Güney Cephesi

  • Konbuyu başlatan Talebe
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 0
  • Görüntüleme 746
Güney Cephesi
Talebe Çevrimdışı

Talebe

Yönetici
Veliaht
14 Şub 2021
4,025
14,579
113
Meslek - Branş
Öğretmen - Tarih
Güney Cephesi

Birinci Dünya Harbi sonunda Irak’tan çekilen 6. Ordu’nun lağvıyla, 13. Kolordu adını alan kuvvetler Diyarbakır, Urfa, Siirt ve Mardin bölgelerinde yerleşmişlerdi. Bu kolordu mütarekeden sonra İngilizler’in baskısıyla terhis edildiğinden taburların mevcudu 70-80 ere, bütün Kolordu’nun mevcudu ise 4800’e düşmüş; durumdan faydalanan İngiltere ve Fransa’da mütarekenin ilgili maddelerini bahane ederek, Akdeniz Kıyılarından ve Fırat Nehri’nden Toroslara kadar uzanan bölgeyi daha Türk Orduları çekilmeden işgal etmeye başladılar.

Bu bölgenin gerçek sahibi olan ve çoğunluğu teşkil eden Türkler, bu durum karşısında, kimsesiz ve himayesiz olarak bir taraftan işgal kuvvetlerinin şımarık hareketleri ve diğer taraftan da Ermeni ve Rum gibi bağımsızlık heyecanına kapılmış azınlıkların taşkınlıkları ve tecavüzleri karşısında şaşkın ve ne yapacaklarını şaşırmış bir halde kalmışlardı. Birinci Dünya Savaşı sırasında göçe tabii tutulan Ermeniler Mondros Mütarekesi’nden sonra tamamen silahlanmış bir halde bu bölgelere dönerek çoğunluk meydana getirmek için faaliyete geçmişğlerdi. Gerek dışarıdan gelen gerekse memleket içinde bulunan Ermeniler İngilizlerin ve özellikle Fransızların yardımlarıyla tamamen silahlanmış ve Müslüman Türk vatandaşlarının namusuna tecavüz ediyor, direnenleri kılıçtan geçiriyordu.

Mütareke sırasında bölgedeki 7. Ordu komutanı olan Mustafa Kemal olacakları önceden tahmin ederek 29 Ekim 1918’de Katma İstasyonu’nda Milletvekili Ali Cenani Bey’e “Güneyde milli örgütlenmenin başlatılması ve direnişe geçilmesi” tavsiyesinde bulunduktan sonra 1 Kasım 1918’de Kilis’e giderek başlayan hazırlıklarla bizzat ilgilendiğini görüyoruz. Buna ilave olarak Mustafa Kemal Paşa’dan sonra 2. Ordu Komutanı olarak bölgeye gelen Nihat (Anılmış) Paşa’nın Halep, Hama, Lazkiye, Saman’da çaba sarfetmesi; Onunla birlikte bölgeye gelen Ali Fuat (Cebesoy) Paşa’nın Jandarmayı pekişğtirme ve halka silah verme işine eğilmiş olması bölgede Kuvâ-yı Millîye hareketinin başlatılmasına önemli katkılarda bulunmuştur.



Gaziantep Cephesi
Mondros Mütarekesi’nden sonra İngilizler, daha önce Fransızlarla yapmış oldukları gizli antlaşmanın aksine süvarilerini daha iyi şartlarda iskân ettirebilmek için kendi işgal mıntıkalarını genişletmek istediler. Bu amaçla mütarekenin 7. maddesine dayanarak 17 Aralık 1918 tarihinde Antep’e girdiler. 23 Ocak 1919’da hükümet konağını bastılar. Memleketin ileri gelenlerini muhtelif bahanelerle Halep’e, oradan da Mısır’a sürdüler. Ardından şehirde silah toplama hareketine giriştiler. Silahını vermeyenleri ağır para cezasına çarptırğdılar. Ermeniler bu gibi muamelelere tabii tutulmadığı gibi, kendilerine bol miktarda silah ve cephane dağıtıldı.

İngilizlerin bu davranışı halkın tepkisine sebep oldu ve bir miting yapıldı. Bu mitingde Antep Belediye Başkanı M. Lütfi, halkın bu işgali reddettiğini sulh konferansına bildirilmesini istedi. Mitingin ardından Türk ve Müslüman ahali tarafından “Cemiyetği İslâmiye” teşkilatı kuruldu. Bülbülzade Hacı Abdullah Hoca Efendi’nin başkanlığı altında kurulan cemiyetin amacı şuydu. “İstanbul ile alakası kesilmiş olan bu mıntıkada idari mekanizmayı eline alarak, Türk ve Müslüman halkı her türlü taarruzlara karşı korumak, halktan topladıkları ile, fakirleri, şehre dönen esir askerleri beslemekti.”

Bölgede kalmanın kendileri için riskli olduğu kanaatına varan İngilizler daha önce Fransızlarla imzalamış oldukları Suriye İtilafnamesi gereği 26 Ekim 1919’da Antep’ten çekilmeye başlayarak yerlerini Fransızlara bırakmaya başladılar. 29 Ekim’de Fransızlar 2000 kişilik bir kuvvetle Ermenilerin sevinç gösterileri arasında Antep’e girdiler.

Fransız işgali ile başlayan Ermeni teşkilatları Türklere yapılan zulüm ve hareket, kadınlara yapılan tecavüzler bölge halkını hızla örgütlenmeye itti. Bu arada Gaziantep adına Kara Vasıf Bey Sivas Kongresi’ne gönderildi. Mustafa Kemal Paşa ondan aldığı bilgiler ışığında Antep’e yazdığı ikinci mektuptan sonra harekete geçen Antepliler “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk-u Millîye Cemiyeti”nin Antep şubesini kurdular. Ardından da kısmen daha önce başlatmış oldukları pasif direnişi daha da etkin hale getirerek Fransız ve Ermenilere yiyecek satmamaya başladılar. Bu yüzden yiyecek ihtiyacını diğer bölgelerden temine çalışan Fransızlar, Antep-Kilis yoluna büyük önem verdiler. Ancak Kilis garnizonu üzerinden Antep’e gelecek yardımları önlemek için Antep-Kilis yolunda çevre köyler halkından teşkil edilen müfrezelerle müdafaa tedbirleri alınmıştı. Heyeti Merkeziye, Kilis yolu Kuvâ-yı Millîye komutanlığını Şahin Bey’e verdi. Şahin Bey 4 Şubat’ta Kilis yoluna hakim olarak Fransızların Antep’le bütün ulaşım ve haberleşme bağlarını kesti. 28 Mart 1920’ye kadar direnmeyi başaran, fakat şehit düşenlerin yerlerinin doldurulamaması ve erzakların tükenmesi üzerine bu tarihte siperler boşaltıldı. Fakat Fransızlarla savaşı bir namus meselesi yapan Şahin Bey Elmalı Köprüsü’nden yalnız başına savunmaya devam ederken şehit oldu. Şahin Bey’in şehadeti Millî Kuvvetlerin müdafaa mevzilerinde tutunamamalarına ve Antep’in kuzeyine kadar çekilmelerine sebep oldu. Herhangi bir engel kalmadığı için Fransız müfrezesi 28 Mart’ta Antep’e girdi.

Fakat Antepliler savaşı bırakmadılar. Fransızların şehre girmesinden sonra bu kez şehir içindeki savaşlar başladı. Zaman zaman şehirde kontrolü ele geçiren fakat ortaya konulan direniş karşısında bölgeye hakim olamayacağını anlayan Fransızlar 20 Ekim 1921 tarihli Ankara itilafnamesi gereği 25 Ekim 1921’de şehri tahliye ettiler.

T.B.M.M. Antep’e her türlü zorluk ve imkânsızlıklara rağmen üstün silah ve askeri güce sahip Fransızlara karşı başarılı müdafaa yaptığı için 1921 yılında 93 sayılı kanunla “Gazi”lik ünvanını verdi.



Maraş Cephesi
İngilizler 22 Şubat 1919’da Maraş’a Max Doryan emrinde bir Hint süvari alayını sevk ettiler. Şeyh Adil mevkiinde Transanta rahiplerinin bandosu, Ermeni kızların öpücükleri ile karşılanan İngilizler “Yaşasın İngilizler, Yaşasın Ermeniler...Allah belasını versin Sultan’ın” nidaları ile Uzunoluk’tan geçerek kışlanın önüne geldiler. İngilizlerin buradaki işlerinden ilki 1915’deki Ermenilerin göç ettirilmesi olayının soruşturulması oldu. 1915’de Maraş’ta Sancak Bey’i olan Sivas Valisi İsmail Kemal’in tutuklanıp Maraş’a getirilmesi ise halkta tiksinti uyandırdı.

15 Eylül 1919’da İngilizlerle Fransızlar kendi aralarında “Suriye İtilafnamesini” imzaladılar. Buna göre Maraş, Antep ve Urfa çevreğleri İngilizler tarafından boşaltılarak Fransızlara terk edildi. Bu yolla İngilizler, Türkler tarafından mutlaka savunulacağını düşündükleri bir toprak parçasını Fransızlara bırakarak hem onları ateş içine attı, hem de dikkatlerini Arap toprakları ve petrol bölgeleri üzerinden dağılmasını sağladılar.

27 Kasım gecesi işgal kuvvetleri komutanı Yüzbaşı Andre kale burcundaki Türk bayrağını indirtti. 28 Kasım Cuma günü yataklarından kalkan Maraşlılar doğduklarından beri kalenin burcunda sürekli gördükleri bayraklarını göremediler. Evi kale karşısında olan ve ilk tepkiyi gösteren Hukukçu Mehmet Ali Kısakürek “Alem-i İslâm’a Hitap” başlığı ile bir beyanname yazarak şehrin belirli yerlerine ve o gün Cuma olması münasebetiyle hasseten Cami duvarına astı. Beyannamede “Ey Milleti Necibe-i Osmaniye. Binüç yüz seneden beri Hazret-i Allah’ı ve Peygamber-i Zişanını hizmet ile razı ettiğin bir din ölüyor. Yani ecdadının kanı pahasına feth ettiği bir kalenin burcu barosundaki (bayrak direği) al sancağın bu gün Fransızlar tarafından indirilip yerine kendi bandıraları konuldu. Şimdi acaba bunu yerine koyacak sende birkaç yüz İslâm gayreti hiç mi yok, İğtişaş (coşkunluk) arzu etmeyelim. Yalnız pürvekar (ağırbaşlılıkla) ve azamet olarak al al sancağımızı geri yerine koyalım. Tekrar kemal-i muhabbetle yerimize avdet edelim. Korkma, korkma seni buradaki birkaç Fransız kuvveti kıramaz. Sen mütevekkilen Allah’a kendi mevcudiyetini gösterecek olursan, değil birkaç Fransız kuvveti hatta bütün Fransız milleti kıramaz. Buna emin ol”. “şöyle bilmek lazım ki, muzaffer bir kalenin üzerinde bir yabancı bayrağın dalgalanması ile kılacağın namaz sakattır. (düşmüş, hükümsüz) Haydi, haydi vakit tamam burada göstereceğin fedakârlık Kâbe yolunda yeşil sancağın gölgesinde can vermeye benzer. Ey ulu Müslüman.”

Bu beyannamenin verdiği coşkuya Ulu Camii imamı Rıdvan Hoca da katılınca Maraşlılar tekbir sesleriyle kaleye yürüdüler ve bütün engelleri aşarak kaleye tekrar Türk Bayrağını çektiler.

Maraş’ta bu şekilde başlatılmış olan direniş 11-12 Şubat tarihinde imkân verilmesini istemişti. Buna rağmen 30 Ekim 1919’da Fransız Yüzbaşı Fouguet komutasında 412. Alaydan yarım bölük ile Ermeni alayının birinci taburu ve bir sipahi takımı ile Maraş işgal edildi.

Artık Ermeniler iyice azdılar ve Maraş’ta Kilikya Hükümeti’nin kurulduğunu ilan ettiler. Maraş sokaklarına dağılarak Türk ve Müslüğmanlara hakaret ediyor, din ve mukaddesata dil uzatıyor; Fransız askerleri ise bütün bu olanlara seyirci kalıyorlardı. İçki imal eden rakıcı Ermeni, Maraş’a yeni gelen Ermeni askerlerine kendi yaptığı içkiden ikram ederek onları şereflendiriyordu. Bu Ermeni askerlerden birisi 31 Ekim 1919 günü Uzunoluk Hamamı’ndan çıkmış olan kadınlara saldırarak “Burası artık Türklerin değil, Fransız memleketinde peçe ile gezilmez.” diyerek peçesini zorla kaldırıp ilişmek istedi. Hadiseyi Kel Ali’nin kahvesinde izleyen Türkler duruma derhal müdahale ettiler. Fransız üniforması giymiş işgalcilere nasihat kâr etmeyince Çakmakçı Said ve Gaffar Kabuloğlu Osmanlı kadınları saldırganların ellerinden kurtarmaya çalışırlarken, dipçik ve kurşunla ağır yaralandılar. Bütün bu olanları soğukkanlılıkla izleyen Uzunoluk Camii’nin müezzini Sütçü Hacı İmam “durun bre densizler, Durun bre köpek soyları, Namus günüdür” diye çektiği tabancasını ateşledi. Irz düşmanı nankör Ermeni yere düştü. Diğer devriyeler hadise yerine gelinceye kadar Sütçü İmam Nalbant Bekir’den emanet aldığı atla şehirden uzaklaşarak Bertiz’in Ağabeyli köyündeki Beyazıtoğlu Muharrem Bey’in yanına gitti. Bu arada Mustafa Kemal Paşa 11 Şubat 1920’de Adana, Pozantı ve Maraş’taki Millî kuvvetlere taarruz emri verdi. Fransızlar durumun kendileri için kötüye gittiğini görünce 10-11 Şubat’ta şehri boşalttılar. Ermeniler ise önce Maraş’ın kuzeyindeki Zeytun havalisinde savunma tedbirleri aldılar. Fakat daha fazla dayanamayarak 22 Haziran 1921’de teslim oldular.

Maraş’a gösterdiği bu kahramanlıklardan dolayı T.B.M.M. tarafından 5 Nisan 1925’te “Kırmızı şeritli İstiklâl Madalyası” 7 Şubat 1973 tarihinde de “Kahramanlık” ünvanı verildi.



Adana Cephesi
Mondros Mütarekesi’nden hemen sonra 11 Kasım 1918’de Fransızlar İskenderun’u işgal etti. Hükümet’in işgallere seyirci kalması İtilaf Devletleri’nin yeni taleplerde bulunmalarını kolaylaştırdı. İtilaf Devletleri Türk kuvvetlerinin Pozantı’nın kuzeyine kadar çekilmelerini istediler. İstanbul Hükümeti bunu da kabul edip, Aralık 1918 ortalarında ordumuz bu bölgeden çekilmeye başlayınca bölgenin Türk ve Müslüman halkı tedirginlik duymaya başladı. Adanalıların ilgili makamlara protestolarını bildirip bölgenin Türk yurdunun bir parçası olduğunu ve koparılamayacağını savunmaları İngiliz, Fransız ve Ermenileri durdurmaya yetmedi. Fransız ve Ermeniler 11 Aralık’ta Dörtğyol, 21 Aralık’ta Adana ve 27 Aralık 1918’de de Pozantı’yı işgal ettiler. Dörtyol’u işgal eden ve baskıya başlayan Fransızlara karşı Karaköse köylüleri yolda barikatlar kurarak direndiler. Bu direniş Güneyde ve Türkiye’de halk kuvvetlerinin verdiği birinci ve ilk kurşun savaşı oldu. Ocak 1919’un ilk günlerinde Dörtyol Jandarma bölüğü komutanı Teğmen Karahasan’ın, birliğiyle işgalcilere karşı direnmesi de Millî Mücadele’de askeri birlik adına yapılan ilk kurşun savaşı oldu.

Adana’nın Fransızlar tarafından işgali ve işgallere Ermenilerin de katılması bölge halkının tepkilerinin artmasına sebep oldu. Fransızların Ermenileri kendi kuvvetleri arasında bulundurmasının temelinde “Ermenileri Kilikya’nın kurtuluşuna iştirak ettirmek ve böylece onların milli emellerini gerçekleştirmek için yeni deliller ve destekler sağlamaktı.” Ermeni gönüllüleri, Fransız bayrağı altında ve Fransız üniformaları ile çarpışıyor, fakat özel bir sancakları bulunuyordu. Fransa Hükümeti, bu bölgenin idari işleri ve polis, demiryolları vb. gibi önemli hizmetlere Ermenileri atamıştı.

Adana işgal kuvvetleri komutanı “Ermeniler Türk Bayrağı görülürse tahrik olurlar” gerekçesi ile bayrağın asılmasını da yasakladı. Adana Lisesi’ne Türk bayrağının asılmaması için Bremon müdahalede bulundu. O vakit okul müdürü olan Niyazi Bey “burası Türk irfan müessesesi olduğundan müdahale olunamayacağını” söylemiş ise de dinletememişti. Buna mukabil Ermenilerin istedikleri yere bayraklarını asmaları serbestti. Fransızların resmi günlerinde ya da kumandanlarının veya askerlerinin Adana’ya geliş ve dönüşlerinde zorla Fransız bayraklarını astırıyorlar, asmayanlardan para cezası bile alıyorlardı.

Öte yandan Ermeniler bir “İntikâm Alayı” oluşturmuşlardı. Ali Saip, Ermeni intikam alayını değerlendirirken “Adana’da teşkil edilen Ermeni intikam alayı açıktan açığa zulüm ve istibdat bayrağını açmıştı. Fakat bu alay kimden intikam alacaktı? Ordu terhis edilmiş, Adana vilayeti İtilaf Devletlerinin kontrolü altına girmişti. Fransızlarca bu nam altında bir alay teşkiline ne lüzum vardı? Fakat onların hedefi yalnız Türk Hükümeti, Türk hakimiyeti değildi. Bizzat Türk’ün hayatına son vermekti...”der.

Bütün bu gelişmeler karşısında yetkili makamların bir şey yapamayacağı anlaşılınca halk endişeye düşerek nasıl kurtulacağı ve ne gibi tedbirler alacağını düşünmeye başladı. Arayışların sonunda 1918 Aralık ayının sonunda Adana Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kuruldu. Cemiyet’in başkanlığına Âyan Reisi Rifat, üyeliklerine de eski hariciye Nazırı Nabi Bey, Nafia Nazırı Ali Munif, sabık Halep Mebusu Ali Cenani ve eski elçilerden Rüstem Beyler seçildi.

Cemiyet’in amacı Anavatanla bağlarını teyit ve haklarını korumak hususunda gerekli girişimlerde bulunmaktı. Bu arada İstanbul’da da “Kilikyalılar Cemiyeti” kurularak Fransız ve Ermeni idaresinin kurulmasına karşı çıkılmasına çalışıldı.

Fransız desteğindeki Ermeni vahşeti arttıkça Türklerin direnme gücü de arttı. 1 Kasım 1919’da Adana Cephesi Kuvâ-yı Komutanlığına atanan topçu Binbaşısı Kemal Bey’in idareyi ele almasıyla Fransızlara karşı mücadele şiddetlendi. Pozantı’daki bir Fransız taburu esir edildi. 28 Mayıs 1920’de Osmaniye’yi işgal eden Fransızlar karşılaştıkları direniş sebebiyle mütareke istemek zorunda kaldılar. Fakat mütareke şartlarına uymadılar. Bu yüzden Mustafa Kemal Paşa’da 18-19 Haziran 1919’da mütarekeye uymayarak 20 Haziran 1920’de Nihat Paşa’yı Elcezir’e, Albay Selahattin Adil Bey’i de Adana cephesi komutanlıklarına atadı.

2 Temmuz 1920’de Mihmandar köyü Ermeniler tarafından basılarak 99 Müslüman’ın öldürüldüğü haberi Türkleri galeyana getirdi. 3 Temmuz’da ise Türk birlikleri Şar kasabasını geri aldı. 19 Temmuz’da İçel-Mersin ve havalisi Komutanı Şemsettin Bey, Tarsus’u Fransızlar’dan kurtarmak amacıyla, ellerinde baltadan başka silahı olmayan insanlarla taarruza geçti. Baskın sonunda Tarsus bağlarındaki Fransız askerlerini bozguna uğratarak Tarsus’un şehir merkezine sığınmak mecburiyetinde bıraktı. Fransızların bu savaştaki kayıpları 1200 insan, 200 tüfek, 7 makinalı tüfek ve 5 otomatik tüfek idi. Ayrıca Tarsus’a kaçmış olan Fransızların dışarı ile bağlantıları da kesilmişti. Aynı günlerde Kuvâ-yı Millîye’nin önemli bir merkezi haline gelmiş olan Pozantı’da bir kongre yapılması düşünülmüş ve bu maksatla Kayseri, Niğde, Bor ve güneydeki cephelerden çağrılmış olan delegeler ve temsilciler 5 Ağustos 1920’de Pozantı’ya gelmiş bulunuyorlardı. Aynı gün Fevzi (Çakmak) Paşa ve diğer bazı arkadaşları ile Mustafa Kemal Paşa’nın Pozantı’ya gelmesi ve bir de konuşma yapması düşmanla savaşta büyük bir moral kaynağı oldu.

Adana dışındaki işgal ettikleri bölgelerdeki çatışma ve başarısızlıklarından etkilenen Fransızlar, nihayet buraların Türk vatanı olduğunu anlayarak 20 Ekim 1921’de Ankara İktilafnamesini imzalayarak barış yapmayı tercih etti ve 5 Ocak 1922’de Adana’dan tamamen çekild



Urfa Cephesi
Urfa 24 Mart 1919’da İngilizler tarafından işgal edildi. Ekim 1919’un sonuna kadar Urfa’da kalan İngilizler Fransızlarla daha önce yapmış oldukları Sykes-Picot antlaşması gereğince Urfa’yı Fransa’ya devretti. Fransızlar 30 Ekim 1919’da Urfa’yı işgal ettiler. Fransız askerlerinin Urfa’ya girerken bir kısmının Türkçe şarkı söylemelerinden içlerinde Ermenilerin de bulunduğu anlaşılıyordu. Fransızların Urfa’daki ilk işleri Jandarma Tabur Komutanı ve Suruç kaza Kaymakamını tevkif etmek oldu. Ayrıca kendi emellerine hizmet edeceklerini sandıkları adamları ve hapishane de tutuklu olup henüz hüküm giymemiş bulunan suçluları tahliye ettirdiler. Bu durum Urfa mutasarrıfı tarafından ilgili yerlere bildirilmiş ise de bir sonuç alınamadı. Meselenin ancak kuvvetle düzeltileceği kanaatı hakim olunca bütün milletin silahlandırılarak vatanın korunması kararlaştırıldı. Böylece Urfa’da Kuvâ-yı Millîye’nin kurulması çarelerinin arandığı bir sırada jandarma tabur komutanlığına Ali Saip (Ursavaş) tayin edildi. Ali Saip Fransızlarla mücadele etmek üzere Kuvâ-yı Millîye’yi teşkilatlandırdı. Siverek’ten Said Bey idaresinde Badıllı aşireti ile güneyde Aneze aşireti reisleri düşmanı kovmak için gönüllülerini bu teşkilata verdiler. 15 Ocak 1920’de başlatılması düşünülen savaş ikmal zorluklar yüzünden 8-9 şubat 1920 tarihine ertelendi. Ali Saip harekete geçmeden önce 7 Şubat’ta Fransızlara bir ültimatom vererek 24 saat içinde şehri terk etmelerini istedi. Fakat sonuç alınamayınca 9 Şubat 1920’de çatışmalar başladı; ve milli kuvvetler Urfa’nın yarısını ele geçirdiler. Urfa köylüleri de Suruç ve Bilecik’te ki Fransız birliklerini kuşattılar.

Urfa müdafaası 60 gün sürdü. Nihayet işgal birlikleri, 8 Nisan’da mütareke görüşmelerini kabul ettiler ve 1 Nisan 1920’de silah ve cephaneleri ile birlikte Urfa’yı terk ettiler. Fransızlar buradaki savaşta 250 ölü, 163 yaralı vermişler, kalan mevcutları ile de şehri koruyamayacaklarını anlamışlardı. 11 Nisan 1920’de Urfa kalesine Türk bayrağı çekildi.

Urfa’ya 12 Haziran 1984’de TBMM tarafından Millî Mücadele’de gösterdiği kahramanlıklarından dolayı “Şanlı” ünvanı verildi
 
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Doğu Cephesi bởi Talebe,

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcılar

Geri
Üst Alt