirlerinin azalması, ekonominin bozulmasına yol açmıştı. Bunun sonucunda giderler gelirlerden fazla olmuş ve bütçe açık vermeye başlamıştı.



OSMANLI DEVLETİNDE VERGİLER

Şer'i Vergiler: İslam hukukuna göre alınan vergilerdir.

Öşür: Üreticinin ürettiği maldan onda bir (1/10) oranında alınan vergi.

Haraç: Müslüman olmayan kimselerin arazilerinden alınan vergi.

Cizye: Müslüman olmayan hane reislerinden alınan vergi.

Örfi Vergiler: Üreticilerden durumlarına göre alınan vergilerdir.

Resm-i Çift: Çiftçilerden toprakları karşılığında alınan vergidir.

Resm-i Ağnam: Hayvancılıkla uğraşanlardan alınan vergidir.

Çiftbozan: Toprağını sebepsiz yere terk eden veya üç yıl üst üste ekmeyen köylüden alınan vergidir.

Bac-ı Bazar: Pazar yerlerinden alınan vergidir.

Avarız: Olağanüstü durumlarda alınan vergidir.

Resm-i İspençe: Gayrimüslim çiftçilerden toprakları oranında alınan vergidir.


OSMANLILARDA PARA VE FİYAT HAREKETLERİ

İlk Osmanlı parası Osman Bey tarafından bastırılmıştır. XIX. yüzyıla kadar altın ve gümüş gibi değerli madenlerden yapılan paralar kullanıldı. Devletin bastırdığı belli ağırlıktaki madeni paralara sikke ismi veriliyordu.

Orhan Bey Dönemi'nde gümüş ağırlıklı akçe, Fatih Dönemi'nde ise altın para bastırılmıştır. Bunun yanı sıra yabancı altın ve gümüş paralar da kullanılırdı.

Hızlı nüfus artışı, Amerika'dan Avrupa'ya gümüş akışı, Avrupa'nın ticaretteki etkinliğinin artması gibi sebeplerden dolayı Osmanlı Devleti'nde hızlı fiyat artışları (enflasyon) görüldü. Bu durum ekonomiyi olumsuz yönde etkilemiş, XVI. yüzyılın sonlarında akçe değer kaybına uğramıştır.

XVIII.yüzyıldan itibaren kullanımda guruş ve altın dolaşımı önem kazanmıştır. İlk kağıt para Sultan Abdülmecit döneminde basıldı. Hazine bonosu niteliğindeki bu paraya kaime adı verildi. 1840 yılında mecidiye çıkarıldı. Temel para birimi guruş ve mecidiye oldu.


TÜKETİM

Osmanlı ülkesinde yaşayan şehirlilerin ve köylülerin tüketimleri onların yaşam tarzları ve kazanç durumlarıyla bağlantılıdır. XVIII. yüzyılın sonlarına kadar kıtlık ve savaş dönemleri hariç refah ve bolluk görülmüştür.

Orta gelir düzeyindeki insanlar arasında, temel ihtiyaç maddeleri ve kullandıkları eşyalar açısından çok büyük farklılıklar görülmez. Ancak gelir düzeyi yüksek bazı kesimlerin diğerlerine oranla daha geniş imkanlara sahip olduğu görülür.

Ayan ve Eşraf

Osmanlı Devleti'nde taşrada bulunan yerleşim merkezlerinin ileri gelenlerine ayan veya eşraf denirdi. Bu kişiler bulundukları yerlerde en etkili ve zengin kişilerdi.

Tımar topraklarının mukataaya çevrilmesiyle, bu toprakları iltizama alanlar genellikle ayanlar oldu.

Merkez teşkilatının bozulmasıyla beylerbeyi veya sancak beyi olarak atananlar makamlarına gitmeyerek o eyalet ya da sancaktaki ayanı Mütesellim (vekil) olarak görevlendirmiştir. Ayanlar devlet gücünün temsilcisi durumuna gelerek daha da güçlenmişlerdir.



DEĞİŞEN DÜNYA KOŞULLARI KARŞISINDA OSMANLI EKONOMİSİ

Yeni Ticaret Yolları

Osmanlı Devleti, İpek ve Baharat Yolu gibi önemli ticaret yolları üzerinde hakimiyet kurmuş, ancak Avrupa'da yaşanan ekonomik gelişmeler nedeniyle Baharat Yolu'ndan yeterince verim alınamamıştır. Afrika'nın güneyi dolaşılarak Hindistan'a ulaşılması, Osmanlı Devleti'nin ticari gelirlerini azaltmıştır.

Avrupalı devletler XVI. yüzyılın sonlarından itibaren sermaye birikimi elde ederek ticaret alanında büyük gelişmeler gösterdi. XVIII. yüzyılda Sanayi Devrimi başladı. Bu gelişmeler Osmanlı Devleti'ni olumsuz biçimde etkilemiştir.



ÜRETİM

Tarım

XVII. yüzyıldan itibaren isyanlar, göçler ve taşrada dengelerin değişmesi nedeniyle tımar sistemi eski önemini kaybetmeye başladı.

Sanayileşen Avrupa'da tarım üretimi azaldı. Bu durum Osmanlı Devleti'nin Avrupa'ya yakın bölgelerinde, tarımsal üretimin artmasına yol açtı. Ayrıca Avrupa'da sanayi hammaddesi olarak kullanılan pamuk ve tütün gibi ürünlerin üretimi de arttı.

XIX. yüzyılda tarım alanları üzerinde mülkiyet sistemine geçildi. 1854 Arazi Kanunnamesi ile uzun süre bir toprağı kullananlar o toprağın sahibi olmuşlardır.

1858'de tarım ürünlerinden alınan vergiler kaldırılarak sadece Aşar vergisi alınmaya başlandı.


Hayvancılık

Tımar sisteminin bozulması, konar göçerlerin devlet tarafından yerleşik düzene geçirilmeleri, hayvancılığı olumsuz yönde etkiledi. XIX. yüzyılda bazı bölgelerde Avrupa'dan gelen taleplerle canlanma yaşandı.


Sanayi

Sanayi Devrimi'nin Osmanlı Ekonomisine Etkileri

Sanayi Devrimi sonucunda Avrupa'da üretim artmış, ticaret gelişmiş ve yeni sanayi dalları ortaya çıkmıştı. Avrupa'da iki konu önem kazandı. Bunlar, üretim için gerekli hammadde ve ürünlerin satılacağı pazarlar idi.

Osmanlı Devleti'nin hammadde ihraç eden bir ülke durumuna gelmesi yerli esnafı zor duruma düşürmüştür. Daha önce Avrupa'ya kumaşı satılırken, XVIII. yüzyıldan itibaren yarı mamul madde olan ipliği satışı öne çıkmıştır.

Avrupalılar bol miktarda ucuz malı kapitülasyonları da kullanarak Osmanlı piyasasına kolayca sürebiliyordu. Yerli tüccar ve mallar Avrupa malları ile rekabet edemez duruma geldi. Yerli sanayi çökmeye başladı. El tezgahlarının bir birbiri ardına kapanması işsizliği ve ithalatı artırdı.


Karşı Tedbirler: Sanayiyi Islah ve Geliştirme Çabaları

Osmanlı yönetimleri lonca üretiminin XIX. yüzyıldan itibaren çöküntüye uğraması karşısında bazı girişimlerde bulundu.

  • Bazı sanayi hammaddelerinin ihracı yasaklandı.
  • Beykoz'da deri, Bakırköy'de bez ve Hereke'de dokuma fabrikaları açıldı.
1860'lı yıllarda kurulan Islah-ı Sanayi Komisyonu, çökmek üzere olan sanayi kuruluşlarını yeniden canlandırmak için 1873 yılına kadar faaliyet gösterdi. Yerli esnaf şirketleşmeye özendirilmesi ile çok ortaklı sanayi şirketleri kurulmaya başlamıştır.

Yabancı Yatırımlar

Avrupalılar XIX. yüzyılda mallarını Osmanlı topraklarında satmak ve çoğalan hammadde teminini kolaylaştırmak için ulaşım ve haberleşme alanlarında yatırımlar yapmaya başladı.

İlk olarak Aydın-Turgutlu arasında demiryolu hizmete açıldı. Daha sonraki süreçte bu alanda en büyük proje olan Bağdat demiryolu gerçekleştirildi.



TİCARET

Ulaşım ve Haberleşmedeki Gelişmeler

XIX. yüzyılda denizciliğin ve demiryollarının ekonomi açısından önemi artmıştır. XIX. yüzyıl başlarında Osmanlı deniz ulaşımı yabancı devletlerin elinde idi.

II. Mahmut Dönemi'nde buharlı vapurlar alınarak Boğaz'da kullanılmaya başlandı. 1844'te kurulan Fevaid-i Osmaniye şirketi, bu gemileri bünyesinde toplayarak, Marmara, Ege ve Karadeniz'de çalıştırmaya başladı.

1866'da İzmir-Aydın demiryolu hattı kuruldu. Bunu kısa mesafeli demiryolu hatlarının yapımı izledi. 1903'te Bağdat Demiryolunun yapımına başlandı. Bu gelişmeler içinde en önemlisi II. Abdülhamit tarafından gerçekleştirilen Hicaz demiryollarının yapımıdır.

1840 yılında Posta Nezareti kuruldu ve 1871'de Telgraf Müdürlüğü ile birleşerek Posta ve Telgraf Nezareti adını aldı. Telgraf sadece haberleşmede değil ticari alanda da önemli idi.

Ticari Dengelerin Bozulması, Osmanlı Pazarlarında Avrupa Malları

XVIII. yüzyılın ortalarından itibaren Osmanlı ekonomisi Avrupa ile rekabet edememeye başladı. Avrupalılar hammaddeleri ucuza alarak işlemiş ve mamul madde haline getirdikten sonra yüksek karlarla satmaya başlamıştır.

Yabancı mallardan alınan gümrük vergileri düşürüldü. Yabancılara mülk edinme hakkı verilmesi ile Avrupalı tüccarlar Osmanlı ülkesine yerleşerek etkinliklerini daha da artırdı. Yerli tüccarlar, Avrupalılarla rekabet edemeyerek piyasadan çekilmek zorunda kaldılar.


Kapitülasyonlar

XVI. yüzyılda Fransızlara ve sonraları diğer Avrupa devletlerine tanınan kapitülasyonlar başlangıçta siyasi ve ekonomik çıkarlar için verilmiştir. Ancak zamanla OsmanlI ekonomisini felakete sürüklemiştir. Geçici olan kapitülasyonlar I. Mahmut Dönemi'nde Fransa için sürekli hale getirildi (1740).

1838 Balta Limanı Ticaret Antlaşması ile İngiliz tüccarlardan alınan ithalat vergisi düşürüldü, ihracata uygulanan vergi arttırıldı. Yerli tüccarlar iç gümrük vergisi öderken yabancı tüccarlar bundan muaf tutuldu.

Para ve Bankacılık

Tanzimat'la birlikte Osmanlı Devleti ekonomik ilişkilerde, para ve kredi sistemlerinde yeni düzenlemeler yapmak zorunda kaldı. İlk banka 1847 yılında Bank-ı Dersaadet adıyla kuruldu.

1856 yılında İngilizler tarafından Bank-ı Osmani kuruldu. 1863 yılında adı Bank-ı Osmani-i Şahane olarak değiştirildi. Bu bankaya para basma yetkisi verildi. OsmanlI Bankası, son dönemde Duyun-ı Umumiye İdaresi ile birlikte Osmanlı maliye ve ekonomisine yön vermiştir.

Mithat Paşa tarafından, köylülere kredi vermek amacı ile Memleket Sandıkları kuruldu. 1868'de İstanbul Emniyet Sandığı açıldı. Ülkenin çeşitli yerlerinde banka şubeleri açılmaya başlandı


Kamu Ekonomisi

Osmanlı bütçesi XVII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren özellikle tımar sisteminin bozulması ve çeşitli sebeplerden dolayı açık vermeye başlamıştır.


Bütçe

Bütçe açıkları nedeniyle Osmanlı Devleti'ni hazineye yeni kaynaklar bulma çabalarına yöneltti. XVIII. yüzyılda tımar gelirleri arasında bulunan birçok vergi doğrudan hazineye gelir kaydedilmeye başlandı.

Zaman içinde Tımar sisteminin bozulmasıyla, dirlik toprakların önemli bir kısmı Miri Mukataa haline getirildi. Bu toprakların gelirleri peşin alınan bir bedel karşılığında üç yıllığına iltizama verilmeye başlandı.

1695 tarihinden itibaren iltizam usulünde yeni düzenlemeler yapıldı. Mukataalar mültezimlere sürekli olarak verilmeye başlandı. Bu uygulamaya Malikane Usulü adı verildi ve yaklaşık bir asır sürdü.

Ağırlaşan mali şartlar yüzünden hazineye yeni kaynaklar aranmaya başlandı. Bu amaçla 1775 yılında Esham Usulü'ne geçildi. Buna göre, mukataaların yıllık karları hisselere bölünüyor ve belli fiyatlarla isteklilere satılıyordu.

Tımar sistemi II. Mahmut zamanında kaldırılarak başta valiler olmak üzere devlet memurları maaşa bağlanmıştır.


Bütçe Açıkları: Borçlar İç Borçlar


XVIII. yüzyılda Avarız adı verilen olağanüstü dönem vergisi sürekli hale getirildi. XIX. yüzyılda para ayarlamaları, kâğıt para çıkararak borçlanma, tahvil satma ve Galata bankerlerinden kısa vadeli borç alma yoluyla bütçe açıkları kapatılmaya çalışıldı.


Dış Borçlar

Osmanlı Devleti ilk defa 1854 yılında Avrupa'dan borç almıştır. Zamanla bu yol sık sık kullanılmaya başladı. Alınan borçlar gelir getirecek işlere yatırılamıyordu.

Alınan paralar, saray, demiryolları, donanma ve ordu için harcanmıştır. 1875 yılına gelindiğinde devlet, borçlarının taksitlerinin yarısını ödeyebileceğini ilan etti.

1881 yılında Muharrem Kararnamesi yayınlandı. Bu kararname neticesinde alacaklı devletlerle, borçların nasıl ödeneceği konusunda görüşmeler yapıldı.

Borçların tahsili amacıyla Duyun-ı Umumiye adında bir teşkilat kuruldu. Bu kurum Osmanlı Devleti'nin gelirlerinin önemli bir kısmına el koyuyor ve alacaklarını belli bir plan dahilinde tahsil ediyordu.



D.CUMHURİYET DÖNEMİ'NDE EKONOMİK YAPI

Kurtuluş Savaşı Sonrası Ekonomik Durum

Osmanlı Devleti, son günlerinde ekonomik yönden çökmüş bir ülke görünümünde idi. Savaşların finansmanında iç kaynaklar yetersiz kalmış ve yüksek miktarda borçlanmaya girilmişti. Yıllardır süren savaşlar sonrası, birçok işyeri kapanmış, üretken nüfus azalmış, çocuk ve yetişkin ölümlerinde artışlar olmuş, aileler parçalanmış, göçler nedeniyle işsizlik had safhaya varmıştı.

Eldeki kaynaklar, askeri ihtiyaçları karşılamaya harcanmıştı ve her türlü savaş malzemesi halkın katkıları ile sağlanmıştı. Mevcut işletmelerin çoğu yabancıların elindeydi. Şeker, kumaş gibi temel ihtiyaç maddelerinin pek çoğu yurt dışından geliyordu.

Yeni Türk Devleti'nin kurulduğu günün ertesinde, 24 Nisan 1920'de çıkarılan ilk yasa ile hayvan vergisi dört katına çıkarılmış ve doğrudan gelir artırılmaya çalışılmıştır. Bu güç dönemde yeni vergiler konulmuş, bankalardan zorla borç alınmış, zaman zaman posta havaleleri bile geçici olarak maliyeye alınmıştı.

İzmir İktisat Kongresi

Yeni devletin ekonomi programını belirlemek için 17 Şubat 1923'de İzmir İktisat Kongresi toplandı. Mustafa Kemal, açılış konuşmasında, "Hayat demek ekonomi demektir. Çünkü millet yoksul kaldıkça hiçbir şey yapamaz. İlk önce zengin olmalıdır. Öncelikle ekonomiye önem vermek lazımdır." demiştir.

Kongrede çiftçi, sanayici, tüccar, işçi temsilcilerinden oluşan 1135 delegenin ortak çalışmaları sonucunda, "Misak-ı İktisadi" kabul edilmiş, alınan kararlarda ülkenin siyasi bağımsızlığının ekonomik bağımsızlıkla güçlendirilmesi hedeflenmiştir.

Kongrede alınan kararlardan bazıları şunlardır:
  • Özel girişimcilerin desteklenmesi,
  • Yatırımcılara kredi sağlayacak bankaların kurulması,
  • Hammaddesi yurt içinde olan endüstri kollarının kurulması,
  • Günlük tüketim mallarına öncelik verilmesi,
  • Önemli kuruluşların millileştirilmesi,
  • Kendi limanlarımızda kabotaj hakkımızın kullanılması
İzmir İktisat Kongresi, daha çok içerdeki dengeleri kurmaya ve ülkenin iktisadi alt yapısını oluşturmaya yönelik olarak düzenlenmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk bütçesi, 1 Mart 1924'de 120 milyon Lira olarak yürürlüğe girmiştir. 3 Ağustos 1924'de "Türkiye Cumhuriyeti" sözcükleri ile 10 kuruşluk ilk madeni para basılmıştır.


Lozan Antlaşması'nın Ekonomik Yansımaları

Yeni Türk Devleti, bağımsızlığının dünyaca tanınmasında önemli rolü olan Lozan Antlaşması ile ekonomik açıdan önemli gelişmelere imza atmıştır.

Özellikle Osmanlı Devleti'nin XVIII. ve XIX. yüzyıllarında mali yapısını alt üst eden kapitülasyonlar, Lozan'da varılan karar gereğinde tüm sonuçları ile birlikte kaldırılmıştır. Bu şekilde Türkiye'nin ekonomik bağımsızlığının önündeki önemli bir engel kaldırılmış oluyordu.

Lozan'da gündeme gelen konulardan bir diğeri de Osmanlı dış borçları sorunu idi. Osmanlı dış borçları Osmanlı egemenliğinden ayrılan devletler arasında paylaştırıldı. Türkiye bu borcun kendi payına düşen kısmını taksitler halinde ödemiştir.



Tarım Alalımda Yapılan Çalışmalar

1927 nüfus sayımında Cumhuriyetin nüfusunun 13.648.000 kişi olduğu belirlenmiştir. Genel nüfusun % 47,71'ini çiftçiler (4.368.061) % 3,7'sini sanatkarlar (299.000) ve % 2,8'ini de tüccarlar (257.000) teşkil ediyordu. Bu da göstermektedir ki, Cumhuriyetin ilk yıllarında tarımın ekonomideki yeri oldukça büyüktü.

Tarım alanındaki reformların en önemlisi, aşar vergisinin 1925 yılında kaldırılmasıdır.

1925'te çıkarılan bir kanunla köylülere bedelini yirmi yılda ödemek üzere toprak dağıtılmıştır. 1926 yılında çıkan bir yasa ile de tarım işlerinde zirai araç ve makinelerin kullanımını arttırmak için teşvikler uygulandı.

Ziraat Bankası, küçük çiftçilere kredi kolaylıkları tanımaya yöneldi. Kurulan yeni çiftliklerde modern tarım yöntemleri uygulanarak çiftçilere örnek olundu. Tarım Kredi Kooperatifleri ve Yüksek Ziraat Enstitüsü açıldı.



Ulaştırma Alanında Yapılan Çalışmalar

Atatürk ulaştırma sektörüne özellikle de demiryollarının geliştirilmesine önem vermiştir. Mustafa Kemal'in, "Bütün vatan bir demir kitle haline gelecektir. Demiryolları memleketin tüfekten, toptan daha önemli bir güvenlik silahıdır. Demiryolları Türk milletinin refah ve uygarlık yollarıdır." sözleri buna iyi bir örnektir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında yabancı şirketlerin yönetiminde bulunan demiryolları 1924'de "Anadolu Demiryollarının Devletleştirilmesi Hakkında Kanun" ile devletleştirilmiş ve bir yandan da yeni demiryollarının yapımına önem verilmiştir.

Demiryolları, 1935'de İsparta'ya ve 1938'de Erzincan'a kadar ulaşmıştır. Cumhuriyetin ilk on yılında Batı, İç ve Doğu Anadolu, demiryolu ile birbirine bağlanmıştır. 1923'de 1.378 km olan demiryolu, 1938'de ise 6.656 km'ye çıkarılmıştır.

Köy ve kasaba yollarının yapımı için bütçe olanakları elvermediğinden "Yol Mükellefiyeti Kanunu" ile 1925'de halka yol yapma yükümlülüğü getirilmiştir.

Ulaştırma alanında yapılan diğer önemli atılımlar da denizcilik sektöründedir. Osmanlı Devleti'nde birçok limanın işletilmesi yabancıların elindeydi. 1926'da Kabotaj Kanunu' çıkarılarak kabotaj hakkı yabancıların elinden alınmış, Türk karasularında yalnız Türk gemilerinin yolcu ve yük taşıyabileceği kabul edilmiştir.

1933'de Denizyolları İşletmesi kurulmuştur. 1933'de İzmir Rıhtım Şirketi ve 1935'de İstanbul Rıhtım Şirketi satın alınarak devletleştirilmiştir. Ayrıca, 1937'de Deniz Bank kurulmuştur.

Havacılık alanında 6 Ekim 1926 Kayseri'de uçak fabrikası açılmış, 1934'de 6 avcı uçağı üretilmiştir. 1929'da İstanbul-Berlin arasında tarifeli uçak seferleri başlamıştır. Yurt içinde ise ilk olarak, 1933'de Ankara-İstanbul arasında tarifeli uçak seferleri başlamıştır.

Sanayi Alanında Yapılan Çalışmalar

Ekonomik kalkınma için sanayileşme bir zorunluluktu. 1927 yılında sanayi kuruluşlarının desteklenmesi amacı ile Teşvik-i Sanayi Kanunu çıkarılmıştır. Bu kanunla yerli sanayi sektörüne,
  • ucuz devlet arazisi tahsisi,
  • çeşitli vergi muafiyetleri,
  • taşıma ve ulaştırma indirimleri
gibi kolaylıklar getirilmişti ve sermaye birikimi sağlanması için devlet desteği veriliyordu. Milli ekonomi anlayışı ile milli tüccar ve milli sanayici oluşturulmaya çalışılmıştır. 1929'dan itibaren, ulusal sanayinin yabancılarla rekabet edebilmesi için ve korunması için gümrük tarifeleri yükseltilmeye başlandı.

1925'de şeker fabrikalarının kurulması ve ayrıcalıkları hakkında kanun kabul edildi. Cumhuriyetin ilk on bir yılında dört şeker fabrikası açıldı. Atatürk 1937'de yaptığı bir konuşmada, "Şeker fabrikalarının sayısı yirmiye çıkmaz ve şekeri ekmek kadar kolay alınır hale getirmezsek, gürbüz çocuklara hasret kalacağız." demiştir.

Bursa dokumacılık fabrikası (1927), Bünyan dokuma fabrikası (1927), Ankara çimento fabrikası (1928) ve Ford Şirketi ile bir otomobil montaj fabrikası (1929) kuruldu.

1923-29 arasında devlet, devletleştirme politikası uygulamaya devam ederken, özel girişimi de teşvik etmek için yoğun çaba harcamıştır.

1929 Ekonomik Bunalımı ve Devletçi Ekonomik Model

1929'da ABD'de başlayan ekonomik kriz dünya ülkeleri gibi ülkemizi de etkilemiştir. Kriz sonrasında tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de, devletçi, müdahaleci ve korumacı politikalar uygulanmaya başlanmıştır. 1930'lu yıllar 'Devletçilik' dönemi olarak nitelendirilir.
  • 1924 yılında çıkarılan bir kanunla Anadolu demiryolları ve Ergani Bakır İşletmesi devletleştirildi.
  • Daha sonra İzmir Rıhtım Şirketi (1933), İstanbul Rıhtım Şirketi (1935), İzmir Havagazı Şirketi (1936) İstanbul Telefon Şirketi (1936), İstanbul Elektrik Şirketi (1938) ve İzmir Telefon İşletmesi (1938) satın alınma yolu ile devletleştirildi.
  • 1926 yılında şeker, petrol ve benzin tekeli devletin eline geçmiştir.
  • Merkez Bankası, Devlet Sanayi Ofisi ve Türkiye Sanayi ve Kredi Bankası kurulmuş ve Türk Parasını Koruma Kanunu kabul edilmiştir.
  • 22 Nisan 1930'da Ankara Sanayi Kongresi düzenlenmiştir.
  • 1933 yılında Sümerbank kurulmuştur.


I.Beş Yıllık Sanayi Planı

17 Nisan 1934 uygulanmaya başlanan I. Beş Yıllık Sanayi Planı ile ülke genelinde planlı sanayileşmeye geçilmiştir. 1. Beş Yıllık Sanayi Planı'nda tekstil, kendir-keten, demir-çelik, porselen-çini, klor, suni ipek, selüloz ve kâğıt tesisleri, şeker, süngercilik ve gül sanayileri gibi alanlar yer almıştır.

Bu girişimler büyük ölçüde vergiler ve iç borçlanma ile gerçekleştirilmiş, ancak 1934'de Sovyetler Birliği ve İngiltere'den dış borç da sağlanmıştır. Yeni Türk Devleti'nde birçok yeni banka kurulmuştur.

Türklerde Ekonomi Ünitesi Konu Anlatımı ve Ders Notunu pdf olarak ekten indirebilirsiniz
 

Ekli dosyalar

Üst Alt