Azaplar
--------------------------------------------------------------
Anadolu beyliklerinde, donanma hizmetinde kullanılan asker Osmanlı teşkilatında hafif yaya askeri Azab, Arapça'da evli olmayan, bekâr erkek demektir
İlk azab teşkilatını, Aydınoğlu Umur Bey İzmir’de kurdu Umur Bey, Latinlerle yaptığı çarpışmalarda, azab denilen donanma askerlerinden çok faydalandı Osmanlılarda ise, henüz Yeniçeri Ocağı kurulmadan önce, azab teşkilatı mevcuttu Azablar, Anadolu’dan toplanmış dinç ve kuvvetli Türk gençlerinden meydana geliyordu Bunlar; yaya, kale ve donanma azabları olmak üzere üç sınıftı
Yaya azabları, harp vukuunda, ihtiyaca göre 20 veya 30 haneden bir kişi alınmak suretiyle toplanırdı Diğer haneler de, seçilen bu azabların masraf ve iaşelerini karşılamakla mükellef tutulurdu Askerden kaçmaması için, her azabın bir kefili vardı Kaçtığı takdirde masraf bu kişiden alınırdı Azablar, vergiden muaftılar Kara savaşlarında düşmanın ilk saldırısını karşılamak, azabların vazifesiydi Düşmanı ilk önce ok yağmuruna tutan azablar, göğüs göğüse harbe girdiklerinde, belli bir plan dahilinde iki yana açılırlar ve düşmanı topçu kuvvetleri ile karşı karşıya bırakırlardı İşte bu anda Osmanlı topçusunun seri atışı sonunda, düşmana öldürücü darbe indirilmiş olurdu
Azabların Muharebe esnasında sayıları belirli olmayıp, düşmanın durumuna göre çok veya az olurdu Ankara muharebesinde ve İstanbul’un fethinde 20000 azab vardıOtlukbeli savaşında, Anadolu azabları 20000 ve Rumeli azabları 10000 kişiydi Azablar, kırmızı börk giyerlerdi Silahları ise ok, yay ve omuzda asılı pala ile kalkandan ibaretti Bazen da mızrak, yani kargı taşırlardı Yaya azabları, ilk dönemlerden 16 asır ortalarına kadar, savaşlarda büyük hizmet verdiler
On beşinci asrın başlarında azablar, Osmanlı Bahriye teşkilatında da kullanılmaya başlandı Bahriye azabları kabiliyetlerine göre, kaptanlığa kadar yükselme imkânına sahiptiler Bunların yedi-sekiz tanesi bir bölük sayılır ve bölükbaşısına “reis” denilirdi Reisliğe ise “badhani” denilen yelkencilikten geçilirdi Reisten sonra odabaşı ve aşçıbaşı gelirdi Reis aynı zamanda gemi süvarisi olunca “vardiyan-başı” denilirdi Süvari olan reis, daha sonra kaptan olurdu Ayrıca bölüksüz reis sınıfı vardı Kıdemli yelkencilerin terfi sırası geldiğinde, boş bölükbaşılık bulunmazsa, bunlara bir rütbe olarak reislik, yer açılınca da bölüklü reislik verilirdi Deniz azabları arasında, 150 kadar bölüksüz reis bulunurdu Bahri azablarının bir kısmı tersanede, bir kısmı da gemilerde hizmet ederlerdi Gemilerde bulunanlara “Azaban-ı donanma”, tersanedekilere de “Azaban-ı tersane” denirdi Azabların, tersane yanında bir kışlaları vardı Bugün buraya, Azapkapı denilmektedir
Ayrıca, hudut kalelerinde yaya azablarından teşkil olunan bir azab birliği görev yapardı Kale içinde oturan bu askerlerin bir kısmı ulufeli (maaşlı), bir kısmı timarlıydı ve her kalede belli bir değişmez sayıda idiler Ulufeli azab lâyık görülürse, timarlı olurdu Azab teşkilatı, Sultan İkinci Mahmud Han döneminde kaldırıldı
--------------------------------------------------------------
Anadolu beyliklerinde, donanma hizmetinde kullanılan asker Osmanlı teşkilatında hafif yaya askeri Azab, Arapça'da evli olmayan, bekâr erkek demektir
İlk azab teşkilatını, Aydınoğlu Umur Bey İzmir’de kurdu Umur Bey, Latinlerle yaptığı çarpışmalarda, azab denilen donanma askerlerinden çok faydalandı Osmanlılarda ise, henüz Yeniçeri Ocağı kurulmadan önce, azab teşkilatı mevcuttu Azablar, Anadolu’dan toplanmış dinç ve kuvvetli Türk gençlerinden meydana geliyordu Bunlar; yaya, kale ve donanma azabları olmak üzere üç sınıftı
Yaya azabları, harp vukuunda, ihtiyaca göre 20 veya 30 haneden bir kişi alınmak suretiyle toplanırdı Diğer haneler de, seçilen bu azabların masraf ve iaşelerini karşılamakla mükellef tutulurdu Askerden kaçmaması için, her azabın bir kefili vardı Kaçtığı takdirde masraf bu kişiden alınırdı Azablar, vergiden muaftılar Kara savaşlarında düşmanın ilk saldırısını karşılamak, azabların vazifesiydi Düşmanı ilk önce ok yağmuruna tutan azablar, göğüs göğüse harbe girdiklerinde, belli bir plan dahilinde iki yana açılırlar ve düşmanı topçu kuvvetleri ile karşı karşıya bırakırlardı İşte bu anda Osmanlı topçusunun seri atışı sonunda, düşmana öldürücü darbe indirilmiş olurdu
Azabların Muharebe esnasında sayıları belirli olmayıp, düşmanın durumuna göre çok veya az olurdu Ankara muharebesinde ve İstanbul’un fethinde 20000 azab vardıOtlukbeli savaşında, Anadolu azabları 20000 ve Rumeli azabları 10000 kişiydi Azablar, kırmızı börk giyerlerdi Silahları ise ok, yay ve omuzda asılı pala ile kalkandan ibaretti Bazen da mızrak, yani kargı taşırlardı Yaya azabları, ilk dönemlerden 16 asır ortalarına kadar, savaşlarda büyük hizmet verdiler
On beşinci asrın başlarında azablar, Osmanlı Bahriye teşkilatında da kullanılmaya başlandı Bahriye azabları kabiliyetlerine göre, kaptanlığa kadar yükselme imkânına sahiptiler Bunların yedi-sekiz tanesi bir bölük sayılır ve bölükbaşısına “reis” denilirdi Reisliğe ise “badhani” denilen yelkencilikten geçilirdi Reisten sonra odabaşı ve aşçıbaşı gelirdi Reis aynı zamanda gemi süvarisi olunca “vardiyan-başı” denilirdi Süvari olan reis, daha sonra kaptan olurdu Ayrıca bölüksüz reis sınıfı vardı Kıdemli yelkencilerin terfi sırası geldiğinde, boş bölükbaşılık bulunmazsa, bunlara bir rütbe olarak reislik, yer açılınca da bölüklü reislik verilirdi Deniz azabları arasında, 150 kadar bölüksüz reis bulunurdu Bahri azablarının bir kısmı tersanede, bir kısmı da gemilerde hizmet ederlerdi Gemilerde bulunanlara “Azaban-ı donanma”, tersanedekilere de “Azaban-ı tersane” denirdi Azabların, tersane yanında bir kışlaları vardı Bugün buraya, Azapkapı denilmektedir
Ayrıca, hudut kalelerinde yaya azablarından teşkil olunan bir azab birliği görev yapardı Kale içinde oturan bu askerlerin bir kısmı ulufeli (maaşlı), bir kısmı timarlıydı ve her kalede belli bir değişmez sayıda idiler Ulufeli azab lâyık görülürse, timarlı olurdu Azab teşkilatı, Sultan İkinci Mahmud Han döneminde kaldırıldı