• Kaynak menüsünden dosya indirebilmek istiyorsanız lütfen forum kullanım bilgisini okuyunuz

Türklerde Hukuk Konu Anlatımı ve Ders Notu

Tarih Öğretmeni

Sultan
Yönetici
Sultan
Katılım
11 Mar 2009
Mesajlar
7,917
Beğeniler
6,266
Puanları
113
Konum
Yeryüzü
Web sitesi
www.tarihbilinci.com
#1
TÜRKLERDE HUKUK
A. İLK TÜRK DEVLETLERİNDE HUKUK

İlk Türk devletleri hukuk yapılarını yaşadıkları coğrafyadan, farklı toplumların din ve dünya görüşlerinden etkilenerek, ilişki halinde bulundukları toplulukların teşkilatlarını örnek alarak oluşturmuştur.

Türkler, İslam'ı kabul ettikleri dönemde eski ve güçlü bir hukuk sistemine sahip idi. Fakat bu hukuk sistemi günümüzde olduğu gibi kanunlar halinde tespit edilmemişti. Çünkü o devirlerde yazılı kanunlara sahip devletler azdı. Zaman içinde Türklerin de yazılı hukuk kurallar hazırladığı görülür.

İslam öncesi Türk hukuku ile ilgili sınırlı bilgi kaynaklarının başında Çin kaynakları gelir. Uygurlardan önceki devletlerin hukuki yapılarını aydınlatacak nitelikte arkeolojik kaynaklara rastlamak güçtür.

Orhun Yazıtları Kök Türk devlet hukuku açısından bize çeşitli bilgiler vermektedir. Örneğin hakan her işini halk için yapmalıdır. Halkın refahını sağlamak, savaşlar sonucunda zaferler kazanmak gibi görevlerle yükümlüdür. Bu durum Kök Türklerde gelişmiş bir devlet- toplum ilişkisinin var olduğunu ortaya koymaktadır.

Uygurlardan sonra bu kaynaklar zenginleşmiştir. Kazılarda bulunan yazıtlardan başka bu kazılar sırasında elde edilen kağıt ve deri üzerine yazılmış belgeler de hukuki bakımdan büyük değer taşımaktadır.


Egemenliğin Kaynağı


Türkler, hükümdar ve ailesine Gök Tanrı tarafından yönetim yetkisi verildiğine inanırdı. Bu anlayışa kut adı verilirdi. Bu durum, yönetim anlayışının Türklerde kutsal bir temele dayandığı anlamına gelmektedir.

Kanun anlamına gelen töre, eski Türk sosyal ve siyasi hayatını düzenleyen zorunlu kurallar bütünü idi. Türklerde devlet töre kurallarına dayalı bir oluşumdu. Devletin varlığı törenin varlığına bağlı idi.

Milleti için çalışması gereken hükümdar, görevlerini yerine getirmezse kutun Gök Tanrı tarafından geri alındığı düşüncesi ile iktidardan düşürülebilirdi.


Kurultay

Türk devletlerinde devlet işleri kurultayda görüşülüp karara bağlanırdı. Kurultaya hakan başkanlık ederdi. Kurultayın savaş ve barış gibi önemli konularda aldığı kararlar hakanı bağlamazdı. Bu durum kurultayın bir karar organı değil, bir danışma organı olarak çalıştığını ortaya koymaktadır.


HUNLARDA HUKUK

Hun Devleti'nin hukuki yapısı hakkındaki bilgiler Çin hükümdarının saraylarında resmi memur olarak çalışan tarihçilerin kaydettikleri bilgilerden oluşmuştur.

Hunlarda, hakanın görevleri iyi kanunlar yapmak, bu kanunları adaletle uygulamak ve halkı korumak idi. Çünkü bir devletin kanun ile ayakta durabileceğine inanılmıştır.

Eski Türk topluluklarında, toplum içinde ferdin büyük bir önemi vardır. İnsana insan olduğu için değer verilmiştir.


Hun Kanunlarında Cezalar

Çin kaynaklarından elde edilen bilgilere göre Hunlarda kan gütme adeti yoktur. Herhangi birisini öldüren bir kimse idam edilir. Küçük suçlar damgalanmak ya da sopayla dövülmek, büyük suçlar ise ölümle cezalandırılır.

Hırsızlık suçunda bu suçu işleyen kimsenin ailesi de aynı derecede sorumlu tutulmuştur. Hapis cezası ancak on gün kadardı. Göçebe bir toplum yapısına sahip bulunulduğu için hapishane kurulmamıştır.

Hunlarda uluslararası hukuka ait ilkeler de mevcuttur. Herhangi bir anlaşmazlık durumunda iş barışçı yollardan halledilmeye çalışılmıştır. Ayrıca elçilerin dokunulmazlığı ilkesini de benimsemişlerdir. Hunlara göre savaştan kaçmak ile ölmek eş değerdedir. Bu nedenle savaştan kaçmanın cezası ölümdür.

Hunlarda, hakanın eşi hatun da devlet yönetiminden sorumlu kişiler arasında sayılmaktadır.


KÖK TÜRKLERDE HUKUK

Kök Türk hukukuna ait bilgi veren kaynaklar, Çin ve Bizans kaynaklarıdır.

Kök Türk hakanlarının görevi, Türk boylarını yönlendirmek, korumak ve örgütlendirmek, yüksek rütbeli memurları atamak, halkını refaha götürmek, ülkesini büyütmek, ordularını sevk ve idare etmek idi.

Hakanın gücünü Gök Tanrı'dan aldığına inanılmış, Orhun Yazıtlarında hükümdara itaatin yararı vurgulanmıştır. Kök Türk Devleti'nde, idari işlerde çeşitli adlar ile anılan görevliler mevcuttur.

Bu görevlilerin başında "Yabgu" gelir. Yabgu, devlette kağandan sonra gelen en önemli kişi yani kağanın yardımcısıdır. Herhangi bir görevde bağlı olmayan veliahta "Tegin" denilmektedir. "Şad" emri altında belirli sayıda tebaası bulunan ve kağanla aynı soydan gelen prenslerdir.

Yargu ve Yargan

Eski Türklerin "Köni" adını verdiği adliye teşkilatı Kök Türklerde önemli gelişme göstermiştir. Bu teşkilat, hükümdarın başkanlığındaki yüksek devlet mahkemesi "Yargu" ile hakan adına örfi hukuku uygulamakla görevli "Yargan" ve bunların yanlarındaki kişilerden oluşmuştur.

Törenin Kaynaklan

Eski Türklerde "Töre" adı verilen hukukun üç kaynağı vardır:

1.Halk. Halkın örf ve adetlerinden çıkan hukuka " ısur" adı verilmiştir.

2.Kurultay, yani beylerin kararları.

3.Hakan. Yani hükümdarın yasama çalışmaları sonucunda meydana gelen kurallardır.


Kök Türklerde cezalar devlet adına ve kamu yararları göz önünde tutularak verilmiş ve uygulanmıştır. Ancak bazen cezanın, sadece suçluya değil, suçlunun yakınlarına da uygulandığı görülmüştür.

Suçlar iki kısma ayrılmıştır. Bunlardan birincisi, büyük suçlardır ve cezası idamdır. Kök Türklerde isyan, adam öldürmek, bağlı atı çalmak, ikinci defa hırsızlık yapmak büyük suçlardan sayılır ve idam ile cezalandırılır. Cezayı vermek ve infaz etmek hakkı devlete aitti.

İkinci tip suçlar, hafif suçlardır ve cezası genellikle mali tazminattır. Dövme ve yaralama suçlarının cezası yalnız hayvanla ödenen tazminattan ibarettir.

Hırsızlıkta ise suçlu çaldığı eşyanın sayı ve değerde on katını ödemek zorundadır. Bazı hafif suçlarda tazminatla beraber uzun süreli olmayan hapis cezalarına da rastlanmıştır.


Özel Hukuk

Kök Türklerde kadın toplum içinde önemli bir sosyal statüye sahip idi. Yazıtlardan hakanların "hatun" adı verilen eşleriyle birlikte tahta çıktıkları anlaşılmaktadır. Ayrıca hakan öldüğü zaman çocukların velayeti annelerine geçerdi.

Kök Türklerde kağanın, topraklar üzerinde mülkiyet hakkı vardır. Kağanlar, toprağı diledikleri boylara bölüştürüp, onları oraya yerleştirebilmişlerdir.

Ayrıca her ne kadar göçebe ise de her Türkün bir parça toprağa sahip olduğu anlaşılmaktadır. Bu toprak kabilelerin kışı geçirdikleri kışlaklarda bulunmuştur. Mirasta en küçük oğul bu toprağı, diğerleri ise taşınabilir malları almıştır.



UYGURLARDA HUKUK

Uygurlar, uygarlık tarihi bakımından bütün Türk toplulukları içinde ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Çin kaynakları, Kutadgu Bilig ve Doğu Türkistan'da ele geçirilmiş olan hukuksal belgeler Uygur hukuku ile ilgili bilgiler vermektedir.

Uygur Devleti'nin de parçalanması üzerine Doğu Türkistan'a yerleşen Uygurlar, Çin'in etkisi altında özgün bir hukuk sistemi geliştirmişlerdir. Turfan bölgesinde yapılan araştırmalar sonucunda bulunan birçok hukuki belge ele geçirilmiştir.

Bu belgeler çoğunlukla borç alıp-verme, alım-satım, kiralama, rehin, vakıf belgeleri niteliğindedir. Bu belgeler arasında vasiyetname şeklinde düzenlenmiş olanlar da mevcuttur.


Devlet Hukuku

Kutadgu Bilig'de, egemenliğin esasının adalet olduğu üzerinde durulmuştur. Uygurca belgeler arasında da bu nitelikte şahitlik ve dilekçe gibi yazılı belgelerin bulunuşu, Uygurlarda yargı teşkilatının ulaştığı düzeyi göstermektedir.


Özel Hukuk


Uygur belgelerinden, Uygurların köleliği kabul ettikleri sonucu ortaya çıkmaktadır. Köle satış belgelerinde kölelerin cinsiyeti belirtilmiştir. Ayrıca Uygurlar vakıflar konusunda da bilgi sahibi idi.

Aile Hukuku

Bütün eski Türk toplumlarında olduğu gibi, Uygurlarda da aileye büyük önem verilmiştir. Çin kaynaklarından elde edilen bilgilere göre, Uygurlarda aile, resmi ve hukuki bir evlenme sözleşmesine dayanmıştır.

Evlenmenin şartları arasında, tarafların ve anne babanın rızası gereklidir. Ayrıca güveyi tarafından kız için kızın babasına ve velisine verilen "kalın" adı ile anılan belli bir miktar mal söz konusudur. Bu bedel birkaç baş hayvandan ibaret olabildiği gibi yüzlerce at ve binlerce koyun da olabilmiştir.


Ticaret Hukuku

Uygurlar, başta ödünç, satım, kira ve hizmet sözleşmesi olmak üzere bütün sözleşme çeşitlerini uygulamışlardır. Borç alıp-verme belgelerinde, faizi ile alınacak mal belirtildikten sonra, ne zaman ve hangi miktar ile faiz karşılığı malın geri verileceği kaydedilmiştir.

Uygurlarda topraklar üzerinde bireylerin mülkiyet hakkı olduğu da bilinmektedir. Bunun yanında mülk sahibi toprağını kullanma veya başkasına satma haklarına da sahipti.



B. TÜRK- İSLAM DEVLETLERİNDE HUKUK


KARAHANLILAR VE GAZNELİLER

Karahanlılarda İslam'ın kabulünü izleyen dönemde ve Gazneliler Dönemi'nde İslam inancının adalet teşkilatı üzerinde belirgin bir etkisinin olduğu görülür. Hukuk kuralları ve cezalar İslam inancı dikkate alınarak şekillendirilmiştir.

Ancak bu dönemde Türk geleneklerinin de adalet teşkilatında önemli bir rolü olduğu görülmektedir.


SELÇUKLULARDA HUKUK


Büyük Selçuklu Devleti hukuk bütün şer'i ile örfi hukuk kurallarından oluşurdu. Şer'i kurallar yanında örf, yani hükümdarın iradesinden doğan ayrı bir hukuk prensibinin de var olduğu görülür.

Şer'i hukuku ilgilendiren davalara kadılar bakardı. Kadıların başında Kadı'ul Kudat bulunurdu. Kadıların kararlarına dışarıdan müdahale edilmesine izin verilmemiştir.

Yargı, verdiği kararlarda bağımsız hareket etme imkanına sahipti. Kadı, miras meseleleri, nikah kıyılması, nafaka tayini, her türlü tasarruf anlaşmazlıkların, alacak davalarının ve vakıf işlerinin düzenlenmesi gibi konularda yetki sahibiydi.

Ordu mensuplarının davalarına başında Kadı Leşker'in bulunduğu askeri mahkemeler, asayiş, kanunlara itaatsizlik gibi suçlara örfi mahkemeler bakardı. Örfi davalara bakan mahkemeye ise Emir-i Dad başkanlık ediyordu.

Selçuklularda davaların uzamaması için hızlı çalışan bir mahkeme sistemi kurulmuştur. Divan-ı Mezalim adı verilen mahkemelere gelen şikayetleri çoğu zaman hükümdar bizzat dinleyerek sonuca bağlamaya çalışırdı. Şikayetler halkın ekonomik durumu, devlet görevlileri, vakıflar ve devlet yöneticileri ile ilgili olabilmekteydi.

Çözüm makamı hükümdarın bizzat kendisi idi. Hükümdar Divan-ı Mezalim'e gelememişse vezir başkanlık etmekteydi. Büyük Selçuklularda haftada iki gün Di-van-ı Mezalim kurulurdu. Türkiye Selçuklu Devleti de bu geleneği devam ettirmiştir.


Cengiz Yasaları

Moğol kanunları Türk hukuk anlayışının etkisinde şekillenmiştir. Cengiz Han tarafından düzenlenen ve Türk töresi esas alınarak hazırlanan kanunlar, devletin dış ilişkilerini, ordu teşkilatını, vergi sistemini, hatta toplumsal ilişkilerini düzenlemekteydi. Adalet kurumunda da Cengiz Yasaları geçerliydi. Bu kanunlar bazı Türk devletleri tarafından örnek alınmıştır.


Türkiye Selçuklularında Hukuk


Türkiye Selçuklu veziri sultanın vekili idi. İleri gelen devlet adamlarını tutuklayabilirdi. Sultan, pazartesi ve perşembe günleri Divan-ı Mezalim'de davalara bakardı.

Sultan şer'i davaları genellikle kadıya havale eder, örfi davaları da divan aracılığıyla hallederdi.

Türkiye Selçuklularında adalet teşkilatının başında sultan ve vezirden sonra en yetkili kişi tüm adli işlerin başkanı olan Kadı'ül Kudat idi. Kadı'ül kudat aynı zamanda ilmiye sınıfının da başıydı.

Şer'i ve hukuki işlere kadılar bakardı. Kadılara vereceği kararlarda hiçbir kişi veya kuruluş müdahale edemezdi.

Türkiye Selçuklu Devleti'nde bu mahkemelerden başka, askeri davalara bakan mahkemeler de bulunurdu. Askeri davalara ve miras işlerine Kadı Leşker denilen kişiler bakmaktaydı.

Türkiye Selçuklularında Emir-i Dad denilen ve Gerektiğinde divan üyelerini ve veziri adalet önüne çıkaran, tutuklama yetkisine sahip bir görevli de görmekteyiz.

Anadolu Türk beylikleri, diğer alanlarda olduğu gibi hukuk alanında da teşkilatlar kurarak Selçuklu Devleti'ni örnek aldılar.


C.OSMANLILARDA HUKUKİ YAPI

Osmanlı hukuk düşüncesi, eski Türk ve İran yönetim anlayışı ile İslam kurallarından alınmış dinsel hukuk düşüncesinin sentezine dayanmaktaydı.

Osmanlı Devleti, dinsel temeller üzerinde kurulmuş ve bütün güçlerin padişahta toplandığı bir yönetim modeli oluşturmuştu. Osmanlı Devleti’nde hukuk sistemi şer' i hukuk ve örfi hukuk olmak üzere ikiye ayrılmıştır.

İslam hukuku Osmanlı Devleti'nin temel yasası niteliğindedir. Ancak şer'i hukuk kurallarının düzenlemediği alanlara ilişkin olarak padişahın koymuş olduğu kurallardan oluşan bir hukuk alanı daha vardı ki, buna örfi hukuk denilmekteydi.

Kanunnameler

Osmanlı padişahları şer'i kurallarla aykırı olmamak şartıyla hükümdara verilen kanun yapma yetkisine dayanarak kanunnameler hazırlamıştır. Umumi kanunnameler, sancak kanunnameleri, hususi kanunnameler gibi çeşitleri olan bu kanunnamelerin en önemlileri Fatih ve Kanuni tarafından hazırlatılmıştır.

Padişahlar ayrıca gereği durumunda adaletname adı verilen fermanlarla ülkenin en ücra köşesinde kanunlar koymakta ve adaleti her yere ulaştırmaya çalışmaktaydı.


Adalet Teşkilatı'nın Görevlileri

Osmanlı Devleti adliye teşkilatının başında, şeyhülislam bulunurdu. Şeyhülislamdan sonra gelen ikinci kişi Kazasker idi. Ordunun adaletle ilgili işlerine bakan bu makam, diğer adli işlerde de üst yargı makamı ve şeyhülislamın yardımcısı idi.

I. Murat zamanında kurulan bu makam 1480'den sonra Anadolu ve Rumeli kazaskerliği olarak ikiye çıkarıldı.

Adalet teşkilatının üçüncü önemli kişisi kadı idi. Kadılık, İslam hukukunun uygulanmasıyla görevli makamdı. Başlangıçta İznik ve Bursa'da olmak üzere iki kadılık vardı. Kadı, şeri mahkemelerin başı idi.

Osmanlı adalet teşkilatı tamamen bağımsız olup, adalet işleri ilmiye sınıfının elinde idi. Kazaskerler, ayrıca haftada birkaç kez yüksek davalara bakarlardı. Rumeli civarındaki kadılar Rumeli, Anadolu tarafındakiler Anadolu kazaskerine tabi idi.

Kadının verdiği karar temyiz edilebilir, kişiler haklarını aramak için Divan'a başvurabilirdi. Divan bir yüksek mahkeme durumunda idi. Sancaklarda ve eyalet merkezi olan büyük şehirlerde kadılar görev yapmaktaydı.

Medreselerin yüksek kısmından mezun olmadıkça kadı olunamazdı. Kadı, aynı zamanda kaymakam ve belediye başkanı vazifelerini de görürdü. Nahiyede kadı yardımcısı olan naib, hakim, belediye başkanı ve nahiye müdürü vazifelerini görürdü.

Kazasker mahkemesinde kararı bozulan kadının sicili bozulur, terfi edemezdi. Rüşvet söz konusu ise kadı meslekten çıkarılırdı. Ayrıca halka eziyet, kadılık bölgesini terk etme, yazmış olduğu delillerde karışıklık olması, savaş zamanlarında görevi ihmal gibi sebeplerde görevden alma nedeni idi.

Nizam-ı Cedit Dönemi

XVIII. yüzyıl sonunda Osmanlı devlet adamları devletin içine düştüğü durumun sebeplerini kanunların uygulanmaması olarak saptamıştır. Ancak XVII. yüzyıldan farklı olarak eski kanunları tekrar uygulamak yerine, mevcut hukuk kurallarının Batı dikkate alınarak yenilenmesi gerektiği düşünülmeye başlanmıştır. Buna karşın bu dönemde hukuki yapıda önemli bir değişiklik gerçekleştirildiği söylenemez.


XIX. Yüzyıl Başlarında Hukuk Düzenlemeleri

Osmanlı Devleti'nde hukuk alanındaki ilk ciddi yenilik girişimleri II. Mahmut Dönemi'nde başlamıştır.

Bu dönemde
  • Müsadere yöntemi kaldırılmıştır.
  • Devlet memurlarının hukuki durumları iyileştirilmeye çalışılmıştır.
  • Avrupa'dakine benzer şekilde nezaretler ve hükümet kurulmuştur.
  • Dar-ı Şura-y Askeri adıyla bir kurul oluşturulmuş, bu kurul askerlik işleriyle ilgili karar taslaklarını hazırlamakla görevlendirilmiştir.
  • Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliyi ve Dar-ı Şura-yı Babıali oluşturulmuştur. Bu kurullar yönetimle ilgili bazı kararlar almakla ve memurların yargılanması ve dev-let-birey uyuşmazlıklarının çözümü konusunda görevlendirilmiştir.
  • Hazırlanan kanunların yayınlanması için Takvim-i Vekayi adıyla ilk resmî gazete çıkarılmıştır.
II. Mahmut Dönemi'nde hukuk devleti kavramına doğru yönelmenin başladığı görülür. Müslümanlar ile gayrimüslimler arasında eşitlik düşüncesine doğru gidilmeye çalışılmış, azınlıkları devlete bağlı tutma düşüncesi öne çıkmıştır.


Tanzimat Döneminde Hukuk

Osmanlı Devleti'nde çağdaş anlamdaki kanun yapma girişimleri 1839 yılında Tanzimat Fermanı'nın yayınlanmasından sonra başlamıştır.

Tanzimat Fermanı ile ortaya koyulan ilkelerden bazıları şunlardır:
  • Ayrım yapılmaksızın can, ırz ve mal güvenliğinin sağlanması,
  • Vergi toplama yöntemlerinin yeniden ve adaletli şekilde düzenlenmesi,
  • Askerliğin belli bir süre ile sınırlandırılması.
Padişahlara tanınan örfi ceza verme yetkisi kaldırılmış, cezaların kanuna uygun olarak mahkemelerce verilmesi kararlaştırılmıştır. Son onay yetkisi padişaha ait olmak üzere hukuk kurallarının hazırlanması belli kurullara bırakılmıştır.

Bazı alanlarda yürürlükteki dinsel hukuk düzenini çağdaşlaştırma yoluna gidilirken, bazı alanlarda tamamen yabancı kanunların benimsenmesi yoluna gidilmiştir.

İlk düzenlemeler ceza hukuku alanındadır. 1840 yılında dışarıdan alınan Ceza kanunnamesi 1850, 1854 ve 1857 yıllarında üç kez geliştirilmiştir. Devlet tarafından etnik köken ve mezhep farkı gözetilmeksizin can, mal güvenliği, ırz ve namus dokunulmazlığı güvence altına alınmıştır.

1850 yılında ilk Ticaret Kanunnamesi yayınlanmıştır. Bu kanunla ekonomik hayatın gelişmesi yolunda önemli bir adım atılmıştır. 1857 yılında yayınlanan Arazi Kanunnamesi ile toprak mülkiyeti kurumu oluşturulmuştur.


Mecelle

Diğer bir önemli düzenleme medeni hukuk alanında gerçekleştirilmiştir. Ahmet Cevdet Paşa tarafından hazırlanan ve 1876 yılında yürürlüğe giren Mecelle İslam dünyasının ilk medeni kanunudur.

Medeni kanun olarak Mecelle'nin yetersizliği Osmanlı Devleti'nin son yıllarında anlaşılmış ve 1917 yılında Aile Hukuku Kararnamesi yayınlanmıştır. Bu kararname ile erkeğin mutlak boşanma hakkına ve birden fazla kadınla evlenmesine sınırlamalar getirilmiştir.

Ancak bu kanun gerek bazı çevrelerin çabası ve gerekse azınlıkların tepkisi sonucu İtilaf Devletlerinin baskısıyla 1919 yılında kaldırılmış ve Mecelle yeniden uygulamaya konmuştur.

Modern Vatandaşlık Adımları

1869'da İslam hukukunun dine dayalı vatandaşlık kavramı yerine modern vatandaşlık kavramına dayanan Tabiiyet-i Osmaniye Kanunnamesi çıkarıldı.

Yeni Yüksek Mahkemeler

Yüksek adliye mahkemesi olarak Divan-ı Ahkam- Adliye kuruldu. Bugünkü Yargıtay'la aynı işi yapıyordu.

Bugünkü Danıştay'a benzer şekilde Şura-yı Devlet kuruldu. Bu kuruma vatandaş-devlet anlaşmazlıkları ile ilgilenme, memurları yargılama, kanunları inceleme görevleri verildi.

Islahat Fermanı'nın yayınlanmasından sonra Batı hukukuna yöneliş hız kazandı. Bu dönemde ticaret, ceza ve sulh mahkemeleri için Fransız ve İtalyan örneklerinden yararlanılarak yeni kanunlar hazırlanmıştır.

Şer'i, cemaat, ticaret ve konsolosluk mahkemelerine ek olarak görevi sınırlı da olsa Nizamiye Mahkemeleri kurulmuştur. Laik Nizamiye mahkemelerinin kurulmasına karşın adalet alanındaki çok başlılık ve karışıklık giderilememiştir.

Yabancı devletlerin yargı alanında hak sahibi olmasıyla egemenlik haklarına darbe vurulmuştur. Devlet içinde yaşayan çeşitli unsurların tek çatı altında toplanması ve Osmanlıcılık ideolojisinin hayata geçirilmesi çabaları sonuçsuz kalmıştır.

Bu dönemde hukuk kavramı ilk kez çağdaş niteliğiyle tanınmış ve yerleşmiştir. Yargılama yöntemleri gelişmiş ve yeni mahkemeler kurulmuştur. Osmanlı vatandaşlarının hukuksal durumu vatandaşlık kanunu ile düzene sokulmuştur.

Tanzimat Dönemi'nde,
  • Hukuk devleti anlayışı öne çıkarılmıştır.
  • Kamu hizmeti düşüncesi belirmiştir.
  • Batı kanunları kabul edilmeye başlanmıştır.
  • Yargılama yöntemleri geliştirilmiştir.
  • Yeni mahkemeler oluşturulmuştur.
  • Kanunlaştırma hareketi tanınmış ve yerleşmiştir.

Meşrutiyet, Anayasal Yönetim ve Yasama Yetkisi

1876 yılında yürürlüğe giren Kanun-ı Esasi ile halk ilk defa padişahın yanında yönetime katılmıştır.

Kanun-ı Esasi'ye göre,
  • Ayan Meclisi ve Mebusan Meclisi Yasama görevini üstlenecekti.
  • Ayan Meclisi üyeleri hayat kaydıyla padişah tarafından, Mebusan Meclisi üyeleri ise dört yılda bir yapılacak olan seçimle halk tarafından belirlenecekti.
  • Yürütme yetkisi Bakanlar Kurulu'na aitti. Bakanlar Kurulu'nun başı padişahtı.
  • Kanun teklifi Bakanlar Kurulu tarafından yapılabilirdi.
  • Padişah, meclisi kapatma ve suçlu kişileri sürgüne gönderme yetkisine sahipti.
  • Hükümet meclise değil, padişaha hesap vermekle sorumlu idi.
  • Mülkiyet hakkı, kişilik hakları, eğitim ve öğretim özgürlüğü, din ve inanç özgürlüğü, basın özgürlüğü gibi temel haklar anayasal garanti altına alınmıştı.
Yeni anayasa padişahın yetkilerini kısıtlamamış, aksine açılan yeni meclisin yetkilerini sınırlı tutmuştur.


1908 yılında Kanun-ı Esasi'de yapılan değişikliklerle,
  • Padişahın yetkileri kısıtlanmış, hükümet meclise karşı sorumlu hale getirilmiştir.
  • Meclise padişahı tahttan indirebilme yetkisi tanınmıştır.
  • Siyasi partilerin kurulması ile çok partili hayat başlamıştır.
D.CUMHURİYET DÖNEMİNDE HUKUK

Cumhuriyetin devraldığı hukuk sisteminde bir hukuk birliğinden ve ihtiyaçları karşılayabilecek kanunların bulunduğundan söz edilemez. Türkiye'nin yeni bir hukuk | sistemi kurması ve Batı hukukuna yönelmesi kaçınılmaz görülmüştür.

Batı hukukuna yönelme zorunluluğunu Mustafa Kemal, daha Milli Mücadele yıllarında dile getirmiştir.

Mustafa Kemal, 1922'de Meclis'teki konuşmasında,
  • hukukun önemine değinmiş ve hukuk sisteminin çağdaşlaştırılması gerektiğini belirtmiştir.
  • Mevcut kanunların düzeltileceğini ifade etmiştir.
  • Mecelle'nin yetersizliği üzerinde durmuştur.
  • Hakimlerin durumlarının düzeltileceği ve yeni hukukçular yetiştirilmesi için bir hukuk mektebi kurulacağını açıklamıştır.
Ancak Kurtuluş Savaşı nedeniyle ciddi bir düzenlemeye gidilememiştir. Mevcut hukuk sisteminin yenilenmesi amacıyla 1923 yılında Adalet Bakanlığı'nca komisyonlar kurulmuştur.

Hukuk alanında atılan temel adımlardan biri 20 Nisan 1924'de yeni anayasanın yürürlüğe girmesidir. Bu anayasada kuvvetler birliği esas alınmış, yargının bağımsızlığı vurgulanmıştır.

1928'de dini hükümler anayasadan çıkarılmıştır.

Yeni hukuk sisteminin kurulmasıyla ilgili önemli bir adım 1925 yılında Ankara'da Hukuk Mektebi'nin açılmasıdır. 1926 yılında Batı'dan alınan kanunlarla Türk hukuk sistemi yepyeni bir çevreye girmiş, barolar kurulmaya başlanmıştır.


Türk Medeni Kanunu

Batı'dan alınan kanunlar arasında yer alan Medeni Kanun bütün bireylerin yaşamını doğrudan etkileyen, toplum ve insan yaşamında çok önemli bir kanundur.

Medeni kanun için kurulan komisyonun başarılı olmaması üzerine, hazır bir kanunun alınmasının kolaylığından da yararlanmak için İsviçre Medeni Kanunu'nun alınmasına karar verilmiştir.

İsviçre Medeni Kanunu'ndan tercüme edilen kanun, 17 Şubat 1926'da TBMM'de kabul edilmiştir.

Türk Medeni Kanunu ile,
  • Çok kadınla evlilik yerine tek kadınla evlilik kuralı getirilmiştir.
  • Evlilikte erkek ile kadın arasında eşitliğin sağlanmasına çalışılmıştır.
  • Evlenme ve boşanma devlet kontrolüne alınmıştır.
  • Miras konusunda kız ve erkek çocuklar arasında eşitlik sağlanmıştır.
  • Çalışma hayatında, meslek seçiminde ve eğitimden yararlanma konularındaki kadın erkek eşitliği sağlanmıştır.
Medeni Kanun zamanla sadece Müslümanlar için değil, tüm vatandaşlar için bağlayıcı hale gelmiş, topraklarımızda yaşayan Rum, Ermeni ve Yahudilere ayrı hukuk uygulamalarını da sona erdirmiştir.

Diğer Kanunlar
  • Ceza Kanunu: İtalya'dan alınmış, 1 Temmuz 1926'da yürürlüğe girmiştir.
  • Ticaret Kanunu: 29 Mayıs 1926'da Almanya'dan etkilenerek hazırlanmıştır.
  • Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu: 1926'da kabul edilmiştir.
  • Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu: 1929'da kabul edilmiştir.
  • İcra ve İflas Kanunu: 1929'da kabul edilmiştir.
  • Deniz Ticareti Kanunu: Almanya'dan alındı. 1929'da kabul edildi.

Bilimsel düşünceye, insan aklına dayalı laik ve çağdaş hukuk yönünde atılan adımlarla Osmanlı hukuk sistemini tümüyle kaldırılmış ve yerine yeni bir hukuk düzeni kurulmuştur. Türk hukuk sistemi laik, çağdaş ve ihtiyaçları karşılayacak bir yapıya kavuşturulmuştur.

Çok hukuklu yapıya son verilerek hukuk birliği sağlanmış ve çok uluslu devletten ulusal devlete geçiş süreci hızlanmıştır.

Türk Kadını ve Siyasal Haklar

Kadınlar Türk siyasal yapısı içinde etkinliklerini hissettirmeye başlamıştır.1930'da kadınlara belediye seçimlerine katılma, 1933'te muhtar olma, 5 Aralık 1934'de ise seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır.


Türklerde hukuk ünitesi ders notunu pdf olarak ekten indirebilirsiniz.
 

Ekli dosyalar

Üst Alt