• İletilerinizde "teşekkür" ifadeleri yasaktır. Lütfen teşekkür ederim ... vb ifadeler kullanmayınız.Teşekkür etmek istiyorsanız ilgili iletinin altında yer alan "beğen"ebilirsiniz.

Türklerde Sanat Ünitesi | Ders Notu | Konu Anlatımı

Tarih Öğretmeni

Sultan
Yönetici
Sultan
Katılım
11 Mar 2009
Mesajlar
7,712
Beğeniler
5,145
Puanları
113
Konum
Yeryüzü
Web sitesi
www.tarihbilinci.com
#1
TÜRKLERDE SANAT

A. İLK TÜRK DEVLETLERİNDE SANAT

Türklerde M.Ö 3000'lerden itibaren Andronovo, Karasuk, Tagar kültürlerinden kalma at koşum takımları ve keramiklere rastlanmıştır. Buna karşın belirgin ilk Türk sanat unsurları Orta Asya'da Hunlarda ortak özellikler kazanmış, Kök Türkler Dönemi'nde gelişmiş, Uygurlar Dönemi'nde ise evrenselliği yakalamıştır.

Göçebe hayat biçimi, Türk sanatını şekillendiren önemli bir faktördür. İlk dönem Türk sanatında saray, tapınak, kale gibi kalıcı mimari eserlere yaygın olarak rastlamak mümkün olmamaktadır. Sanat eserleri göçebe hayat tarzı nedeniyle taşınması kolay malzemelerden yapılırdı. Bu yüzden de ilk dönem Türk sanat eserlerinin pek çoğu, bozkırların sert doğa şartlarında yok olup gitmiştir. Günümüze kadar ulaşan sanat eserleri ise kurgan kazılarında elde edilen malzemelerdir.

Hun Sanatı

Hun sanatı deyimi M.Ö. 244-M.S. 216 arasında bu devletin sınırları içinde ortaya koyulan sanat eserlerini ve Avrupa'da oluşan Batı Hun Sanatı'nı kapsar. Hunlar Türk sanat tarihinin temelini oluşturan eserleri ve üslupları meydana getirmiş ya da benzer şekilde yaşayan toplulukların sanatlarını kullanarak sentez oluşturmuştur.

Hun Sanatı denildiğinde madeni eserler, dokumalar ve kazılarda ortaya çıkarılmış çeşitli arkeolojik malzeme akla gelir. Türk mimarisinin büyük boyutlu olmayan ilk mimari örnekleri de bu devrede görülür. Hunlara ait yerleşim merkezlerinin varlığı hakkında fazla bilgi yoktur. Bu dönem Türk mimarisinde söz edilen unsurlar kurgan adı verilen mezarlar ve çadırlardır.

Kurgan

Türk topluluklarında kurgan mimarisi dini inanışlar sonucu ortaya çıkmıştır. Ölülere bir çeşit mumyalama işlemi yapılır. Cesedin gömüleceği kurgan hazırlanır. Bu işlemlerden ölen kişinin öteki dünyada yaşayacağına inanıldığı anlaşılmaktadır.

Kurgana ölen kişi ile çeşitli eşyalar konur. Atları da beraber gömülür. Arzhan Kurganı'nda ana mezarın çevresindeki odalarda binlerce at kalıntısı saptanmıştır. Çin kaynaklarında Hunların cenaze merasimlerinde tabut kullandığı, tabutların altın ve gümüş işlemeli kumaşlarla veya kürklerle örtüldüğü belirtilir.

Hun devrinin önemli kurganları M.Ö. V. yüzyıla ait Esik ve M.Ö. III yüzyıla ait Pazırık kurganlarıdır.

Hun Devri'nde gelişme gösteren kurgan yapıları İslam sonrası Türk sanatında anıtsal özellikler gösteren türbe ve kümbetlerin kaynaklarından sayılır. Taş ve toprakla oluşturulan suni tepeler, çadır formu ve Budist tapınaklarının kubbe anlayışından da etkilenilerek kubbe ve piramit çatının oluşmasını sağlamıştır.

Esik Kurganları

1974 yılında Kazakistan'ın Almatı kentinin 50 km. doğusunda Isık gölüne yakın Esik çayı kıyısında, Kazak arkeolog Kemal Akişef yönetimindeki arkeolog grubu tarafından o güne kadar dokunulmamış bir kurgan ortaya çıkarıldı.

Bu mezardan çıkarılan bir çanağın üzerine Orhun harfleriyle yazılmış yazılar, genç bir prens cesedinin üzerine bulunan gösterişli altın zırh ve çok sayıda altın sanat eseri önemlidir.

Bu kurganda bulunan ve sayıları dört bini bulan diğer altın levhalar, at, kaplan, geyik, pars, kurt, dağ keçisi, aslan ve yırtıcı kuş figürleri ile süslenmiş olup, Orta Asya maden sanatının ne denli geliştiğini ortaya koymaktadır. Hayvan mücadelelerini tasvir eden sahneler büyük bir ustalıkla resmedilmiştir.

Pazırık Kurganları

1929'da Altaylarda deniz seviyesinin 1600 m. üstünde Büyük Ulagan Vadisi'nde Kurgan içinde donmuş durumdaki eşyaların çoğu çürümeden günümüze gelmiştir. Burada gerçekleştirilen kazılarda toplam 40 kurgan keşfedilmiştir.

Pazırık kurganı 15 metre çapında 1,5 x 2 m. yüksekliğinde bir taş yığını altında bulunmaktaydı. Duvarlara keçe dokumalar asılmış, ölünün kişisel eşyaları, çeşitli aletler yiyecek ve içecekler buraya yerleştirilmiştir. Mezar odasının dışında kurban edilen atlar koşum takımlarıyla birlikte bulunmuştur. Bulunan pek çok malzeme yanında dünyanın en eski halısının ele geçirilmesi bu kurganı önemli hale getirmiştir.

Çadır

Hun döneminin ve yerleşik döneme kadar tüm Türk topluluklarının en önemli mimari öğelerinden biri çadırdır.

Çadır özellikle bozkır bölgelerinde hayvancılıkla geçinen, yaylak-kış-lak arasında gidip gelen, belli yerlerde ibadet ve törenlerini yapan yarı yerleşik Türk toplulukları ve diğer bozkır topluluklarında kullanılmıştır.

Çadırın içi değerli halı, kilim, keçe, yaygı, işlemesi gibi malzemelerle zengin bir görünüm kazanır. Çadırlar nakledilirken sökülür ve tekerlekli arabalarla götürülür. Çadır mimarisinin İslam sonrası Türk mezar mimarisini etkilediği anlaşılmaktadır.

Kaya Resimleri

Kaya resimleri kaya ve mağara yüzeylerine yapılmıştır. Bazıları boya ile bazıları kazıma ve çizme yoluyla yapılmıştır. Bu resimlerde Türk sanatının en önemli üslubu olan hayvan üslubuna uygun figürler görülmektedir.

Heykel

Hunlar Dönemi'nde ve öncesinde heykel sanatı çeşitli kurganlardan çıkarılan ahşap veya madenden yapılmış heykellerden ibarettir. Nadiren çeşitli taşlardan yapılmıştır. Heykeller sembolik ya da dini anlamlar içeren sanat eserleridir.

İşleme Sanatı

Türk işleme sanatının en eski örnekleri kurganlardan çıkarılan eserler arasında yer alır. M.Ö. III. yüzyıla tarihlenen Pazırık kurganlarından çıkarılan keçeden yapılmış işli eyer örtüleri önemlidir. Bu eserlerde hayvan figürleri görülür.

Bu arada kurganlarda içe giyilen gömlekler, bir hun asilzadesine ait kaftan, keçe veya deriden bot ve çizmeler yün çoraplar, kulakları kapatan başlıklar, giyim tarzının bozkır kültürüne uygun geliştiğini göstermektedir.

Maden Sanatı

Türk maden sanatının ilk örnekleri altın, gümüş, demir, tunçtan meydana gelen objelerden oluşur. Çeşitli maden yapım ve süsleme tekniklerinin kullanıldığı bu eserler, günlük kullanım eşyaları, silahlar, at koşum takımlarının madeni kısımları, takılar, tören kazanları, sancak alemleri veya çadır tepelikleridir.

Hayvan Üslubu

Hun ve Kök Türk devirlerinde gelişen hayvan üslubu İslam öncesi Türk sanatının en önemli üslubudur. Ortaya çıkışında dini inanış etkilidir. Türklerin sanat eserlerinin, günümüze ulaşan halı, kilim ya da buna benzer eşyaların üzerinde hayvanların mücadelelerini konu alan figürler işlenmiştir.

Uygur Sanatı

Uygurlardan itibaren yerleşik hayata özgü ev, tapınak, manastır gibi mimari eserler ortaya konulmuştur. Türklerde şehirleşme olgusu ve şehir kültürleri Uygurlarla birlikte başlar.

Uygurlar, tezhip, resim ve minyatür sanatının da eşsiz örneklerini vermişlerdir. Eski Uygur şehir harabelerinde bulunan VIII. ve IX. yüzyıldan kalma duvar resimleri ve minyatürler, Türk resminin bugüne kadar bilinen en eski örneklerindendir.

Uygurlardan günümüze ulaşan minyatürler Maniheist kitaplardan sayfalardır. Bunların bir kısmı dini konu edinirken, diğer bir kısmı da günlük yaşamı resmeder. Uygur minyatürleri İslam minyatürünün de kaynaklarından biridir.

B. TÜRK-İSLAM DEVLETLERİNDE SANAT

Mimari

Henüz Müslüman olmadan önce VII. yüzyıl sonlarında köle ya da paralı asker olarak Basra'ya getirilen Türkler, İslam sanatında özellikle de mimari alanında ilk Türk etkilerini ortaya koymaya başladılar.

İstilalar ve doğa koşullarının yıpratıcılığına karşın ilk Türk-İslam devletlerinin kurulduğu Türkistan, Harezm, Horasan, Afganistan, İran, Irak, Suriye, Azerbaycan, Anadolu ve Mısır'da rastlanan eserlerin önemli bir bölümü Türklere aittir.

Selçuklu Etkisi

Selçuklu Sanatı, İslam dönemi Türk sanatında önemli bir aşamayı temsil eder. İran, Maveraünnehir ve Horasan bölgelerine yayılmış olan bu sanat, Abbasi, Sasani ve Karahanlı dönemlerinin sanat ve mimari geleneklerini geliştirmiştir.

Karahanlıların ve Gaznelilerin yaşadığı bölgelerde başlayan gelişme, Selçuklu egemenliği sırasında zenginleşmiş ve gerçek bir üslup belirmiştir. Selçuklu sanatı Anadolu Selçuklu sanatı için temel kaynak olmuştur.





Çadırdan Kubbeye

Türklerin İslam mimarisine kazandırdıkları en önemli unsurlardan biri kubbedir. Kubbenin kaynağı Türk çadır mimarisidir. Bu özellik, Karahanlı topraklarında yapılan ilk Türk camilerinden başlayarak bütün İslam dünyasında görülür.

Kubbe, Karahanlılardan Selçuklulara, onlardan da Osmanlılara geçmiştir. Kemer de Karahanlı mimarisinin temel unsurlarından biridir.

Türk minaresi de Arap minaresinden ayrılır. Türk minaresinin Orta Asya mimarisinin kale ve surların dört köşesinde bulunan kulelerden ortaya çıktığı ileri sürülmektedir. Selçuklu döneminde yapılan kervansaray, cami, türbe, medrese giriş ve kapı süslemelerinin her biri sanat şaheseri kabul edilmektedir.

Selçuklu Türklerinin İsfahan'da yaptıkları İsfahan ve Zevare Mescidi ile Cuma Camisi günümüzdeki en güzel eserlerdendir. Selçuklu Türklerinin İslam mimarlığına kazandırdıkları diğer bir yapı türü de medreselerdir. En eski örneklerine Karahanlılarda rastladığımız ve Gaznelilerin de yaptığı kervansaray, Büyük Selçuklularda anıtsal boyuta ulaşmıştır.

Babür Türklerinin yaptırdığı Tac Mahal halen dünyanın sayılı mimari eserlerindendir. Bu eserin planı ve uygulaması İstanbul'dan gönderilen mimarbaşı Mehmet İsa Efendi ve ekibi tarafından Babür Türkleriyle birlikte yapılmıştır.

Kurgandan Kümbete

Türkler atalarının mezarlarına ciddi önem vermiş, bu nedenle de kurgan adı verilen mezar sanatları Müslümanlıktan sonra da devam etmiştir.

Selçuklu sultanları, eşleri, vezirleri ve dönemin önde gelenleri için yaptırılan türbe ve kümbetlerin gelişimi Karahanlı ve Gazneli yapılarına bağlanır. Türkistan'daki Arapata Türbesi (978) Karahanlılardan kalma en eski eserdir.

Minyatür

Türk-İslam minyatür sanatı Uygurlardan esinlenmiştir. Bu anlamda Karahanlı, Gazneli ve Selçuklularda önemli eserler ortaya koyulmuştur.

Çinicilik

Türk çiniciliğinin tarihi Uygurlara kadar gider. Orta Asya'da yapılan kazılar ve tarihi araştırmalar Uygur çinileri ile Selçuklu çinileri arasında büyük benzerlikler olduğunu ortaya koymuştur. Selçuklular, çini sanatını Karahanlılar aracılığıyla almıştır.

Çini sanatının, Büyük Selçuklu Devleti'nin parçalanmasıyla ortaya çıkan devletlerde de sürdüğü ve Türkiye Selçukluları döneminde zirveye çıktığı görülmektedir.

Halıcılık

Dünya uygarlığına Türklerin hediyesi olan halı sanatı, XI. yüzyılda itibaren Selçuklular eliyle Orta Asya'dan batıya doğru yayılmıştır.



Maden Sanatı

Selçuklu Türkleri maden işlemelerinde, altın, gümüş ve tuncun yanında pirinç de kullandılar. Bu kullanım Türklerin, İslam maden sanatına getirdikleri diğer bir yeniliktir.

Anadolu'da Türk Sanatı

Türklerin Anadolu'ya yerleşmeleri Selçuklu sanatının Türkiye'ye taşınmasını sağladı. Yabancı kültürel unsurlar, Türk milli zevki ve anlayışı ile bir potada eritilerek yeniden şekillendirildi. Türkiye Selçukluları ve beylikler döneminde farklı alanlarda ortaya konulan eserlerle oldukça parlak bir dönem yaşandı.

Eski Yunan, Roma ve Bizans dönemlerinde sanatsal canlılık yaşayan Anadolu, Bizans'ın son yıllarında iç savaşlar ve istilalar yüzünden canlılığını yitirmişti.

XII. yüzyılın başında, Anadolu'da Selçuklular ve beylikler tarafından birçok cami, medrese, imaret, hastane, kervansaray, hamam, köprü, kale ve tersane yapıldı. Pek çok Anadolu kenti mimari eserlerle donatıldı.

Anadolu beylikleri dönemine ait, Erzurum Ulu Camii Saltuklular, Kayseri Ulu Camii Danişmetliler, Divriği Ulu Camii Mengücekliler, Mardin Ulu Camii Artuklular tarafından inşa edilmiştir.

Türkiye Selçuklularının mimari anlayışının Anadolu'daki ilk eserleri camilerdir. Değişik planlarda inşa edilen camilerde temel malzeme olarak taş ve tuğla kullanılmıştır.

Konya Alaeddin Camii, Niğde Alaeddin Camii, Malatya Ulu Camii, Sivas Ulu Camii, Afyon Ulu Camii, Sivrihisar Ulu Camii, Sinop Ulu Camii, Türkiye Selçukluları Dönemi'nde ortaya konmuş önemli eserlerden bazılarıdır.

Ayrıca, Saruhanoğulları Dönemi'nde Manisa Ulu Camii, Aydınoğulları Dönemi'nde Birgi Ulu Camii, Germiyanoğulları Dönemi'nde Kütahya Kurşunlu Camii, Eşrefoğul-ları Dönemi'nde Beyşehir Eşrefoğlu Camii, Menteşeoğulları Dönemi'nde Hacı İlyas Bey Camii gibi eşsiz eserler ortaya koyuldu.

Bu eserlerin kapıları, pencereleri kubbeleri birbirinden güzel çiniler, taş oymalar, tahta oymalar, kabartma yazılar ve nakışlarla süslendi. Seramik, heykel, süsleme, yazı (hat), ile maden işleme sanatında büyük gelişmeler sağlandı.



C.OSMANLI SANATI

Osmanlı kültürünün temelinde, egemenlik altındaki toplumların hayat tarzı, İslam dini ve Türk töresi vardır.

Osmanlı Devleti'nin ilk üç yüz yıllık döneminde klasik Türk kültür ve sanatı meydana gelmiştir. Beylikten devlete uzanan süreçte yeni unsurlarla zenginleşen Osmanlı kültürü özgün bir anlayış ortaya koymuştur.

Mimari

Osmanlılar, geçmiş Türk mimari anlayışlarından farklı olarak mimaride sadeliği tercih etmiştir. O zamana kadar ulaşan mimari ve plan anlayışını geliştirerek, geleneksel mimarideki birçok sorunu başarı ile çözmüş, Türk dünyasının her tarafından getirilen mimarlara yaptırılan binalarda Türk karakterini yaşatmışlardır.

Erken Dönem Osmanlı Mimarisi

İznik ve Bursa gibi şehirlerde yapılan binalardan, İstanbul'da Beyazıt Camii'nin inşasına kadar olan zamanı içine alan bu dönemde camiler Selçuklu camilerini andıran biçimde inşa edilmiştir.

İlk dönem Osmanlı medreselerin çoğu günümüze ulaşmamıştır. Bu yapılarda Türkiye Selçuklu medrese planı değişikliklere uğratılarak sürdürülmüştür.

Osmanlı türbeleri kare veya çok köşeli yapılardır. Konik külahın yerini kubbe almıştır. Selçuklularının geliştirdiği kervansaray ve hanların yapımı bazı özgün değişikliklerle Osmanlı Dönemi'nde de sürmüştür.

Klasik Dönem

İstanbul'un fethinden sonra cihan devleti olan Osmanlılar; diğer sahaların yanında, mimarlıkta da üstün eserler verdiler.

İstanbul'u fethetmekle dünya tarihinde yeni bir çağ açan Fatih Sultan Mehmet İstanbul'un imarına başladı. Ayasofya'yı camiye çevirdi. Eyüp Sultan Camii'ni yaptırdı. Fatih Camii'ni ve külliyesini inşa ettirdi. Rumeli Hisarı, Topkapı Sarayı, Kapalı Çarşı, Fatih Sultan Mehmet devrinde yaptırılan mimari eserlerden bazılarıdır.

II.Bayezid Han zamanında yetişen Mimar Hayreddin ise Edirne ve İstanbul'da Bayezid külliyelerini inşa etmiştir.

Mimaride Değişim

XVII.yüzyıl başlarından itibaren, klasik Osmanlı mimarisi, klasik üsluptan ayrılmaya başladı. Bu farklılıklar Sultanahmet Camisi'nde kendisini gösterdi. XVIII. yüzyılda ise sadelikten uzaklaşıldı ve Selçuklu ve İran mimarilerinde olduğu gibi süslü şekiller öne çıktı.

XVIII.yüzyılda Osmanlı mimarisinde de Batıya yöneliş baş gösterdi. Avrupa'daki Barok mimarisine ait eserler Osmanlı ülkesinde de görülmeye başladı.

Barok Üslubu

XVIII. yüzyılın ilk yirmi beş yılında, Avrupa ile ilişkiler ve Anadolu'yu görmeye gelen sanatçılar Türk sanatında değişikliğe sebep oldu. Binalarda ve sanat eserlerinde Batı etkisi ve motifleri görülmeye başladı. Klasik şekillerden uzaklaşıldı.

Tanzimat Dönemi

Tanzimat'la birlikte her alanda olduğu gibi, mimaride de Batılılaşma iyice belirginleşmiştir. Hassa Mimarları Ocağı kapatıldığı için bu asırda büyük mimarlar yetişmedi. Önemli yapılar bir kısmı kendiliğinden İstanbul'a gelmiş, bir kısmı da çağrılmış olan yabancı mimarlar veya yabancı ülkelerde eğitim görmüş gayri müslim mimarlar tarafından yürütüldü. Bu dönemde Ampir Üslup öne çıkmıştır.

XIX.yüzyıl sonunda II. Abdülhamit tarafından mimar yetiştirmek için Sanayi-i Nefise Mektebi açıldıysa da nitelikli mimar yetiştirilemedi.

Osmanlı Devleti'nin son yıllarında tamamen Avrupa etkisine terk edilen Osmanlı mimarisinde bazı resmi devlet binaları inşa edildi. Haydarpaşa Garı ve İstanbul Büyük Postane bu dönemde inşa edildi. Bu asırda ortaya çıkan betonarme inşa tarzı mimarlıkta yeni bir çığır açtı. Çok katlı binalar yapılmaya başlandı.

Son dönemde Almanya'da mimari öğrenimi gören Mimar Kemalettin ile Paris'te eğitim alan Mimar Vedat klasik dönemin eserlerinden etkilenerek binalar yaptılar.

Hat Sanatı

Türkler, İslamiyet'e girdikten sonra Kuran'ın yazıldığı Arap harflerini kullanmaya başlamıştır. Osmanlılar gerek resmi yazışmalarda gerekse de sanat eseri olarak Arap harflerini değişik biçimlerde kullanmıştır.

Hattat olarak adlandırılan yazı ustaları, eserlerinde sülüs, reyhani, nesih, muhakkak, tevki ve rika olarak bilinen farklı yazı biçimlerini kullanmışlardır.

Minyatür

Osmanlılarda resim sanatı diğer Türk İslam devletlerinde de olduğu gibi İslam'ın etkisiyle gelişmemiştir. Osmanlı Devleti'nde minyatür sanatının ön planda olduğu görülür.

Fatih'in portre sanatına önem verdiği ve İtalyan ressam Bellini'yi İstanbul'a davet ettiği bilinmektedir. Bellini tarafından Fatih'in portresi yapılmıştır. II. Beyazıt Dönemi'nde Türkmen minyatürleri etkili olmuştur.

Minyatürler Kanuni Dönemi'nde de kitap süslemeleri ve tarihi olayların tasvirleri şeklinde dikkat çekmektedir. Bu dönemde yaşayan tanınmış Osmanlı minyatürcüsü Matrakçı Nasuh, Barbaros'un Akdeniz ve Kanuni'nin doğu seferlerini tasvir etmiştir.

III.Murat dönemin tanınmış minyatürcüsü Nakkaş Osman'a portresini yaptırırken onun sanat faaliyetlerini desteklemiştir.

Tezhip (Süsleme)

Kitapları süsleme, Osmanlılarda gelişmiş bir sanattı. Hattatlar tarafından yazılan el yazmaları, tezhipçilere verilir; bunlar her sayfayı yaldızlı çizgilerle çerçeveler, sayfa kenarlarını altın süs motifleriyle süslerlerdi. Bu çalışmanın adı altınlamak anlamına gelen tezhip idi. Tezhipçiler aynı zamanda birer minyatür ressamıydılar.

Çinicilik

Osmanlı çinileri Türk çini sanatının zirve noktasını oluşturmuştur. Camiler, türbeler, saraylar, birbirinden eşsiz çinilerle süslenmiştir. Osmanlılar Dönemi'nde çiniciliğin merkezi İznik ve Kütahya idi.





Cilt Sanatı

Fatih devri cilt sanatında klasik Osmanlı sanatı ve sadeliği dikkat çekmektedir. XVI. ve XVII. yüzyıllarda ise daha gösterişli ve süslü eserler meydana getirilmiştir.

Müzik

Osmanlılarda Türk müzik geleneği mehterhane denilen mızıka takımı ile varlığını devam ettirmiştir. Bestelenen şarkılar aletler eşliğinde çalınarak kulaktan öğretiliyordu. 1724'te ölen ünlü Türk bestekarı Itri'nin eserleri günümüzde dahi aynı güzelliğini korumaktadır. Başlıca müzik aletleri şunlardır; ney, kemençe, saz, zil, zurna, kopuz, davul, kör ve tanbur.

BATI ETKİSİNDE OSMANLI SANATI

Müzik

XVIII. yüzyıldan itibaren Türk müziğinde de önemli gelişmeler görülmüştür. Sultan III. Selim suzidilara makamını Türk müziğine kazandırmıştır. Itri ve İsmail Dede Efendi önemli bestecilerdir.

XIX. yüzyılın ikinci yarısında yetişen Hacı Arif Bey Türk müziğinin gelişmesinde katkıda bulunmuştur. Tanzimat'la beraber Batı müziği taklit edilmiş, bu dönemde askeri bandolar ve mızıka okulları kuruldu.

Sarayda erkek ve kadın toplulukları ortak eserler icra etmişlerdir. XX. yüzyılda da Osmanlı Devleti'nde Batı müziğinin etkisi devam etmiştir.

Resim

Fatih Sultan Mehmet, İtalyan sanatçı Gentile Bellini'yi kendi portresini yaptırtmak üzere çağırmasına rağmen Batı tarzı resim, Osmanlı İmparatorluğu'nda benimsenmemiş bunun yerini genelde minyatür sanatı almıştır.

Türk sanatının 1700'den itibaren Batıya yönelmesiyle birlikte, saraya yabancı sanatçıların davet edildiği bilinmektedir.

Ancak Avrupa tarzında ilk resim eğitimi 1793 yılında yeni açılan askeri okullarda resim derslerinin programa alınmasıyla birlikte başlamıştır. Askeri okullarda eğitim gören sanatçılarımız çağdaş Türk resim sanatının öncülüğünü yapmışlardır.

II.Mahmud aynı zamanda kendi resmini çoğaltarak devlet dairelerine astırarak yeni bir geleneğin başlatıcısı da olmuştur.

Cumhuriyet'in ilanından önce güzel sanatlar alanında yaşanan en önemli gelişme 1883 tarihinde Sanayi-i Nefise Mektebi'nin eğitime başlamasıdır. Askeri okullar dışında akademik anlamda ilk resim derslerinin verildiği bu okul aynı zamanda ilk Türk müzecisi olan Osman Hamdi Bey tarafından kurulmuştur.

Bu okulun kurulmasıyla birlikte askeri ressamlar yerlerini yavaş yavaş bu okullardan mezun olan sivil sanatçılara bırakmışlardır.

1914 yılında, kız öğrencilerinin de sanat öğrenmelerine imkân sağlayan İnas (Kız) Sanayi-i Nefise Mektebi açılmış, bu okuldan birçok kadın sanatçı yetişmiştir. İnas Sanayi-i Nefise Mektebi, Cumhuriyetin ilanından sonra Sanayi-i Nefise Mektebi ile birleştirilmiştir.

İstanbul'da gerçek anlamda ilk resim sergisi Şeker Ahmet Paşa'nın çabalarıyla 27 Nisan 1873 tarihinde açılmıştır.

1908 yılında II. Meşrutiyet' in ilan edilmesinin ardından tüm kurumlarda oluşan özgürlük ortamı sanatta da kendini hissettirmiştir. II. Meşrutiyetin ilan edildiği yıllarda Sanayi-i Nefise Mektebi'nde eğitim gören bir kısım sanatçı, Paris'e resim öğrenimi için gitmiştir.

Heykel

Osmanlı Devleti'nde heykel sanatı XIX. yüzyıl sonlarına kadar dinin de etkisiyle mimariye bağlı taş süslemeciliği şeklinde gelişme göstermişti. Bununla birlikte Batılılaşma etkisi sonucu yaşanan gelişmeler heykel sanatında karşımıza çıkmamaktadır.

XIX. yüzyılda Osmanlı topraklarında çok sayıda ressama karşılık heykeltıraşa rastlanmaz. Aynı dönemde açılan askeri ve sivil okullarda da heykel üzerine bir eğitim verildiğine dair bir bilgi yoktur.

Ülkemizde heykel sanatının başlaması da Sanayi-i Nefise Mektebi ile gerçekleşmiştir. Mimarlık

Klasik Osmanlı mimarisi, XVIII. yüzyıldan itibaren büyük değişim içine girmiştir. Tüm dünyada önem kazanan milliyetçilik akımı II. Meşrutiyet'le birlikte giderek güç kazanmıştır.

Bu akım doğal olarak dönemin mimarisini de etkilemiştir. Genel olarak Ulusal Mimari olarak adlandırılan dönem 1930 yılına kadar devam eder.

Ulusal mimari akımı Klasik Selçuklu ve Osmanlı mimarisinin plan ve süsleme özelliklerinin günün şartlarına göre yeniden gündeme getirilmesi şeklinde özetlenebilir. Mimar Vedat Bey ve Mimar Kemalettin Bey dönemin en önemli mimarlarıdır.



D.CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK SANATI

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda sanat önemli bir konu olarak ele alınmıştır. Atatürk'ün konuşmaları bu yaklaşımın izlerini taşır.

Müzecilik ve Müzeler

Müzeler, sanatsal ve kültürel zenginliklerin korunması, gelecek kuşaklara aktarılması, sanat ve kültür eğitiminde yararlanılması yönlerinden etkili kurumlardır.

Sanat Eğitiminde Avrupalı Uzmanlar

1926'da resim eğitimi alanında Alman Prof. Frey ve Prof. Stiehler, 1935'de müzik alanında Alman Prof. Paul Hindemith ve 1936'da Macar Bela Bartok, 1939'da tiyatro ve opera alanında Alman Prof. Carl Ebert Türkiye'ye gelirler, gerçekleştirdikleri etkinliklerle Türk sanat yaşamının gelişmesine katkıda bulunmuşlardır.

1927'de Viyana Güzel Sanatlar Akademisinden mimar Prof. Dr. Ernest Egli, "Mektep Mimarisi Bürosu"nun başına getirilmiş ve okulların, eğitim niteliklerine uygun binaların yapılması amaçlanmıştır.

Şehircilik ve Müzecilik Çabaları

Alman şehirci Jantsen'i getirterek Ankara'ya çağdaş bir görünüm vermeyi amaçlayan Mustafa Kemal, daha Cumhuriyet'in ilanından önce, 1 Mart 1923'de bu konuda hedeflerini ortaya koymuş, amacını "vatanın önemli merkezlerinde modern kitaplıklar, konservatuarlar, müzeler, güzel sanatlar sergileri kurmak, bütün ülkeyi basımevleri ile donatmak" olarak belirlemiştir.

Müzeciliğe cumhuriyetle birlikte önem verilmiş, 1923'de Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi, ardından da Antalya, Bursa ve Edirne Arkeoloji müzeleri kurulmuştur. 1927'de Ankara Etnoğrafya Müzesi, 1937'de İstanbul Resim ve Heykel Müzesi kurulmuştur.

1 Nisan 1924'te Topkapı Sarayı eşyaları ile birlikte müzeye çevrildi. 1925'de Eski Şark Eserleri Müzesi, 1926'da Konya Mevlâna, Tokat, Amasra ve Sinop Müzeleri, 1927'de İslam Eserleri Müzesi, İzmir, Sivas, 1929'da Kayseri, 1931'de Afyon Müzesi, 1934'de Efes, Diyarbakır, 1935'de Manisa, Silifke, İsparta, 1937'de Dolmabahçe Sarayı'nın bir bölümü Resim ve Heykel Müzesi olarak düzenlendi.

Resim ve Heykel

Cumhuriyet Dönemi'nde resim ve heykel sanatlarına ve eğitimine büyük önem verilmiştir.

1924'de resim konusunda yetiştirilmek üzere, Güzel Sanatlar Akademisinden Avrupa sınavını kazanan beş ressam Paris'e gönderilmiştir. Bu yıldan itibaren, her yıl Akademi Resim ve Heykel bölümü mezunlarından başarılı olanlar Avrupa sanat merkezlerine gönderilmiştir.

Cumhuriyet'in 10. Yılı'nda Anadolu'ya "Yurt Gezileri" adı altında ressamlar gönderildi. Yapılan resimler, "Türk İnkılap Sergisi" adı altında sergilendi.



Diğer Sanat Dalları

Ankara cumhuriyetin ilk yıllarında sanatçıların uğrağı haline getirilmeye çalışılmıştır. Şehre yabancı heykelciler de çağrılmış, yarışmalar düzenlenmiştir. Binalara sanat yapıtları girmeye başlamıştır. Cadde ve meydanlar heykeller yerleştirilmeye başlanmıştır.

Atatürk tiyatro, müzik, Karagöz, halkoyunları gibi güzel sanatların bütün alanlarıyla yakından ilgilenmiştir. Tiyatroya ve sinemaya verdiği önem de hep gündeminde kalmıştır. Muhsin Ertuğrul, Bedia Muvahhit gibi isimlerin birçok oyununu takip eden Atatürk, sinemanın geleceğini vurgulamıştır.

Atatürk, "Efendiler, herkes mebus olabilir, başvekil olabilir ve hatta reisicumhur olabilir ama sanatkâr olamaz, sanatkar el öpmez, eli öpülür." demiştir.


Türklerde Sanat Ünitesi Ders Notunu Pdf olarak ekten indirebilirsiniz
 

Ekli dosyalar

Üst Alt