Milli Mücadele Hareketinin Doğuşu ve Milli Teşkilatlar

  • Konbuyu başlatan Talebe
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 0
  • Görüntüleme 129

Talebe

Yönetici
Vezir-i Azam
Katılım
14 Şub 2021
Mesajlar
3,163
Tepkime puanı
9,723
Puanları
113
Meslek - Branş
Öğretmen - Tarih
Milli Mücadele Hareketinin Doğuşu ve Milli Teşkilatlar
Anadolu Hareketinin Doğuşu
Başlıca Milli Teşkilatlar

Anadolu Hareketinin Doğuşu
Mondros mütarekesinin uygulama tarzı, galip devletlerin Türkiye’yi yok etme çabalarını açıkça göstermekteydi. Bunlara karşı Padişah’ın ve Osmanlı Hükümeti’nin boyun eğmesi memleketi çok karanlık bir yöne sürüklüyordu.

İşgal edilen yerlerde, Türklere esir muamelesi yapılıyor, azınlıklar alabildiğine şımartılıyordu. Ermeniler ve Rumlar büyük devletlerin teşvikiyle taşkınlıklara başlayınca; yurdun hemen her tarafında, Türk halkı bir araya gelerek topraklarına göz dikenlere karşı cemiyetler, dernekler ve çeteler kurmaya başladılar. Bu ilk örgütlenme biçimini Fevzi Çakmak Paşa şöyle tanımlamaktadır. “Mondros Mütarekesi’nden sonraki aylarda, bir uçaktan Anadolu’ya baksaydınız yer yer yanan ateşler görürdünüz. Bunlar pırıl pırıl yanan çoban ateşleridir. Bunlar. “Müdafa-i Hukuk” ateşleridir


Başlıca Milli Teşkilatlar
Millî Mücadele döneminde, neredeyse memleketin her il ve ilçesinde bir millî teşkilat vardır. Ancak biz, bunlardan sadece belli başlı birkaç tanesini ele alacağız.​

3.6.1. KARS MİLLİ İSLAM ŞURASI​

Rusya’daki Bolşevik idaresi ile 3 Mart 1918’de imzalanan Brest-Litowsk Antlaşmasına göre, Osmanlı Devleti’nin 1978 Berlin Antlaşması’nda savaş tazminatı karşılığı Rusya’ya bırakmak zorunda kaldığı Kars, Ardahan ve Batum iade edildi. Buraların teknik deyimi “Elviye-i Selase”, yani üç “Liva”dır. Antlaşmanın imzalanmasından sonra Vehip Paşa, 10 Mart 1918’de Ermeni, Gürcü ve Ruslardan Kars, Ardahan ve Batum’u tahliye etmelerini ister. Ermeni ve Gürcülerin karşı koymalarına rağmen Türk Orduları 5 Nisan’da Sarıkamış, 14 Nisan’da Batum, 25 Nisan 1918’de de Kars’a girer. Bu surette Elviye-i Selase tekrar fiilen Türk idaresine geçmiş olur. Bununla birlikte halkın idaresini mi, yoksa Rus idaresini mi istediğini öğrenmek için Osmanlı Devleti bölgede bir oylama yapmaya karar verir. Bu amaçla Dahiliye Nezareti Müşteşarı Abdulhaluk (Renda) Bey başkanlığında, Kars’a Hilmi (Uran), Ardahan’a Şükrü (Kesebir), Kağızman’a Asaf Tal’at, Oltu’ya da Necati Bey Mutasarrıf Vekilliğine (Mülkiyet Müfettişi) atanır. Hilmi Uran, Kars’a gittiğinde gördüğü manzaraları hatıralarında şöyle anlatır: “Ruslar ve Ermeniler evlerini olduğu gibi bırakıp kaçmış oldukları için, biz vardığımız da Kars, hakiki bir sahipsizlik durumunda ve büyük bir hercümerç içinde idi... Hemen her köylü evini Ermenilerin yaktığından ve eşyasını Ermeniler alıp götürdüğünden şikayet eder ve boynunu bükerek kasaba da kendisine ev ve eşya isterdi.”

Haziran ve Temmuz’un ilk yarısında tamamlanan ve Ağustos’un ikinci haftasında açıklanan sonuçlara göre; üç vilayette oy kullanma hakkına sahip olan 87.048 kişiden 85.129’u Türkiye’yi, 441’i Rusya’yı tercih etti. 1693 kişi de tercih bildirmedi. Böylece Elviye-i Selase halkın reyi ile de Türkiye’ye katılmış oldu. 15 Ağustos 1918’de Elviye-i Selase’den gelen bir heyeti kabul eden Sultan VI. Mehmet Vahideddin’in aynı gün yayınlanan fermanı ile Kars, Ardahan, Livana (Artvin) ve Batum kaleleri ile yöresinin anavatana katılma dilekçelerinin kabul olunduğu resmen ilân edilerek, genel idarenin ona göre düzenleneceği bildirilmişti.

30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasıyla Kars için kara günler yeniden geldi. Mütareke’nin 11. Maddesine göre, Kafkaslarda harpten önceki sınırlara çekilinecektir. Bölgeyi İngilizlerin işgal edeceği işitilir. O Sırada Kars’ta bulunan 9. Ordu Komutanı Mirliva Yakup Şevket Paşa, İngilizlerle temasa geçmek istemediğinden Kars’ı teşkil edilecek millî bir hükümete devretmeyi daha uygun buldu. Kars Mutasarrıfı Hilmi (Uran) Beyin de yardımıyla 5 Kasım 1918’de Kars ve çevresinde, Türkğİslâm ahali “Kars İslâm Şrası” adıyla kendi “Milli Hükümeti’ni” kurarak idareyi Osmanlı Devleti’nden resmen devralmışlardı.

Kars İslâm Şrası, Piroğlu Fahreddin (Erdoğan) Bey tarafından kurulmuştur. Şura’nın Merkez Heyeti İdare Reisliğini CihangirğZâde İbrahim Bey üstlenmişti.

Kars Milli İslâm Şurası, 17Ö18 Ocak 1919’daki ikinci kongresinde GüneyğBatı Kafkasya Geçici Milli Hükümeti anlamına gelen “Cenbği Garbi Kafkas Hükümetği Muvakkataği Milliyesi” adını aldı. Şrâ, 12 Nisan 1919 Cumartesi günü Kars’ı işgal eden İngilizler tarafından basıldı. Cenbği Garbi Kafkas Cumhuriyet’i Cumhurbaşkanı Cihangiroğlu İbrahim Bey, bazı hükümet üyeleri, bazı mebuslar ve görevliler orada hemen tevkif edildiler. Tutuklananlar, o gün akşam Gümrü’den gelen ve Ermeni askerlerini taşıyan trenle önce Tiflis’e, oradan Batum yolu ile İstanbul’a ve daha sonra Malta’ya sürgün edildiler.​

3.6.2. MİLLİ KONGRE CEMİYETİ​

Mondros Mütarekesi sonrası, Rumların İstanbul’da teşkilatlanıp Megola-İdea uğrundaki çalışmalarına engel olmak için, göz hekimi Esat Paşa’nın çağrısı ile Türk Ocağı, Kızılay, Muallimler Cemiyeti, Baro ve her fakültenin mezunlar cemiyeti başta olmak üzere, 70 kadar cemiyetten ikişer temsilcinin katılması ile 29 Kasım 1918’de “Milli Kongre” adı ile partiler üstü bir teşkilat kuruldu.

Millî Kongre programının ana fikri, Türk Millî Mücadelesi’nin ilk işaretleri niteliğindedir. Bildirinin bir yerinde “Ancak siyasi ve iktisadî istiklâl ile yaşayacak olan vatan”, birkaç noktasında “Kuva-yi Milliye” ifadelerini kullanan Milli Kongre, tatbikatta da canlılığını göstermiştir. Milli Kongre “Kuva-yi Milliye” deyimini kullanan ilk siyasî teşekküldür. Mensuplarının çoğu sonradan Anadolu katılmıştır.​

3.6.3. TRAKYA-PAŞAELİ MÜDAFAA-İ HUKUK HEY’ETİ OSMANİYESİ​

Mondros Mütarekesi’ni imzaladıktan sonra, İstanbul’da 2 Kasım 1918 günü Trakya Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı verilen cemiyet resmen olmasa da fiilen kurulmuştur. Cemiyet, Edirne Mebusu Faik (Kaltakkıran), Belediye Reisi Şevket ve Avukat Şeref Bey tarafından kurulur. Trakyalıların, haklarının muhafazasını sadece hükümetten beklemeyerek, bu hakların savunmasını bizzat kendi ellerine almayı ve halka dayanmayı gaye edinen böyle bir cemiyeti kurmaları çok ümit verici bir hareket olmuş, bilhassa bu bölgenin vatansever, aydın evlatlarını sevindirmiştir.

Cemiyet, Trakyalılara hitaben yayınladığı beyannamede kuruluş gayesini şu şekilde açıkladı: “Ecdadımızın celâdet yadigârı olarak, Avrupa’da elimizde yalnız Edirne vilayeti kalmış iken bu mübarek toprakların Müslüman olan mühim bir kısmı da kötü idare yüzünden Bulgar boyunduruğuna geçmiştir. Bu da yetmiyormuş gibi, son zamanlarda payitahtın bekçisi olan yurdumuza da göz dikildiğini görmekten elem ve ızdırap duymaktayız...Türklerin gadre uğramış haklarını müdafaa etmek üzere Trakya Paşaeli Müdafaa Heyeti Osmaniye’si kurulmuştur. Milletin hayrını isteyenlerden bir heyet, bu vatan hizmetini omuzlarımıza yükledi.”

Cemiyet’in ilk kuruluşunda, Trakya’ya saldıracak dış düşmanlara karşı, kurucular, silahlı bir mücadeleyi düşünmektedir. 7 Kasım 1919’da Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyetine katılmış ve onun nizamnamesini kabul etmiştir.​

3.6.4. VİLÂYÂT-I ŞARKİYE MÜDAFAA-İ HUKUK-I MİLLİYE CEMİYETİ​

Mütarekeden sonraki endişe ve heyecan dolu günlerde, memleketi korumak ve onu türlü ihtiraslara kurban etmemek maksadıyla İstanbul’da kurulan cemiyetlerin başında 4 Aralık 1918’de kurulan Şark Vilayetleri Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti gelir. Millî Kongrelerin toplanarak beyannameler yayınladığı sıralarda dönemin Sadrazamı Tevfik Paşa hükümetinin teşviki ile, bilhassa doğu vilayetlerine mensup aydın kimseler, bu vilayetlerin Ermenilere verileceği endişesiyle böyle bir millî bilinci oluşturarak çalışmayı faydalı bulmuşlar ve bu cemiyeti kurmuşlardır. Çünkü kurulacak Ermenistan’ı Avrupa ve Amerika’nın büyük gazeteleri propaganda ediyorlardı. Müstakil Ermenistan’ın sınırları, Trabzon, Erzurum, Van, Bitlis, Elazığ, Sivas, Diyarbakır, Urfa, Maraş’ı ve Kilikya’yı kapsayarak, Akdeniz’e kadar iniyordu. Bu propagandadan ve bu fikir yürütücülerinden haberdar olan Babıali; hiç olmazsa karşı propaganda yapma lüzumunu hissetmiş, doğu vilayetlerinin münevver insanlarını hariciye vekâletinde gizli bir toplantıya davet etmişti. Toplantı neticesinde “Vilayet-i Şarkiye Müdafaai Hukuk Cemiyeti”nin yayın organı olarak Süleyman Nazif Bey’in o sıralarda çıkarmakta olduğu “Hadisat” gazetesi uygun bulunmuştu. İsviçre tarafsız bir devlet olduğundan, orada da, Fransızca bir gazete yayınlanmaya ve icabında mühim olan siyasî merkezlere hususi heyetler gönderilerek, Ermenistan’a verilmesi istenilen yerlerde bir Ermeni çoğunluğunun bulunup bulunmadığını anlatarak, Avrupa millet ve halkının aydınlatılmasına çalışmak istenmişti. Bütün bunların yapılabilmesi için de cemiyete 50 bin lira miktarında bir de para verilmişti.

Cemiyet merkezi kurulduktan sonra ard arda yaptığı birkaç toplantıdan sonra aşağıdaki esasların müdafaasına karar verdi:

Doğu vilayetleri tarih itibariyle bir Müslüman-Türk memleketidir. Bu bölgede Ermeniler öteden beri küçük bir azınlıktır.

50 yıldan beri Ermeniler bu bölgede çeşitli siyasî öldürmeler ve komitecilikle, Müslümanları, kendilerini müdafaa zorunda bırakmışlardır. İlk hareket ve teşebbüs daima onlardan gelmiştir.

Cemiyet’in Erzurum şubesi İstanbul merkezinden yetki alarak 10 Mart 1919’da Cevat Dursunoğlu tarafından kurulmuştur.

Erzurum Müdafaa-i Hukuk teşkilatına asıl güç veren şey, bu memleketin heyecanlı evlatlarının durmadan, bütün güçlüklere rağmen, ümitsizliğe düşmeden yaptıkları teşebbüs ve çalışmalardı. Bilhassa Süleyman Necati’nin çıkardığı “Albayrak” gazetesi bütün millî isteklere, millî iradeye tercüman oluyordu. Gün geçtikçe daha iyi görülen millî tehlike karşısında, kurtuluş için herkesin tek çare olarak görülen bu cemiyetin etrafında toplanması, orduya duyulan ihtiyacı da artırıyordu. 15. Kolordu Komutanı olarak Kâzım Karabekir Paşa’nın Erzurum’a gelmesi ve kendilerine destek vermesi büyük bir memnuniyeti ortaya çıkardı. ‚ok geçmeden Mustafa Kemal Paşa’nın da Erzurum’a gelmesi ile Cemiyet Milli Mücadele’nin en önemli basamaklarından biri olma mazhariyetine erişmiş oldu.​

3.6.5. TRABZON MUHAFAZA-İ HUKUK-I MİLLİYE CEMİYETİ​

Mondros Mütarekesinden sonra, Doğu Karadeniz Bölgesinde bir Pontus-Rum Devleti kurulması ihtimali ile Ermenilerin bölgeye yönelik talepleri ve galip devletlerin bu gruplara verdiği siyasî destek karşısında, vatanın kendi imkânları ile korumaya karar veren bölgenin Müslüman-Türk halkı, kendi siyasal örgütlenme kararını verdi. Örgütlenmenin gelişimindeki önemli merhalelerden birisi “Selâmet” gazetesinin yayına başlaması oldu. Ardından Elviye-i Selâse’de gerçekleştirilen kongrelere temsilci gönderildi.

Trabzon Muhafaza-i Hukuk-i Milliye Cemiyeti 10 şubat 1919’da Murathanzâde Ziya Bey başkanlığında Trabzon’da kuruldu. Cemiyetin kuruluşu, Trabzonluların bölge üzerindeki karanlık emellere karşı, Türk ve Müslüman halkın haklarını korumak amacıyla giriştikleri teşkilatlanma faaliyetlerinin en anlamlısı ve en etkilisi oldu. Mahallî amaçlarla kurulmuş olmasına rağmen, Milli Mücadeleye önemli katkılar sağladı. Erzurum Kongresi’nin toplanmasına öncülük eden iki cemiyetten biri olma onurunu paylaştı.

Cemiyet, kuruluş amacını şöyle belirtmişti: “Vilayetin Osmanlı Devleti’ne bağlılığını korumak amacıyla ilmî belgelerle gerekli savunmalarda bulunmak ve millî haklarımızı koruyacak vasıtaları sağlamaya çalışmak. Bunu için tarihî, sosyal ve iktisadî belgelerin toplanması ve istatistikler düzenlenmesiyle itilaf hükümet ve temsilcilerine muhtıralar verilmesi, Wilson prensiplerine göre barış konferansında milli haklarımızı korumak üzere gerektiğinde muhabir ve vekiller gönderilmesi, eski milli haklarımızın milletlerin kendi mukadderatlarını belirleme hak ve yetkilerine dayanarak ihlâl edilmemesi hususunda etkili girişimlerde bulunması”​

3.6.6. İZMİR MÜDAFAA-İ HUKUK-I OSMANİYE CEMİYETİ​

Mondros Mütarekesi’nden sonra Batı Anadolu’da gelişen olayların ilk adımı, 6 Kasım 1918 Cumartesi günü düşman donanmasının İzmir Körfezi’ne demirlediği gün atılır. O gün Rumlar arasında büyük bir hareketlilik olur. Bu 15 Mayıs 1919’da yaşanacak olan Yunan İşgali’nin bir tür ön denemesidir. O gece, Kordondaki Sporting Club’ün verandasında, Moralızâde Halit Bey ve diğer vatanseverler İzmir’i Yunanlılara karşı savunmak için İzmir Müdafaa-i Hukuk Cemiyetini kurdular. Cemiyet 1 Aralık 1918 günü tüzüğünü vilayete vererek resmiyet kazanır. Cemiyetin kayda değer ilk ciddi girişimi Mart 1919’da oldu. Bunlardan biri İstanbul’a bir heyet gönderilerek Sadrazam Tevfik Paşa’ya ve İşgalci devletlerin İstanbul’daki Yüksek Komiserlerine birer muhtıra vermeleri ve Yunanlıların Ege Bölgesine asker çıkarmalarını bu yolla engellemeye çalışmaları olur.

Cemiyetin çok daha önemli girişimi, İzmir’de bir kongre toplamak oldu. Bu konuda, Vali Vekili Nurettin Paşa kendilerine büyük kolaylıklar gösterdi. Ve Aydın Vilayetine bağlı yerlere telgraf çekerek, belediye başkanlarının, müftülerin, şehirlerinden dörder, ilçelerden ikişer olarak seçecekleri delegeleri İzmir’de toplanacak kongreye göndermelerini istedi. Kongre, 17 Mart 1919’da çalışmalara başladı.

Cemiyet, kongreden sonra bölgesel bir güç kazandı ve temsil yetkisi, hareket alanı genişletildi. Ancak, İstanbul Hükümeti, kongre muhtırasının yayınlanmasından üç gün sonra Nurettin Paşa’yı İzmir Valiliğinden alıp onun yerine İzzet Paşa’yı vali olarak atadı. Vali İzzet Paşa’nın baskıları sonucu cemiyet çalışamaz hale geldi. Bunun üzerine Cami Bey, cemiyet faaliyetlerini İstanbul’da yürütmek üzere görevlendirildi. Ve Mart 1919 başlarında, cemiyet içinde gizli olarak kurulan “Müdafaa-ı Vatan” komitesinin etkinliğinin arttırılması kararlaştırıldı. 14 Mayıs’ta işgal söylentileri üzerine cemiyet kurucuları, Türk Ocağı üyeleri ile İzmir’in genç aydınlarının yaptığı bir toplantıda “Müdafaa-i Vatan” komitesinin adının “İlhak-ı Redd Heyeti Milliyesi” olarak değiştirilmesine karar verildi. Toplantı sonunda işgal ile ilgili kararlar alındıktan sonra bir miting yaptırılması kararlaştırıldı ve Maşatlık mitingi için Anadolu matbaasında Wilson prensiplerini hedef alan bir bildiri bastırıldı. Bildiride”...Güzel memleket Yunan’a verildi...Yunan hakimiyetini kabule taraftar mısın? Artık kendini göster. Tekmil kardeşlerin maşatlıktadır. Oraya yüzbinlerle toplan ve ezici çoğunluğunu bütün dünyaya ilân ve ispat et...” deniyordu.​

3.6.7. KARAKOL CEMİYETİ​

Millî Mücadele döneminde adına sık sık rastlanan kuruluşlardan biri de Karakol Cemiyeti’dir. İşgal altındaki İstanbul’da millî bütünlüğe düşman kuruluş ve faaliyetleri karşısında Milli Mücadeleyi destekleyen en eski ve önemli kuruluşlardan biridir. Bazı kaynakların 13 Kasım 1919’da kurulduğunu kaydettikleri Karakol Cemiyeti’nin, tam ve gerçek kuruluş tarihinin Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından hemen sonra olduğu anlaşılmaktadır. Başlangıçta

İttihat ve Terakki Fırkası’nın lidersiz kalan mensupları arasında gizli bir korunma ve direniş grubu halinde oluşan Karakol Cemiyeti, daha sonra Anadolu’da başlatılan Millî Mücadele’yi destekleyen gizli bir kuruluşa dönüşecektir.

Cemiyet’in ilk kurucuları Kurmay Albay Kara Vasıf, Dava Vekili İsmail ile Emekli Yüzbaşı Bahâ Said Bey’dir. Milli Mücadele’de yer almış olan Kurmay Albay Mehmet Arif Bey (Ayıcı Arif) Karakol Cemiyeti’nin kuruluşu ve hizmetlerini şu şekilde anlatmaktadır: “İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalinden önce Sivas eski mebusu Kara Vasıf Bey’in girişimleriyle İstanbul’da gizli olarak bir cemiyet kurulmuş ve bu cemiyet İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından işgaline kadar övgüye değer biçimde çalışma yapmıştır... İstanbul halkının, memurları ve çalışanlarının sayesinde (Damad) Ferit Hükümeti’nin ve İngilizlerin kontrolü altında bulunan ambar ve depolarından geceleyin aşırmak suretiyle muhtelif tarihlerde İstanbul’dan (56000 mekanizma, 320 makinalı tüfek, 1500 tüfek, bir batarya top, 200 sandık cephane, 1000 takım elbise, bir milyon giyim nal ve mıh, 1500 matara, 1000 tona yakın malzeme ve çeşitli askerî eşya) Anadolu’ya geçirilmiştir.”

Kara Vasıf Bey tarafından kaleme alınan cemiyet programına göre cemiyetin amacı 2, 4 ve 5. Maddelerde şöyle açıklanmaktadır: “Türk ve Müslüman milletin hukuk ve hürriyetini yok etmeye çalışanlara karşı bütün hükümet ve cemaatle birlikte çalışmak; Hürriyet ve İstiklâl için gerekirse silahlı mücadeleye girerek hür ölmek, fakat asla esir ve zelil yaşamamak, dışarıda ise amaca ulaşmak için insanlık düsturu ile hareket eden bütün kuvvetlerle işbirliği yaparak, hürriyet ve istiklâlimiz için onlardan yardım almak”​
 
En çok görüntülenen
Son konular
  • Talebe
    Lozan Barış Antlaşması
  • Talebe
    Büyük Taarruz
  • Üst Alt