Doğu Cephesi

  • Konbuyu başlatan Talebe
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 0
  • Görüntüleme 696
Doğu Cephesi

30 Ekim 1918’deki Mondros Mütarekesinden sonra Türk Silahlı Kuvvetleri, mütarekenin 11. Maddesi gereğince Kafkasya ve İran’ı boşaltarak, 1878’den sonraki sınır gerisine çekilince 9. Ordu 2 Nisan 1919’da lağvedilmiş ve yerine 15.Kolordu kurulmuştu. Komutanlığına Kâzım Karabekir Paşa’nın atandığı Kolordu, ülkenin asayiş durumu ve jandarma birlikleri noksanı göz önünde tutularak düzenlenmişti. Subay ve erlerinin moral ve eğitim durumları çok iyi ve insan mevcudu 16.000 bin kadardı. Kolordu’nun en zayıf tarafı ise lojistik durumuydu.

Cephe karşısında Ermeni, Gürcü, Azerbaycan ve Kafkasya’daki İngiliz Kuvvetleri bulunmakta ve onlarla temas devam etmekteydi. Bu hal Millî Mücadele’nin başından 1920 yılının ilk günlerine kadar sürüp gitti.

Türk Ordusu’nun buraları boşaltmasından sonra Ermenilerin o çevrede yaşayan Türklere karşı, büyük bir katliama girişmesi muhakkaktı. Bu katliamı bir parça önleyebilmek için, Ermeni tehdidi altındaki Müslüman ve Türk çoğunlukları parça parça yerel şurâ örgütlerini kurmuşlardı. Ancak Osmanlı Hükümeti Ateşkes hükümlerine uymak zorunda olduğundan 15. Kolordu’nun saldırıları karşısında nasıl hareket edeceğine dair bir plan yoktu. 9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkınca gördüğü durum karşısında yerel bir savunma planı tasarlamıştı. Ermenilerin doğrudan saldırıya geçmesi ihtimali karşısında, 15. Kolordu Komutanlığı’na verdiği direktifte önce Rum saldırısı karşısında alınacak tedbirler açıklanıyor ve sonra “bu hareketle birlikte, Ermeni ve Gürcülerde saldırırsa bunlara karşı, gerilla usulünde savunma muharebeleri planlanacaktır” diyordu.

Doğu Cephesi için Mustafa Kemal Paşa’nın asıl endişesi İtilaf Devletleri’nin Doğuda Bolşeviklerle birleşmemize engel olmak üzere Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan üzerinde bir blok oluşturarak ülkemizin dışa açılmasını tamamen engelleyerek yıkmak düşüncesinde olduklarıdır. Bunun için Doğuda, vakit kaybetmeden bir taarruzu başlatarak Bolşeviklerle bağlantının kurulmasını istiyordu. Böylece Bolşevikliğin İtilaf Devletleri zümresine karşı bir tehdit silahı olarak kullanılması düşünülüyordu. Bu amaç Mustafa Kemal’in 6 Şubat 1920’de 15. Kolordu Komutanlığına gönderdiği bir yazıyla, taarruz planı hakkındaki düşünce ve direktiflerini bildirmişti. Yazıda genel siyasi durum açıklandıktan sonra:

1- Doğu Cephesinde resmi veya gayrği resmi seferberlik yapılması

2- Yeni Kafkas Hükümetleriyle, özellikle Azerbaycan ve Dağıstan gibi İslâm Hükümetleriyle acilen temasa geçilerek bize karşı tutumlarının öğrenilmesi,

3- Ülke içinde teşkilatın kuvvetlendirilmesi, silah, cephane ve malzemenin teslim edilmesi. Gerekirse bunun için silah kullanılması.

4- En mühim vazife ise İtilaf Devletleri’nin zaman kazanmasına meydan vermemek, ve onun maskesini bütün memleketin bütün mukavemet unsurlarını tehdit edecek vesile itâsına zorlamaktadır.” diyordu.”

Bu gelişmelerden sonra Kâzım Karabekir Paşa, Mayıs sonu yada Haziran başı olmak üzere, Ermenilere taarruz edilmesini Büyük Millet Meclisi Hükümetine önerdi. Konu hükümette görüşüldükten sonra Meclisten bu hususta müsaade alınmasına karar verildi. Meclisin gizli oturumun da bu yetki hükümete verilince, hükümet 6 Haziran 1920’de Kolordu Komutanı’na askeri hazırlık yapması ancak hiçbir siyasi girişimde bulunmaması emrini verdi.

Ordu’nun ileri harekâtı 28 Eylül 1920’de başladı. Ermeniler direnemiyorlardı. 26 Eylül’de birliklerimiz Sarıkamış’a girdiler. Harekâta İtilaf Devletleri’nin geniş siyasi tepki göstermelerine karşılık başarı ile yürütüldü; ve harekât 3 Aralık 1920’de imzalanan Gümrü Antlaşması ile sona erdi.

Kâzım Karabekir Paşa Ermenilere karşı elde edilen zaferi Fransız ve Ermenilere karşı direnen Ayıntaplılara (Gaziantep) maneviyatlarının artması açısından 14.12.1920 (1336) da şu telgrafı çekmiştir.

“Ayıntap Kahramanlarına,

Şarka vatanımızın emniyet ve istiklâli için daimi bir tehlike olan Taşnaksiyon zulüm ve tecavüzü, adaletği ilahiyenin bir lütfği mahsusu olarak yapılan bir faaliyette tamamen imha edildi. Sevgili vatanımız artık bu cihetten emin ve müsterihtir. Diğer aksamı vatanımızdaki emperyalist düşmanlarımız hakkında da aynı tecelliyatğı ilahiyeye mazhar olacağımıza ve dâvamızı kazanacağımıza mutmainiz. Bütün İslâmiyet ve Türklüğün şerefli tarihi kahraman Ayıntap müdafilerinin ibraz ettiği kudret ve besalet ile bihakkın iftihar eder, bütün mücahitğlerimizin ve Ayıntab’ın fedakâr halkının yüksek alınlarından kemalği takdirle öperim.”

Şark Cephesi Kumandanı Kâzım Karabekir



Gümrü Antlaşması
Gümrü (Alexandropol) antlaşması uzun yıllardan sonra Türkiye’nin “galip” sıfatıyla imzalayabildiği ilk antlaşma olması hasebiyle önem taşımaktadır. Antlaşmaya Türk Hükümeti adına 15. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa, Erzurum Valisi Hamid Bey ve Erzurum Milletvekili Süleyman Necati Bey; Ermenistan adına da eski Başbakan Mösyö Aleksander Hatisiyan başkanlığındaki bir heyet katılmıştır.

Antlaşmanın İkinci maddesi ile Türkiye ile Ermenistan arağsındaki hudut (aşağı Kara suyun döküldüğü yerden başlayarak, Aras ırmağı Kekeç Kuzeyine dek Arpaçay’ı daha sonra Karahan Deresi -Tiğnis batısı- Büyük Kımlı doğusu-Kızıltaş-Büyük Akbaba dağı) çizgisinden oluşur.

Dördüncü madde ile Ermenistan’da askerlik kaldırılmış, yalnız jandarma görevi yapmak kaydıyla 1500 kişilik bir gönüllü kuvvet ile sekiz top ve 20 makinalı tüfek bulundurmasına izin verilmişti.

Sekizinci madde ile Türkiye tamamen insanı sebeplerden dolayı Ermenistan’dan savaş tazminatı istemeyeceği belirtilmiştir.

Onuncu madde ile Ermeni Hükümeti Sevr Antlaşmasını tüğmüyle yok sayarak, Avrupa’da Emperyalist hükümetler ve siyasetlerin elinde bir tahrik aleti olan temsilcilerini hemen geri çekmeye söz veriyordu.

Onbirinci madde ile Ermenistan toprakları üzerinde yaşayan müslüman halkın haklarını korumak ve onların dinsel ve kültürel özellikleri içinde gelişmelerini sağlamak için, sosyal biçimde örgütlenmelerini, müftülerin doğrudan doğruya Müslüman toplum tarafından seçilmesini ve yerel müftülerin seçecekleri Başmüftü’nün memurluk görevinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Şer’iye Vekaletince onaylanmasını kabul ederek yükümlenir.

Onsekizinci ve son maddede ise işbu antlaşmanın bir ay içinde onaylanarak, onaylanmış örnekleri Ankara Hükümetine verilecektir deniliyordu.

Antlaşma ile 1877ğ1878 Osmanlı Rus Savaşı ile kaybedilmiş olan Artvin, Posof, Savşat, Çıldır, Kars, Iğdır, Tuzluca, Sarıkamış ve Oltu yeniden Anavatan topraklarına katıldı. Ayrıca üçüncü maddeden de anlaşılacağı üzere daha önceden de var olan fakat Mondros Mütarekesi ile Batılı Devletlerin de tam desteği alınarak ortaya konulan “Büyük Ermenistan” hayaline son verildi ve Ermenistan Türk toprakları içinde kalan yerlerin hiçbirinde Ermeni nüfusunun çoğunluğu oluşturmadığını onaylamış oldu.
 
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcılar

Geri
Üst Alt